Bir Bookstagram’ın Güncesi

Merhabalar,

2018’e girdiğimiz ilk dakikalarda Ömer’i uyutabilmek için ayağımda sallarken “Harika Çocuk Nasıl Yetiştirilir?” kitabı elimdeydi. Bütün yılı bu şekilde geçirecek olma düşüncesi o kadar güzel geldi ki bu yazıyı yazmadan yapamadım. Uzun zamandır konu konu hazırladığım kitap tavsiyelerinden sonra ay içerisinde okuduğum kitap tahlillerini de sizlerle paylaşmak istedim.

Ocak ayının ilk kitabı da bilinçli çocuk yetiştirme ile alakalıydı. Aslında bu kitabı okuduğunuz an mesela ilk anda bir Steven Jobs ya da Einstein ya da Bill Gates tarzı bir çocuk yetiştirecekmişsiniz izlenime kapılabilirsiniz. Çünkü size Facebook ve Google kurucularının dahi bu yöntemlerle yetiştiği söylenir ama bu sadece bu yöntemlerle olabilecek bir şey değil elbette. Çünkü “Eğitimin amacı sadece çocuğa bilgi aktarmak değil, her çocuğun tabiatında zaten var olan keşfetme ve öğrenme isteğini uyandırmaktır.” olgusu ile yola çıkıyor kitap.

Kitabın içerisinde sanırım 300’den fazla fotoğrafla

  • Bebek ve çocuk dostu bir ev dekorasyonu nasıl oluşturulur?
  • Görme, işitme, koklama, tatma ve dokunma duyularını geliştirecek faaliyetler nelerdir?
  • 2-3 yaşından itibaren çocuklarınızı; tuvalet alışkanlığı, kıyafet giyip çıkarma ve yemek yeme gibi öz bakımlarını kendi başlarına yapmaya nasıl teşvik edersiniz?
  • 3-4 yaştan itibaren çocuklarınızı sofra kurup kaldırma, toz alma, yatak yapma, yerleri süpürme gibi ev işlerini yapmaya nasıl alıştırırsınız?
  • Çocuğa küçük yaştan itibaren büyüklere saygılı, küçüklere şefkatli ve yardımsever bir biçimde davranmayı nasıl öğretirsiniz?
  • 0-6 yaş çocuklara doğa hakkında nasıl daha fazla şey öğretebilirsiniz?
  • 3-4 yaşından itibaren okuma yazma ve matematiği hangi yöntemle öğretebilirsiniz?
  • Montessori usulü eğitici besin zinciri oyunu ve benzeri faaliyetler nelerdir?

Konuları yer alıyor. Yani 0-6 yaş dönemi içerisinde size uygulayabileceğiniz aktiviteler sunuluyor. Özellikle hoşuma gitmeyen ve katılmadığım bölümü ise şu oldu; çocukların her dinin özel günlerini kutlayarak geleneksel değil de evrensel olarak büyütülmesini önerdikleri kısım. Burada kesinlikle yanlış bir ifade söz konusu. Evrensellik sadece başka bayramlar kutlamakla sınırlandırılamaz.  Ayrıca hoşgörü de bu kadar kısıtlı değil. Kaldı ki bunu tavsiye edenler yazdıkları bayramların içerisine nedense Ramazan ve Kurban bayramını eklememişler!

Açıkçası Montessori yöntemlerini içeren bu kitabı okurken hakkında da biraz bilgi toplamaya çalıştım. Mücadele içerisinde geçmiş hayatı ile 1896 yılında İtalya’nın ilk kadın doktoru olmuş; ciddi manada başarılı bir kadın olduğunu söyleyebiliriz. Aynı zamanda da üniversite profesörü ve aktif kadın hakları savunucusu. Zaten tamamen onun metotlarını içeriyor kitap. Artık çoğu bakım evi ve kreşin üzerinde adını gördüğümüz bu kadınla alakalı az da olsa bilgi de verilmiş kitapta. İçerisinde beğendiğim ve altını çizdiğim bazı öneriler de var. Mesela plastik oyuncaklar yerine doğal materyalli oyuncaklarla oynama fikri benim de hoşuma gitti. Hemen hemen bir bebeğin dikkatini çekebilecek doğal her şeyi hijyenledikten ve zararsız olduğundan emin olduktan sonra keşfedebilmesi ve incelemesi için Ömer’e vermenin yanında diğer aktiviteleri de bir kenara not aldım. Özellikle de ayakkabı bağcığı bağlama şablonu çok hoşuma gitti.

Bu kitaptan sonra ki diğer kitabım Toni Morrison, “Merhamet” kitabıydı. Kadınlar ve özellikle Afro-Amerikan halk kesimi için öncelikli çalışmalara imza atan bir yazar. Bir röportajında özellikle bunun altını çizdiğini belirttiği için bende kullanmak istedim. Eserlerinde genellikle kölelik, Afro-Amerikan kültürü ve özgürlüğü işlediğini ifade ediyor ayrıca.

Sömürü ve insanın metaya olan köleliğinin sonuçlarını acı bir tecrübe ile kaleme alan yazar neredeyse işkenceye varan hayat tarzını gözler önüne seriyor. Konu bu şekilde ama şunu belirtmek istiyorum ki kitap hiç akıcı değil maalesef. Ya çevirmenin hataları var yahut Toni’nin eli akıcı değil bilemiyorum. Beklentilerimi karşılayamadı. Özellikle bazı zamanlar yazım modu sanki çok düşüyor ve ciddi manada akıcılık kayboluyor. Beyazlar ve siyahlar arasında ki çatışmayı, insanların birbirine nasıl köle gibi baktığını ve sanki bir eşya gibi nasıl alınıp satıldıklarını anlatıyor ama kitap sonu tam bir muamma. Yine de orijinal dilini okumanın daha iyi olacağı kanaatindeyim.

Bu akıcılık sorunu yüzünden “Evlilikte Pozitif İletişim” kitabını merhametle beraber okumak zorunda kaldım. Merhametin sıkıcı olduğu zamanlarda Şeyda Hanım’ın yazdıklarına odaklandım. Güzel tavsiyeleri var. Özellikle kitabın içerisinde birçok bilgi ve iletişim şekli tavsiyeleri mevcut. Ama bir danışan olarak ona gitseniz, kitabından daha fazla şey öğrenebileceğinizi ve daha fazla fayda sağlayacağınızı düşündürdü bana. Zira eksiklikler ve kendine sakladığı özel tavsiyeler varmış gibi hissettim. Hayatı ile alakalı bölüm ayrıca güzeldi. Dolu dolu bir başarı öyküsü var yazarın. Lakin fikir de uyuşmadığımız altını çizdiğim satırlar da oldu. Bunlar da özellikle Gayri Müslim ve Müslüman evlilikleriyle alakalı cümlelerle alakalıydı.

Bu iki kitabı birlikte bitirdikten sonra Merve Özcan’ın “Gözlerini Haramdan Sakın” kitabını okudum. Gencecik ve başarılı bir yazarın ilk kitabı; “Huzur Sokağı, Yanık Buğdaylar, Bize Nasıl Kıydınız” gibi eski romanları çağrıştırsa da, elbette daha farklı bir dili var. Yani bugünün gençliğine hitap ediyor. Konu olarak; aşkla beraber, polisiye, biraz da imkânsızlıklar söz konusu. İnandığı değerlere sadık kalmaya çalışan yakışıklı bir polis ve onun aksine rahat bir hayat tarzına sahip güzel bir kız; Ömer ve Betül’ün hikayesi anlatılıyor. İki farklı dünya, iki farklı insan; yolları pek de hoş olmayan bir şekilde kesişiyor. Betül hem Ömer’i ve sert mizacını anlamaya ve bir şekilde de onun farklı dünyasına girmeye çalışırken hem de kendi hayat tarzını, aile ilişkilerini ve gerçek arkadaşlığı sorguluyor ve Betül’ün tek taraflı ilerleyen bu ilgisi, Ömer’in “Benden uzak dur!” ihtarlarına uymayıp bir çatışmanın ortasında hedef noktası olmasına zemin hazırladığındaysa artık her şey için çok geç oluyor.

Ömer ve Betül’ün hikayesinde hoşuma gitmeyen tek şey bazı durumların ütopik olmasıydı. Betül’ün hiç tanımadığı bir kadına sonsuz güvenerek onda kalması daha doğrusu kalabilmesi gibi. Sonra kitapla alakalı yorumlarda da aynı noktaya birçok okuyucunun takıldığını gördüm. Ama yazarın ilk romanı olduğu için bir okuyucu olarak ben kitabın gayet iyi olduğunu düşünüyorum.

Bu kitaptan sonra ise Virginia Woolf’tan “Yazarlık Dersleri”ni, yeni kapağıyla ikinci kez okudum. Çok kısa bir zamanda sonra tekrar okumak başta gözümde büyümüş olsa da iyi ki de okumuşum. Okurken bütün çalışmalarım gözlerimin önünden geçti. Hatalarımı ve eksikliklerimi görme şansım oldu. Hatta ilk kitabım çıktığından bu yana kat ettiğim değişimi yeniden gözlemledim. Moralim ve motivasyonum yenilendi diyebilirim gönül rahatlığıyla. Her ne kadar yaratıcı yazarlık derslerinin yanlış olduğunu düşünsem de kitaptaki tavsiyeler oldukça yerinde. Kesinlikle bunu belirtmem lazım. Genelde ne yazabilirim, sorusunu çok alıyoruz ve bu kitap tam da gelişim kaydetmek isteyen ve yazmaya nereden başlayacağını bilmeyenlere uygun bir kitap.

Gelelim “Genç Anneye Mektuplar” kitabına. Evet, bu kitap literatürde var ama bana göre güzel olmayan eserlerden biri aslında. Şöyle ki; bir annenin hamilelik anından çocuğun okul çağındaki anına kadar geçen sürede karşılaştığı sorunların ve çözüm yollarını ele alıyor ama bariz 3 hatanın direk altını çizebilirim.

1. Şımarık bebek,

2. Çocuğu şiddet ile korkutma (gelen bir hastaya yapmış doktor, şakacıktan sözde)

3. Bebekle annenin aynı yatakta yatmasının götürüleri! En sevmediğim yer özellikse burası zaten.

“Adem Güneş’in ‘Güvenli Bağlanma’ eseri burada devreye giriyor.” diyerek bu kitabı bir kenara bırakmak istiyorum.

Sonraki kitabım “Hiç” ise, Faruk Yiğit Araz’ın ilk okuduğum kitabıydı. Bu kitabın içerisinde İsmet Özel’den Necip Fazıl Kısakürek’e, Mevlana’dan Şems-i Tebrizi’ye daha birçok güzel söz üstadından kalbe bırakılan çağrışımlar, tanıdık ama yepyeni bir bakışla; yeni cümleler okudum. Bazı noktalarda çok tesirli olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Yazdığı kaçıncı kitabı olduğunu bilmiyorum ama elimde iki eseri daha var, muhakkak okuyacağım.

“Allah’a emanet ettiklerin kadar,

Allah’ı şikâyet ettiklerinde vardır.”

diyor kitapta yazar.

“Burası Dünya’dır. İmtihan dolu bir andır. Her hakkında bir hesabı, her hesabın bir meblağı vardır. Madem ki Allah vardır ve hesap sorandır, herkes için Mahkeme-i Kübra yakındır.”

diye de ekliyor. Bu kitaptan sonra ise Shems’in “Toynak Sesi Duyunca Zebra Gelsin Aklına” kitabını okudum. 70’li yıllarda tasavvuf yoluna giren, Amerikalı fotoğrafçı, film yapımcısı, ressam ve yazar Shems Friedlander, bu kitapta klasik tasavvufi sohbet üslubundan ve bu geleneğin vazgeçilmez bir unsuru olan derviş menkıbelerinden bolca kullanarak yeni yaklaşımlar ve bakışlar önermiş. Bizim dilimizde de olan at gözlüğü ile bakma durumunu farklı bir şekilde ifade etmiş aslında. Menkıbelerin çoğunu bildiğim için sanırım, kitabı okurken çok bilindikmiş gibi geldi yazılanlar. Yine de farklı bir kültür de yetiştiği için anlatım farklılıkları dikkatimi çekti. Hatta bakış açısında da kültürel ve olaylara yaklaşım açısından ciddi manada ayrıldığımız noktalar vardı.

Birçok üniversitede hala ders veren, Mısır’ın en saygın yükseköğrenim kurumlarından Kahire’deki Amerikan Üniversitesi’nde görev yapan ve Kraliyet İslami Araştırmalar Enstitüsü (RISSC) tarafından Sanat ve Kültür alanında 2012’nin “En Etkili 500 Müslümanı” arasında gösterilen Friedlander’ın bu kitabı bende ciddi bir tesir bırakamadı. Lakin bu menkıbeleri daha önce bilmeyen birinin, tasavvuf kitaplarını da çok okumamış birinin hoşuna gideceği kanaatindeyim. Bu yüzden elimde ki ikinci kitabına saklıyorum bu etkilenme hevesimi…

Bu ay son olarak Ahmet Bulut’un “Cennete Götüren Namaz” kitabını okudum. Namaz için bir birliktelik kurmuş olmaları ve buna birçok güzel insanın verdiği desteği görünce çok sevindim. Yaptıkları bu güzel çalışmaya resmen hayran kaldım. Namaz kılmakta zorlanan yahut nefsi ile mücadele halinde olanlara önerilebilecek bir eser olduğu kanaatindeyim.

Ocak ayım kitaplar kalın olsun olmasın çok verimli geçmedi. Zar zor 9 kitap okuyabildim. Önümüzdeki ay inşallah ikiye katlayabilirim. Sizlerden de yıllık planlarınız ve aylık okumalarınızla alakalı mesajlarınızı bekliyorum. Tavsiyelerinizi benimle paylaşırsanız çok sevinirim. Herkese muhabbetle selamlar gönderiyorum…

Sağlıcakla ve mutlu kalınız…

1 MONTESSORİ YÖNTEMİYLE HARİKA ÇOCUK NASIL YETİŞTİRİLİR? – TİM SELDİN KAKNÜS YAYINLARI
2 MERHAMET – TONİ MORRİSON – SEL YAYINCILIK
3 EVLİLİKTE POZİTİF İLETİŞİM – ŞEYDA BETÜL KILIÇ – HAYY KİTAP
4 GÖZLERİNİ HARAMDAN SAKIN – MERVE ÖZCAN – PORTAKAL KİTAP
5 VİRGİNİA WOOLF’TAN YAZARLIK DERSLERİ – DANELL JONES – TİMAŞ YAYINLARI
6 GENÇ ANNEYE MEKTUPLAR – DR. WİLHELM STEKEL  – ZAFER YAYINLARI 
7 HİÇ – FARUK YİĞİT ARAZ- HAYY KİTAP
8 TOYNAK SESİ DUYUNCA ZEBRA GELSİN AKLINA – SHEMS  FRİEDLANDER  – SUFİ KİTAP
9 AHMET BULUT – CENNETE GÖTÜREN NAMAZ – TİMAŞ YAYINLARI

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.