Aşkın Cezası

Aşkın Cezası

– Açelya kaçınca yüzyıldayız?
– Doktor, bilmiyor musun?
– Düşünüyorum. Ben kadının kalbini açtığımda on yedinci yüzyıldaydık.
– Doktor, dört yüzyıl boyunca ameliyatta mı kaldın?
– Yoo, dört saatte çıktım ama kadının kalbi sanki dört yüzyıl geriden geliyordu.
– Doktor, aşk dört yüzyıl önce de aynıydı, dört saat önce de…
– Biliyor musun Açelya, beni sevmeden öldü.
– Biliyorum, biliyorum, biliyorum…
– ‘Niye sevmedin’ diye sormadım hiç, çünkü uzun yıllardır sevmiyordu beni. Düğününe de gittim. Kocası dışarıda bekliyor Açelya. Söyle bana; şimdi ne diyeceğim ben o adama? ‘Sevdiğin kadın öldü’ mü yoksa ‘sevdiğim kadın öldü’ mü?
– Doktor, sen büyük adamsın. Aşkı biliyorsun. Aşk senin için tanrının bir lütfu… Söylesene, tanrı kaç kişiye bu kadar lütufkâr. Sana aşkı öğretmiş, sana aşkı öğretmiş.
– Tanrı beni sevmiyor. Kaç insan benim gibi cezalandırıldı bu dünyada?
– Dışarı çık, kocası seni bekliyor.
– Sen de gel.
– Hayır. Benim yerim kadınının yanı.
– Hayatımın en kısa konuşmasını yapacağım. Diyeceğim ki: “Aşk bana tanrının bir lütfu. Tanrı beni, ben de o kadını kırk yıldır seviyorum. Kırk yılda bir kez bile bir kadınla yatağa girmedim. Bunun adı aşk işte. Hayatının en güzel günlerinde sen onun yanındaydın. Şimdi de ben, tanrı beni sevdiği için hayatının son nefesinde yanında oldum. Aziz dostum tanrı ikimizi de seviyor. Bizi hiç karşı karşıya getirmedi. Mesela düğününü basabilirdim ama basmadım. Kadını kaçırabilirdim ama kaçırmadım. Seni öldürebilirdim ama öldürmedim. Bunlar ya tanrının lütfu ya da benim aşkımdan… Gerçi ikisi de olabilir. Tanrı beni seviyor, ikisidir bence. Bu arada kadın öldü aziz dostum. Benim aşkıma dayanamayıp öldü. Tabii benim gibi, onu seveni nereden bulacak. Tanrı benden daha çok seviyor demek ki, yanına aldığına göre. Tanrı benim kadar sever mi onu?” Açelya, not al. Tanrıyla görüşmek istiyorum.
– Doktor, bu görüşmeyi sana ayarlayamam. Tanrı burada değil.
– Tamam. O zaman savaşa gidelim. Belki tanrı bizi yanına alır.
– Evet doktor işte bu. Ölümü isteyelim. Ama bunun için savaşa gitmemize gerek yok. Kadınınla burada öl, bu da sana benim bir lütfum olsun.
– Nasıl öleceğiz Açelya? Ben daha önce hiç ölmedim de… Bilmiyorum yani.
– Ben biliyorum. Şu masayı görüyorsun değil mi?
– Evet
– Üstüne çık. Buradan da çarşafı al düğümle ve tak oraya.
– Çok heyecanlı Açelya. Tanrı beni istiyor biliyorum.
– Şimdi doktor kendini bırak masanın üzerinden…
– Açelya, Açelya; boğuluyorum. Boğuluyorum Açel… Açel… Boğulu…
– Ben tanrı değildim doktor sen de günahsız değildin. Her aşkın cezası vardır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir