Bir Bookstagram’ın Güncesi II

“Romancı, bir gölün kıyısında durup mantık oltasını bilinç gölüne atan bir balıkçı kadın gibidir. Bazen kuvvetli bir sürükleyiş hisseder ve oltanın misinası parmaklarının arasında hızla kayarken düş gücü derinleri boylar. Sonra mantık, düş gücünü çok uzaklara gitmeden yakalayıp nefes nefese ve düş kırıklığı içinde çekip yüzeye çıkarmak zorundadır…”

 

Virginia Woolf’un bu tanımı sadece yazarlığın ve yazının değil romanında ana temasını ve var oluşunu anlatıyor. İçten bir hesaplaşma ve sürüklenme şeklinde devam eden bir yazım sürecinden sonra duygusal manada romana anlam kazandıran aslında okuyanında kendisi olduğunu söylüyor bir nevi. Yani… Sahne ve oyuncular hazır verilse de elimize içimizdeki duygular ile kitaplar derinlik kazanıyor.

Mart ayının ilk kitabı Yazarın Odası-2 tam da bu konuyu irdeleyeceğimiz bir kitap olarak listeye eklenebilir. Birinci kitaptan tamamen farklı, yazarların röportajlarını bulabiliyorsunuz bu kitapta. The Paris Review’da yayımlanan röportajların çevrilmesi ile Haruki Murakami, Toni Morrison, Alice Munro, Raymond Carver, Saul Bellow, Philip Roth ve Ezra Pound gibi yazarların edebî tavırları, hayat görüşleri, yazma alışkanlıkları, çevreleri ve aileleri, eserleri ve yazım stilleri, hatta edebiyata dair görüşleriyle okura kendi dünyalarını anlatıyorlar. Yeni kitaplarını çok satanlar rafında sıkça görsek de hayatlarını bilmediğimiz bu yazarların başarılarının kaynağını ayrıntılı bir şekilde kendi anlatımları ile görebiliyoruz bu seride.

İkinci okuduğum kitap Tezer Özlü’nün Kalanlar kitabı oldu. Tezer Özlü’den geriye kalanların toplanmış hali olduğunu okudukça anladım. Mesela:

 

“Ben bendim. Zaman yaşanmış zamandı. Birkaç yaşanmamış gün de eklenmişti bu zamana. Kemerle bağlanmıştım. Acılarım vardı…”

 

diyor Tezer Özlü. Kitabın tanıtım yazısı da bu söze atıfta bulunarak “Acılarından kalanlardır bu kitapta okuyacaklarınız.” diyor. Daha sonra yine Tezer Özlü’den Yaşamın Ucuna Yolculuk kitabını okudum. İki kitabı peş peşe okuyunca içimi bir karamsarlık hali sarmadı desem yalan olur. İntiharın eşiğinde olduğunu sözlerinden de net olarak gördüğünüz Tezer Özlü, yazdıklarında yardım sinyali vermiyor da aksine veda ediyor sanki. Sitemleri, serzenişleri, acı dolu kelimelerle anlatıyor okumak isteyenine…

Tezer Özlü’den sonra Merve Özcan’ın Ruhunu Haramdan Sakın kitabını okudum. Bu da daha önceki aylarda bahsettiğim serinin son kitabıydı. Bu kitabı ile alakalı okuduğum yorumlarda “Gereksizdi. ” ibaresi kullanılması hiç hoşuma gitmedi. Bir yazarın içindekiler bitmedikçe, onda hikâye tam olmadıkça o kahramanın sayfası kapanmaz. Bir klişe ile bunu ifade edersek; akacak söz kalemde durmaz.

Merve Özcan’da kaleme aldığı bu kitaptaki veda sözlerinin arasında okuruna kendini çok güzel açıklıyor. Ayrıca Betül ve Ömer’in hikayesi de bir dizi tadında sona eriyor.

Merve Özcan’dan sonra Ağır misafir kitabını okudum. Fakat onca zaman sonraya bu kitabı bırakmış olduğuma çok üzüldüm açıkçası. Çünkü en sevdiğim İbrahim Tenekeci kitabı bu oldu. Evimde ağır misafir ağırlamanın manasını yeni yeni öğrendiğimden mi yoksa güzel sözlerinden mi bilmiyorum, bazı satırları çizip tekrar tekrar okumak için bir kenara ayırdım.

Bu güzel şiir kitabının ardından İçinize Dönün kitabı ile Faruk Yiğit Araz’ın elimdeki son kitabını okudum. Bu kitabın son dönem popülarite adına üretilen söz kitaplarından ve devşirmelerle bezeli yayın malzemelerinden biri olmadığını açıkça belirtmek istiyorum. Sergah Dergi’de yayınlanan yazıları ve mütevazi kitlesi ile kendini geliştiren ve kalemi güzel olan bir yazar, bu yüzden de desteği hak ettiğine inanıyorum.

İçinize Dönün kitabının ardından Stefan Zweig’in en bilinen eseri olan Amok Koşucusu’nu okudum. Ardından da Ay Işığı Sokağı’nı okudum. Burada bir şeyi açıklamak istiyorum. Yapı Kredi Yayınları’nın Modern Klasikler Serisi’ ni bu yıl içerisinde tamamlamaya karar verdiğim için sadece bu yayınevinden alıyorum bu kitapları. Nedeni ise kitabın tanıtımı kısmı oldukça geniş ve kitap hakkında başka önemli yazarların düşünceleri gibi güzel bilgiler içeren bölümlere yer vermiş olmaları. Bence bu tarz kitapların yani klasiklerin başına yahut sonuna muhakkak eklenmeli böyle bilgiler.

Mesela bu kitapta Amok Koşucusu’nun ne olduğunu okuduğunuzda Stefan Zweig’in akıl dünyasına bambaşka bakıyorsunuz. Kitabın yazıldığı dönem ve yazarın hayatı ile alakalı geniş bilgi alabilmek ise kitaplarla daha iyi bağlantı kurmanıza yardımcı oluyor.

Uyumsuzlar kitabı ile Rasim Özdenören’i okumak bu ayın en güzel ve doyurucu farkındalıklarından biri oldu.” diyebilirim. Her ne kadar film kitaptan daha popüler olsa da ben kitabı çok beğendim. (O film bu kitabın filmi değil elbette. J)

Rasim Özdenören her zamanki gibi o kendine has üslubu ile farklı ufuklara yelken açıp bambaşka pencerelerden baktırıyor edebiyat sevdalılarını.

         Bu kitaptan sonra bir Tezer Özlü kitabı daha okudum. Yeryüzüne Dayanabilmek kitabını okumak o kadar zor geldi ki Nazan Bekiroğlu’nun Mimoza Sürgünü’nü kurtarıcı olarak aynı anda okumak zorunda kaldım. Okunması bir gereksinim haline gelen Bekiroğlu’nun güzel ve naif sözleri yüreğime dokundu. Aslında Nazan Bekiroğlu’nun roman üslubuna alışık olanlar için bu kitabı farklı gelmiş ama ben yazar adaylarının muhakkak okuması gereken kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum. Zira çevremizdeki olguları, yazıya aktarabilmenin örneklerini içeriyor bu güzel denemeler. Bu da yapılabilecek alıştırma ve pratikler için birer örnek niteliğinde.

 

“Tamam, estetize ediyorum, idealleştiriyorum, biliyorum. Düpedüz yazıyorum. Romantik olduğum da bir yafta gibi boynuma asılı. Ama ben gördüğümü söylüyorum. Neticede şu yazdıklarımda ben hem mecazlı hem de gerçekçiyim. Yani düpedüz kinayeliyim. Eğer öyle değilse ya ben hayal görmüşümdür ya bana hülya anlatmışlardı.”

 

diyor Nazan Bekiroğlu kendine has o naif üslubuyla. Mimoza Sürgünü’nden sonra Tüfeksiz Hareketler’i okudum. İbrahim Tenekeci’nin köşe yazılarını çok beğeniyordum. Bu kitapta onların bir arada toplanması ile oluşturulmuş. Altını çizdiğim yerleri paylaşsam sanırım uzun olabilir. O yüzden tanıtım yazısından bir küple paylaşmak istiyorum.

 

“Âdem şu çiğdemin bir fikri, şu serçenin özel eşyası, şu taşın yarına kalma kaygısı yok; bunların hiçbiri bende de olmasın…’ diye çok düşündüm. Hatta kendimce birtakım kararlar bile aldım. Ama olmuyor. Bir yandan yazdıklarım vasıtasıyla fikir beyan ediyor bir yandan olmadık şeylerin koleksiyonunu yapıyor bir yandan da yarına daha fazla kalabilmek için tüm gücümle şiir çalışıyorum. Özlediğim veya heves ettiğim dünya ile içinde bulunduğum dünya arasında, kabul etmek gerekir ki, dünya kadar fark var. Doğrudur, bir otun bile iddiası vardır. Fakat bunu asla dile getirmez. Doğrudur, havaya attığımız taş bile tekrara düşmez. Bir kar tanesi bile kendini asla tekrar etmez. Ama biz ederiz.”

 

Bu kitaptan sonra ise yine bir Stefan Zweig kitabı olan Yakıcı Sır kitabını okudum. Tamamen negatif bir his bıraktı bende. İçinde hoş bir idea olmadığı gibi herhangi bir tutarlılık ya da mesaj ya da duygusal bir geçiş bulamadım. Evet, sizi şaşırtıyor. Evet, beklentilerinizi karşılamıyor, size başka bir son veriyor ama okuyucuyu bunca hengâmeye sürüklemesi ve bunun herkes için aynı sonucu göstermemesi beni rahatsız etti…

Bu rahatsızlık dolu yolculuğun ardından Ahmet Bulut’un Allah’a Koşan Genç kitabını okuyunca bu ay tamamen huzuruma geri kavuştum diyebilirim. Ben daha ufak yaşlardayken “Gençlerin İmanını sorularla Çaldılar” diye Emine Şenlikoğlu’nun bir kitabı vardı. Genelde gençlerin sorduğu sorulara pratik ve güvenilir aynı zamanda da tatmin edici cevaplar veriyordu. Ahmet Bulut’un bu kitabı da yeni dönem gençliğini saran ve onların algılarına uyacak şekilde cevaplar içeriyor.

 

Bu kitaptan sonra ise Sunay Akın’ın İstanbul’da Bir Zürafa kitabını okudum. Hikayesi şu şekilde:

 

I. Mahmut’un tahtta oturduğu 1823 yılında İstanbul Limanı’na yanaşan bir gemiden indirilen yükler arasında bir de zürafa vardır. Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’nın padişaha armağan olarak gönderdiği zürafa kendisini ilk kez gören İstanbullular’ın şaşkın bakışları arasında Çinili Köşk Meydanı’na getirilir.

Zürafa, padişahın 27 Kasım günü buyurduğu fermanla görücüye çıkar. Hayvanın ağaçların yapraklarını yiyişi hayranlıkla izlenirken Habeş Ahmet Ağa hazırladığı senaryoyu başlatmak üzere bağırır: ‘Zürafa müteyemmen ve mübarek bir hayvan olup onu eliyle tutarak bir kere gezdiren Müslüman yeryüzünde hiçbir zarar ve ziyan görmez.’ Sonra da hayvandan çok korkan Abdi Bey’e doğru bakarak şunları söyler: ‘Haydi, Müslüman olan gelsin, zürafayı şöyle bir gezdirelim! Kim bu hayvanı gezdirirse cennete gidecektir.’ 

Padişahın ‘Memuldür. ‘ sözü üzerine kendini eller üstünde bulan Padişahın Küpeli Çavuşu Abdi Bey, zürafanın üstüne oturtulur. Abdi Bey’in yalvarmalarından, yakarmalarından korkan zavallı hayvan huysuzlanarak İshakiye Köşkü’ne doğru koşmaya başlar. Bu sırada Abdi Bey’in padişaha seslenişi duyulur: ‘Ahret hakkını helal eyle efendimiz! İlk menzilimiz ecel beşiğidir. İşte bindim gidiyorum. Elveda.’ 

Büyük olasılıkla ‘Bindim bir alamete, gidiyorum kıyamete.’ sözü zürafa sırtındaki Abdi Bey tarafından söylenmiştir.”

 

diyor kitapta. Anlattığı hikayeleri zaman zaman dinlediğim bir araştırmacı yazar kendisi. Bu kitapta da farklı hikayeler ve araştırmaları öyküsel bir biçimde kaleme almış ama doğru mudur değil midirler, yine bir araştırma gerektirir.

 

Bu kitabın ardından Otomatik Portakal’ı okudum. Birçok eleştiriye maruz kaldığı için Anthony Burgess:

“Tüm hayvanların en zekisi, iyiliğin ne demek olduğunu bilen insanoğluna sistematik bir baskı uygulayarak onu otomatik işleyen bir makine haline getirenlere kılıç kadar keskin olan kalemimle saldırmaktan başka hiçbir şey yapamıyorum.”

diyor ama bu kadar popüler bir kitabın ne üslubu ne de içindeki tarz ve tınısı sanatsal değildi. Edep ahlak çerçevesini bir kenara koyalım, bu kadar küfür ve eksi bölümlerle bu kadar popüler olmalı mı bazı kitaplar? Bunu tartışmalıyız, sanırım.

Son olarak da Edebiyata Dair kitabı ile Umberto Eco’yu okudum. Muhteşem kütüphanesini ve yaşam tarzını Yazarın Odası serisinde okuduğum yazarın bu kitabı benim gibi Edebiyat okuyan ve ihtisas yapan birçok kişiye örnek niteliğinde. İçerisinde şemalı ve derin çizgileri olan araştırmalar ve görüşler mevcut. Tanıtım yazısını paylaşmadan yapamayacağım.

 

“Kendime sıkça sorduğum bir soru var: ‘Bugün bana birileri yarın kozmik bir felaketin evreni yok edeceğini söylese yani bugün yazdığımı yarın okuyacak hiç kimse kalmazsa yine de yazar mıyım?

İlk anda buna ‘Hayır.’ yanıtı veriyorum. Kimse beni okuyamayacaksa neden yazayım ki? İkinci anda yanıtım ‘Evet.’ oluyor ama sadece galaksilerin yaşadığı felakette birkaç yıldızın hayatta kalabileceğine ve yarın bir gün birilerinin benim göstergelerimin sırrını çözebileceğine yönelik umutsuz inancım yüzünden. O halde, Kıyamet’in eşiğindeyken bile yazmanın hâlâ bir anlamı var.”

Umberto Eco’nun 1980’lerden başlayarak 2000’lerin başına kadar kaleme aldığı denemelerinin yer aldığı Edebiyata Dair, Dante, Nerval, Cervantes, Borges, Shakespeare, Joyce, Wilde gibi Batı edebiyatına yön vermiş pek çok yazarın metinleri üzerinden edebiyat sorunsalını irdeler: “Neden yazarız? Edebiyatın toplumsal ve bireysel yaşamlarımızda üstlendiği işlevler nelerdir? Edebiyat ile tarihsel olayların gelişim süreçleri arasında ne tür etkileşimler bulunur? Kurmaca dünyaların doğası nedir? Uzam, sözcüklerle nasıl temsil edilir? Metinler kendi aralarında nasıl söyleşir?

Edebiyata Dair, Eco’nun salt kuramcı kimliğiyle değil, aynı zamanda kendi deneyimlerini “samimiyetle” paylaşan bir romancı olarak da rehberlik ettiği, edebiyat evreninde bir keşif yolculuğu…

 

“Bu yıl içerisindeki en verimli aylardan birini geride bırakırken Nisan Ayı kitap tanıtımı yazısı ile görüşmek üzere…” diyorum.

Kitap okumayı seven ve sevdirmek için mücadele eden herkese sevgilerimi muhabbetlerimi gönderiyorum.

 

Kitabın Adı Yazarı Yayınevi Sayfası
YAZARIN ODASI- 2 ÇEV. MEHMET EMİN BAŞ TİMAŞ YAYINLARI 304
KALANLAR TEZER ÖZLÜ YAPI KREDİ YAYINLARI 75
YAŞAMIN UCUNA YOLCULUK TEZER ÖZLÜ YAPI KREDİ YAYINLARI 126
RUHUNU HARAMSAN SAKIN MERVE ÖZCAN PORTAKAL KİTAP 352
AĞIR MİSAFİR İBRAHİM TENEKECİ PROFİL KİTAP 80
İÇİNİZE DÖNÜN FARUK YİĞİT ARAZ HAYY KİTAP 160
AMOK KOŞUCUSU STEFAN ZWEİG TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI 64
AY IŞIĞI SOKAĞI STEFAN ZWEİG TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI 80
UYUMSUZLAR RASİM ÖZDENÖREN İZ YAYINCILIK 144
YERYÜZÜNE DAYANABİLMEK TEZER ÖZLÜ YAPI KREDİ YAYINLARI 168
MİMOZA SÜRGÜNÜ NAZAN BEKİROĞLU TİMAŞ YAYINLARI 280
TÜFEKSİZ HAREKETLER İBRAHİM TENEKECİ PROFİL KİTAP 152
YAKICI SIR STEFAN ZWEİG TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI 96
ALLAH’A KOŞAN GENÇ AHMET BULUT TİMAŞ YAYINLARI 192
İSTANBUL’DA BİR ZÜRAFA SUNAY AKIN TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI 166
OTOMATİK PORTAKAL ANTHONY BURGESS TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI 172
EDEBİYATA DAİR UMBERTO ECO CAN YAYINLARI 400

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.