Adım Lütfi!

“Masa on ikiyi yarım saat uzat!” diye bağırdı oradan külhan beyi edasıyla.

Elinde kitap hayallere dalmış vaziyette sıçradı yerinden Lütfi abi. Satırlar arasında inşa ettiği filmden kısa süreliğine gerçek hayata dönüş yapmak zorunda kaldı. Doğruldu oturmuş olduğu gıcırdayan eski püskü döner koltuktan, elindeki kitabı masaya bırakırken bir eliyle fareyi kavradı ve ekrandaki sistemden külhan beyinin talimatını uyguladı. “Parayı peşin alıyoruz yiğido!” diyerek karşılık verdi.

Hayatını bilgisayar başında çürüten külhan beyi Salih’in yerinden kalkacak hali yoktu. Bir elinde kola kutusu zar zor doğruldu yerinden. Aylak aylak ana bilgisayara doğru ilerledi. Cebinden parayı çıkardı ve masaya bıraktı. Para üstünü beklerken gözü kitaplara takılmıştı yine. Ne zaman görse hep farklı farklı kitaplar olurdu elinde Lütfi Abi’nin. Sormaya da pek cesaret edemezdi ya bu sefer dayanamadı: “Lütfi Abi be! Sabah akşam kitap okuyorsun. Babam ‘Fazla okuyan adam kafayı yer.’ derdi. Ne yalan söyleyeyim senin kadar çok okuyanı da hiç görmedim. Bak sonra sende… İlerde tırlatmayasın!” dedi elini kafasına götürerek.

Kısa bir gülüş aldı Lütfi Abi’yi.  Böyle dalga geçer gibi sorulan soruya aynı üslupla yanıt vermek lazım gelirdi ama daha işe gireli bir hafta oluyordu. Buradan da kovulmak istemezdi. Daha sade ve öz bir cevap tercih etti. “Kitaplar bir ruhun nefesidir.” Dedi gözlerini ekrandan ayırmadan.

Kafasını kaşıdı Salih. Contalar yanar gibi olmuştu ama sonunda kafasında oturttu cümleyi. “Vay be! Amma da fiyakalı söz ha! Orada mı yazıyor bu şeyler?” dedi. Ama bu sefer ses tonunda o alaycılık gitmiş, gözlerinde bir parlama belirmişti Salih’in. Lütfi abi de bu ışığı kapınca Salih’ten, ne kaybederim ki anlayışıyla atladı hemen söze: “Ohoo…” dedi elini sallayarak “Daha nice sözler var böyle. Merak ettiysen eğer bir tane kendi kitaplarımdan verebilirim. Okur getirirsin.”
Şimdiye kadar okuduğu tek kitap ilkokulda babasının almış olduğu Cin Ali serisi olan Salih biraz düşündü. Sonra kararlı bir ses tonuyla “Tamam olur. Hangi kitaplar var.” diyerek karşılık verdi.
“İstediğin her kitap var. Sen yeter ki oku!” diyerek birlikte kitapların olduğu kutuyu karıştırmaya başladılar.

Elindeki çayı yere bıraktı, masasında açık duran kitabını kapattı ve bir kitabı daha bitirmenin mutluluğu ile koltuğuna yaslandı. “Şu mutluluk başka neyde var ki?” diye içinden geçirirken Salih, Musa, Adem… Mahallenin neredeyse bütün gençleri ellerinde kitap masanın etrafını sarmıştı. “Ne oluyor?” demeye kalmadan Salih girdi söze: “Lütfi Abi biz kitapları bitirdik. Şimdi herkes birbiriyle kitapları değişsin ki böylece herkes her kitabı okumuş olsun dedik. Sen ne dersin?” diyerek grubun sözcülüğünün hakkını veriyordu. Gözlerinin içi gülüyordu Lütfi Abi’nin. “Çok iyi fikir. Hatta aranızda bir kitap belirleyerek okuduktan sonra üzerinde tartışabilir, konuşabilirsiniz.” diyerek ekledi. Bu fikrin heyecanıyla herkes birbirine bakıyordu. Yüzlerdeki o karamsar ve dumanlı internet kafe havası gitmiş, çok değil tam bir ay sonra çocuklar ellerinde kitaplarla dükkanın yolunu sadece Lütfi Abi’ye hal hatır sormak, fikir almak için uğrayan parlak zekalar haline gelmişlerdi. “Çok iyi fikir Lütfi Abi! Biz arkadaşlarla kitapevine uğrayacaktık bugün. O zaman dediğini yapmak için de bir tane kitap bakarız hem.” diyerek elini sıktı Lütfi Abi’nin çıkmak için izin istercesine. Sonra tüm çocuklar… Ve tek tek ayrıldılar dükkandan.

Çocuklar çıktıktan sonra sessizliğe gömüldü yine dükkan. Eski hali yoktu artık buranın. İçeride iki üç kişi vardı sadece. Kafasını içeriye çevirdi, oturan iki üç kişiye baktı uzun uzun Lütfi Abi. Gülümsedi ve kutusundan yeni bir kitap aramaya koyuldu.

Elleri cebinde, dilinde bir şarkı tutturmuş yürüyordu. On ikinci mekanından da kovulmuştu Lütfi Abi. Ama mutluydu. Asıl görevi de zaten buydu onun; kovulmak! Özellikle elinde kitaplarla internet kafe seçerdi çalışmak için. Ne kurtarırsam kardır kafasıyla. Ve hep başarılı olurdu. Okuyan bir nesil çıkarırdı o tozlu dumanlı dükkanların içerisinden. Sonunda kovulurdu ama o zaten buna hazırlıklı olurdu.
Kafasında yeni fikirler tasarlarken duraksadı birden. Bir iki adım geri attı. Kafasını sağa çevirdi, gözlerini kısdı ve ilanı okumaya başladı. “Eleman Aranıyor. Neşe İnternet Cafe”
Hiç vakit kaybetmeden girdi içeri. Etrafa bakındı, ana masayı buldu ve yaklaştı. “Selamün aleyküm! İlanınızı gördüm de hala eleman arıyor musunuz? ” diye sordu Lütfi Abi.
Beyaz gömlekli, işinin ciddiyeti ses tonuna yansımış olan dükkan sahibi Lütfi Abi’yi şöyle bir süzdükten sonra sordu: “Daha önce bu işi yaptınız mı? Yani deneyiminiz var mı?”
Alaycı bir gülüş aldı Lütfi Abi’yi. Sonra devam etti:
“Adım Lütfi Okur. Tam on iki internet kafe çalıştırdım!”

Muhammed Usame ALPTEKİN

Hala yağmurda saçlarının bitkiler gibi uzadığına inanan bir yazar.

Adım Lütfi!” için 2 yorum

  • 24 Nisan 2018 tarihinde, saat 03:26
    Permalink

    😂😂Yüreğinize kaleminize sağlık bu da çok güzel olmuş.Öyle görünüyor ki seyri güzel bir yazarlık yolundasınız. yazılarınızın devamını dilerim İnşaAllah..bu ülkenin sizin gibi genç yaşta insanlığı uyandırma çabasında olan insanlara yazarlara ihtiyacı var.selametle.😊

    Yanıtla
    • 2 Mayıs 2018 tarihinde, saat 19:35
      Permalink

      Canı gönülden teşekkür ediyorum. Hep birlikte yeni bir nesil inşa edebileceğimize ben inanıyorum. Yeter ki safları sık ve düzgün tutalım inşallah. Allahın rahmeti bereketi sadece cami cemaatinin sık saflarına değil kanaatimce. Selametle sağlıcakla efendim. 😊

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.