Bambaşka Bir Tarif

Bambaşka Bir Tarif…

Gözyaşlarının altında yatan öfkeyi bastırmaya çalışmak adına sesli sesli söyleniyordu.
Bu söylemlere nedenler karışıyordu. Nedenler niçinleri; niçinler ise keşkeleri kovalıyordu. Tazecik gelinin hayatından bezmiş söylemlerini sadece dört duvar dinliyordu. Belirgin bir mutsuzluğun altında kopkoyu bir pişmanlık yatıyordu. Sevgi kıvılcımları ne zaman harcanmaya teşebbüs edilse, kaskatı anlaşmazlıklar yolunu kesiyordu. Hayalleri zamanla yerlerini karamsarlıklara ve kuşkulara bırakmıştı. Rüyaları kaybolmuş, huzursuzluk ve uykusuzluk gecelerini kaplar olmuştu. Her günün sabahında ise gözyaşları ve öfke ona yarenlik ediyordu.

Bağırmalar, çağırmalar, ithamlar, tartışmalar bitmek tükenmek bilmez bir geçimsizlik sergiliyordu. Kimi zaman öfkeden bardak çanaklar duvarlarla buluşuyor, kimi zaman yastıklar yerleri öpüyordu. Monotonlukla olan savaşta tek nefes alamayan o oluyordu. Bir şeyler yanlıştı. Ya da en büyük yanlışı evlenmekle yapmıştı. Kadınlık vasfı, sorumluluk bilinciyle birleşince yuva yapan kuş değil de yuvayı komple temizleyen ve derleyen kuş oluyordu. Yaptığı işler o kadar çok zaman alıyordu ki; geriye kendine ayırabileceği dakikaları dahi kalamıyordu. Benliğini saran kasvetle kendini mutfağa doğru attı. Söylene söylene tüm evi temizlemiş. Gözyaşları tükenmişti. Boş gözlerle etrafı önce bir süzdü. Her gün ne pişireceğini düşünmek de bir zulümdü. Buzdolabının kapağını açtı, akşamdan buzluktan çıkardığı tavukları bir kaba aldı. Öfkeyle dolabın kapağını kapadı.
“-Kendime bir yön çizmeliyim artık; sıkıldım her gün evde aynı düzende kalmaktan ve işe yaramıyormuş gibi hissetmekten!” dedi.

Bir yandan kendi kendine konuşuyor, bir yandan da tavuk parçalarını tek tek yıkıyordu. Bir havlu kâğıdı yaydı. Güzelce kuruladı hepsini. Sonra buzdolabından sebzeleri çıkardı. Yemek yapmak ona çok iyi geliyordu. Kesmek, doğramak, yıkamak, kavurmak… Kızdığı herkese mecâzen bir zarar verebiliyordu. Ve ne kin, ne de öfke kalmıyordu geriye, işi bittiğinde… Kabakları rendenin en ince tarafından bir çırpıda geçirdi ve bir kâseye aldı. Üzerine ceviz ve baharatları ekledi. Büyük bir özenle şnitzellerini sarıp kürdanladı. Kürdanları her batırışında gizli bir zevk duyuyordu. Budu, bebeğine iğne saplamış hazzı veriyordu. Aslında bir nevi terapi alıyor sayılırdı. Ne kimse eleştiriyordu, ne de sorguluyordu. Dilediğini katabiliyordu pişirdiklerine… Hem kurallar vardı, hem de hepsini bozabileceği füzyonlar… Ama insanlar öyle mi? Ne kuralları vardı, ne de ayrıcalıkları… Herkes birbirini sorguluyor; herkes birbirini kınıyor ya da çamur atıyordu. En çok kendisini ayrıcalıklı sanan ise, herkesin hayatına müdahale edip karışabileceğine inanıyordu. Tabii işini bilen de hemen cahil kisvesine bürünüp yağ gibi de üste çıkabiliyordu. Hâlbuki kimse kendi hayatına müdahale olunsun istemediği gibi, başkasının hayatına da müdahale etme hakkına sahip değildi.
Evet, yemekte de sebzeler ve baharatlar bir araya karıştırılıyordu. Ama her birinin lezzeti her birinin ayrı bir duruşu vardı. Bazılarının birleşimi kötü bir lezzet oluşturuyordu. Bazı insanların da yanyana kalmaları insanın damağında bu kötü tadı bırakabiliyordu. Bir de insanların bunaltıcı merakları vardı. Hatta bu merak asla bitmek, tükenmek bilmiyordu. Edepten yoksun hayat anlayışına sahip insanlar herkesin özelini merak eder olmuştu. Bekârken çıktığı yok muydu, sözlüyken nişan yok muydu, nişanlıyken nikâh yok muydu, evlenince çocuk yok muydu… Bu sorular asla bitmek tükenmek bilmiyordu. O ise ne başkalarının hayatını merak ederdi, ne de sorgulardı. Herkesin kendine ait bir fikriyatı ve duruşu olması gerektiğine inanırdı. Kadınların eğitimsizliği bu üzerlerine yapışan merak meramını daha da yüceltiyordu. Tabii bir de kayınvalideler, kayınbabalar, görümceler, eltiler, kayınlar… Her biriyle ayrı bir çatışma vardı. Aile hududu kalmamış, insanlar birbirinin ayıbını gizlemek yerine beyan eder olmuştu.  Ahlk kavramını düşündü, gözünde ona göre iki kaide vardı:
‘Kınayanın, kınadığı hal başına gelmedikçe ölmez.
İnsanların ayıplarını bu dünyada örtenin ayıbını da Allah (cc) ahirette örteceğini vaat ediyordu.’

Ahlak elbette ikisinden ibaret değildi ama sadece ikisi dahi yapılsa güzel görüp, güzel düşünen bir varlık oluşabilirdi. Ayıpları örten, sırrı tutan, emanete riayet eden, elinden ve dilinden emin olunan, hoşgörülü ve fedakâr olabilen insanlar ancak güzel ahlaklı sınıfında yer alabilirdi. İyi bir kul olmak kolay değildi elbette…

Elindeki tavukları önce sıvı yağa, sonra susama batırdı, sonra da borcamına özenle yerleştirdi. Fırını çalıştırdığında bir yandan da konuşmaya devam ediyordu. Ne pişirirse pişirsin insan illaki bir aşamadan geçiriyordu. Hayatımızdaki tüm imtihanlar ve zorluklar da, işte yemeğe pişmeden önce verilen şekil gibiydi. Onun nefsini arındırana kadar şekil veriliyordu. Ruhu ve benliği kötülüklerden arınması için önce güzelce bir yıkanıyor… Sonra açılan her bir muharebede ruhunun etleri lime lime doğranıyordu ve piştiğinde daha güzel gözükecek bir hal alıyordu. Ruhun her bir parçası da ayrı bir lezzete yani şuura gebeydi. Ve içerisinde samimiyet, sağduyu, empati yeteneği, kanaat, itaatkârlık, isar, afv ve müsamaha da konunca tadından yenmez bir hal alıyordu. Ve bu aşamadan sonra geriye aldığı olgunluk ve kat ettiği yol nispetinde ya kızgın yağlarda kızartılıyor veya sıcak fırınlarda pişiriliyordu. Kimi zaman da fokur fokur kaynayan kazanlara atılıyordu. Yani; ‘hamdım, piştim, yandım’ diyebilecek hale getiriliyordu.

Fırından gelen güzel kokulara eklenen lezzetli fikriyat; zihnini canlandırmıştı. İçinde tarifsiz bir rahatlama menüsü vardı. Önce makyaj masasında buldu kendini. Bir saat sonra ise çalan kapıyı açtığında saçları yapılı, cici bici elbiseler içerisinde özenle hazırlanmış bir hanım vardı. Masanın düzenine hayran kalan eşine servis yaparken:
“-Hoş geldin!” dedi.
Eşinin ise elinde kır çiçekleri vardı. Yüzünde içinin aydınlandığına işaret bir tebessümle:
“-Özür dilerim” dedi. Ve sınavının notlarını yerleştirdiği her bir tabak büyük bir heyecan, aşk ve olgunlukta yenildi. Sonunda:
“Ellerine sağlık hatun, kimse senin gibi yemek yapamaz.” övgüsüyle methedildi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir