Adı:”Kusva”

MUHABBETİN SAHİBİ’NİN ONA VERDİĞİ AD: “KUSVA…”

Bir veda…

Ötelere ulaşan bir elveda…

Ve bir sevda…

Muhabbetin sahibinin ona verdiği ad:“Kusva…”

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz vefat edince, yol arkadaşı Kusva aylarca mescidin çevresinde dolaştı. Her bir zerre de her bir adım da kokusunu aradı. Sesini özledi. Bakışını, tebessümünü özledi. Tüylerinin ve her bir zerresinin adedince yana yana özledi. Kimse ona dokunmadı. Kimse onu bağlamadı. Sık sık gelip mescidin kapısından içeri baktı. Ve aşıkların özlemini arttıran kendi dilince acı acı hasret naatları yazdı. Üzerine kimse binmedi. Kimse onu ellemedi. Günlerce ağlayarak mescidin kapısında bekledi. Yemedi, içmedi, uyumadı…

Hasret ateşinden zayıfladı…

Sahabelerin gözyaşlarına yoldaş oldu. Hicran ateşinde onlarla beraber kavruldu. Ve son kez mescidin kapsından içeri bakıp çöllere attı kendini. Attı kendini ama hasretten adım atacak gücü dahi kalmamıştı. Tüm varlığından sıyrılıp hasret nezdinde can bulmuştu ruhu. Öyle ya, hicrete dahi tanık olan bir yoldaş idi kendisi…

Aradı zerre zerre en sevdiğini…

Bulmak için ufacık bir iz, günlerce yol kat etti…

Acı dolu haykırışları, en uzak diyarda ki hasretdaşlarını yakıp kül etti…

Ve bir gün sessizce uzattı tekrardan başını mescidin penceresinden içeriye…

Hasret ile yanan gözü yaşlı aşk yıldızlarına baktı.

Nerede benim sahibim?

Hani sevda edindiğim?

Beni sakinleştiren, beni huzurlu kılan elleri nerede?

Hani nerede canımı verecek kadar çok sevdiğim?

Sualleri kaldı ukbada…

Belki o seslendikçe bir ses dokundu ona…

Üzülme, Kusva!

“Kişi sevdiği ile beraberdir.”

Denildi…

Ve bir an teskin buldu belki hasretten eriyen kalbi…

Son kez bir çoban gördü onu…

Koyunlarını otlatırken çölün hasret ufkunda…

Kusva’yı tanıdı o anda.

Nasıl tanımasın ki!

Medine’de üzerinde ki kutlu Misafir kendi evlerine gelsin isteyenlerin, “Kusva nereye çökerse orada kalacağız.” denildiğinde; adına şiir yazılan bir arkadaş o.

Önüne türlü otlar ve yiyeceklerle yalvaranların önüne diz çöktüğü bir yoldaş o…

İlk çöktüğü yere mescid inşa edilen, yönü Cebrail a.s. ile çizilen bir Kusva o…

Çoban nasıl tanımasın ki onu!

Ama…

Bir soru takıldı aklına, Kusva yol arkadaşına kavuşmuş muydu ki acaba?

Kusva…

Kayboldu muhabbet sahralarının, hasret semalarında…

Meçhule giden, vuslata ram bir muhabbet yolcusu oldu sonunda…

Ve…

Yine bir aşık Abdullah bin Menazil…

Nişabur’da yetişen alimlerin en büyüklerinden. İsmi Abdullah bin Muhammed bin Menazil olup, künyesi Ebu Muhammed’di.  Hamdun-i Kassar’ın talebesi olup, zahir ve batın ilimlerinde alim, tasavvuf hallerine vakıf, çok yüksek bir zattı. Keramet ve fazilet sahibi idi. Hadis ilminde de alim olup, çok hadis-i şerif dinlemiş ve yazmıştı.

Şöyle anlatılır: “Ahmed bin Hamidi Esved, Abdullah bin Menazil’e gelerek:

-Rüyamda gelecek seneye öleceğini gördüm, dünyayı terk etmeye hazırlansan iyi olur.

dedi. Bunun üzerine Abdullah bin Menazil buyurdu ki:

-Bize uzun bir süreden bahsettin. Gelecek seneye kadar yaşamaya elimizde delilimiz var mı?  Muhabbet ile arzuladığımız vuslattan kaçmaya gönlümüz var mı? Ebu Ali Sakafi’den işittiğim şu beyitle şu hayatta hasrette dayanabiliyorum:

‘Ey sevgiliden uzun süre,
Kaldım uzak diye,
Aşkından şikayet eden,
Sabret, yarın belki,
Kavuşursun sevgiline.”

diyordu. Ve yine Abdullah bin Menazil buyurdu ki:

-İnsanlar senin su-i zannından, sen de nefsinin vesvese ve hevasından kurtulduğun vakit, senin için vakitlerin en faziletlisidir. İnsanlar edebe, ilimden çok daha fazla muhtaçtır. Allahu teala çeşitli ibadetleri bildirdi. Sabrı, sıdkı, namazı, orucu ve seher vakitleri istiğfar etmeyi buyurdu. İstiğfarı en sonra söyledi. Böylece kula, bütün ibadetlerini, iyiliklerini kusurlu görüp hepsine af ve mağfiret dilemesi lazım oldu.

Yani dünyadan ayrılıp sadece ukbaya yönelmesi söylendi…

Öyle ya, hasrette yanan aşık için vuslat şart olmuştur. Amma vuslatın vakti gaybtır. Ve bu anı da ancak aşkı var eden bilir…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.