Bir Hayalperestin Güncesi

Hayallerimle aramda değişik bir bağ vardı. Onları bırakırsam eğer düşecektim sanki. Zaman içerisinde iç sesimi dışarıdaki seslerden daha çok duyar olmuştum. Odamdaki eşyaların yerlerini ezberlemiştim, karanlıkta ya da gözlerim kapalı halde onlara dokunup bulabiliyordum artık. Uyur gezer gibi görünsem de uykuyu tatmayalı günler, aylar belki de yıllar olmuştu. Her gece aynı kabusla inleyip uyanıyordum ve uyku haram oluyordu.

Şimdi oturmuş sükut eşliğinde yağmur damlasının pencereden kayıp yere düşüşünü izliyordum. İzliyor muydum yoksa bu yine bir hayal miydi? Somutluktan sıyrılıp soyutluk çukuruna düştüğümden beri gerçeklik bir sır olup uzaklaşmıştı benliğimden. Bu duruma düşmemin ana sebebi neydi bende bilmiyordum. Bunları dalgın bir şekilde düşünürken kapıdan gelen tıkırtıyla irkildim.

Yavaşça oturduğum yerden kalkıp kapıya doğru ilerledim, sakince kapıyı araladım. Tam karşımda duran kişinin yalnızca elindeki mumu görebiliyordum, mumun şavkında siluetini az çok görebildiğim bu yüz bana hiçte yabancı gelmemişti. O an karşımdaki kişinin eliyle gel işareti yaptığını fark ettim, hareket etmediğimi görünce de bu işareti tekrarladı. Gidip gitmemek konusunda arada kalmıştım. Beni nereye çağırıyor olabilirdi ki?

Bu soruyla cebelleşirken onu çoktan takip etmeye başlamıştım bile. Odamın açıldığı uzun koridorda önlü arkalı yürüyorduk ve tam balkon kapısına gelince durduk. Kapıyı açıp bana döndü ve balkona çıkmam için yol verdi, çıkınca beni ılık bahar rüzgârıyla bütünleşen karanlık bir hava karşıladı. Şimdi yanımda durmuş bana bir yeri göstermeye çalışıyordu. O yere baktığımda heybetli ve gür yaprakları olan bir çınar gördüm, her yer karanlıkken ağacın etrafı ışıl ışıldı.

Bunun sebebini düşünürken birden yan tarafıma doğru bir bakış attım. Yoktu. Evet, yoktu. Yanım bomboştu ve arkama döndüğüm an yerde yalnızca bir gölge gördüm. Bu gölge ona aitti, ondan geriye sadece bu kalmıştı. Beni buraya getirmesinin ve birden yok olmasının sebebi neydi, o kimdi, benimle neden uğraşıyordu ki? Bu sorular ve kabuslar artık can sıkıcı bir hal almıştı, cevaplarını buluncaya kadar da bana rahat yüzü yoktu.

Aniden yatağımdan kalkıp pencereye doğru ilerledim daha sonra merdivenlerden aşağıya inip bahçeye çıktım. Her tarafı ağaçlar sarmıştı, en son fidanken bıraktıklarım çoktan aşmıştı boyumu. Durup dururken onca zamandan sonra buraya neden gelmiştim, ne arıyordum? Koşarak bahçeyi dolaşıyordum ki bir şeye takıldığımı fark ettim. Yere bakınca ayakkabı bağımın üstünde mavi bir ip gördüm ve bu ipin geldiği tarafa doğru ilerledim. 15 – 20 adım sonra bütün heybeti ve asaletiyle beni karşılayan çınarla göz göze geldik.

Zaman birden geriye sardı sanki, bu ağacı babamla birlikte ektiğimiz ve suladığımız o günlere geri döndüm. Babam gittikten sonra hem ona hemde çınara küsmüş, her şeyden elimi çekmiştim ama bu ağaç ona rağmen direnmiş, anılarıma sahip çıkmıştı. Yıllardır o buradaydı, rüyalarımdaydı ama ben onu daha yeni bulmuştum. Tam dibinde bir tümseklik fark ettim ve ellerimle kazmaya başladım, kazdıkça yağmurun ıslattığı toprak kokusuyla hemhal oldum.

Bir müddet sonra poşete sarılı bir defter buldum ve merakla açıp içini okudum. Bu benim yazımdı, evet hatta yıllar önce tuttuğum günceydi bu. Buraya gömdüğümü hiç bilmiyordum, hem bir günlük neden gömülürdü sahi? Bu kırgınlığımın bir göstergesi olmalıydı, umudumu bu defterle birlikte buraya gömmüştüm ben. İçine göz gezdirirken şu satırlarda duraksadım;

” Umudun derinliklerine daldığın vakit

Ne olursa olsun pes etmezsin.

Ama eğer onu yitirirsen

Cansız bir bedende hapsolursun! ”

Zaten yıllardır cansız bir bedene hapsolmuş, hayallerle avunup durmuştum da bir mucize olmasını beklememiş miydim? Umudumun üzerinde yeşeren bu ağaç beni rüyalarımda bulmuştu da ben onu bulamamıştım. Şimdi anlıyordum, o gölge babama aitti ve bu ağaç ise umutlarıma ama ben bunu onca zaman anlayamamıştım. Karamsarlık gözüme öyle bir perde indirmişti ki ondan ancak bugün kurtulabilmiştim. Aradığım umut ve beklediğim mucize bende, burada, onda saklıydı. Okumaya devam ettim:

”Mucize sensin!

Neden başka yerde ararsın?

Dünyanı karamsarlıktan arındırdığın gün

Yeniden yeşerecek bahara küs dalların,

Çiçeklenecek hayallerine giden yolların,

Umudun olacak yine tek yoldaşın!”

Merve Kaya

'' Nokta büyüklüğündeki dünyada, bir zerre! '' ( Blog: https://uzletgah.wordpress.com/ ) ( İnstagram: @mrvenurkya )

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.