“ Bir Tefekkür Hâli ”

“İz kâle lehû rabbuhû eslim kâle eslemtu li rabbil âlemin    ( Rabbi ona:’’

Teslim ol ‘’ dediği zaman ‘’ Ben, alemlerin Rabbine teslim oldum.’’dedi.

           

İnsan, yüreğinin tüm kapılarını açmalı önüne. Sarıp sarmaladığı ruhunun kördüğümlerini çözmeli. Kendi ser sefilliğine İlah-i adaletin tecelli edeceğini bilmeli ve ümitkâr olmalı insan, zira iman ümittir.

Işık elbette karanlığı deler, akıl kör olur, zaman geriye akar, ruh kalbe teslim eder kendini. Teslim olan ruh, bedenle hemhal olur, kalbi tutuşturur ve öze yolculuk başlar. Tefekkür, Ruh’un hafakanlardan kurtuluşudur; güzel ile çirkini, kötü ile iyiyi, siyahla beyazı ayırmaya çalışmaktır. Dünya gözünün görmediğini gönül gözüyle  seyretmek, sanata bakıp sanatçıyı anlamaktır. Karanlığın ruhumuzu hırpaladığı anlarda susamadıklarımızı susuşlarımızla anlatmaya çalışırken asıl var olanı bize gösterendir.

Bir teslimiyet halidir, tefekkür… Sonsuz bir âlem içinde sonsuzluğu anlamak bir o kadar da güzel olan âlemlerin Rabbini müşahede etmektir.

Çıkmazlarda kaybolan ve çokluk içinde boğulan aklımızı birliğe ulaştırır. Yalnızlık bile yalnızlığımıza yük olur bazen.Bir yorgunluk çöker ruhumuza, günahkâr ellerimizden bir şey gelmez. Bir dua yükselir Yaradan’a teslimiyetin en güzel hali tefekkürle..

Aşk deryasında yüzerken hakikat şarabını içtirir, bütün kapalı kapıları sabır anahtarıyla açtırır. Zahire aldanan gözlere, Rububiyeti okutur alemler içinde.. İsmail gibi kendini kurban edenlerin, İbrahim’ce ateşe atılanların bıçağını köreltir, ateşini söndürür.

“Düşünmez misiniz, düşünenler için açık deliller vardır…”  Bin bir sır taşıyan aleme aç yüreğini, kucakla ne varsa hayra dair, hayrı şerden ayır. Rüzgarın yaprağa dokunuşuyla dokun zaman içinde zamana. Bir yağmur damlasının yere düşüşündeki inceliği, bir tohumun yaratılışındaki sırrı, hakikatin menbaında tefekkür et ve dokundur ruhunun derinliklerine alem içindeki alemi…

Ayakların dolaşıyorsa birbirine, baktığın her yeri bulanık görüyorsan, ölümün karanlık buğusu ürkütüyorsa seni, hakikatin özündeki sırrı göremiyorsan, aynada gördüğün yüz benliğinden uzaksa çoraklaşmıştır sürdüğün topraklar, gaflet uykusuyla sarılmıştır her yanın. Perdenin arkasındakini, sana Rezzak sofralarını sereni göremezsin. Çünkü bizi bizden daha çok bilene tefekkür etmedin, secdeye düşmedi iki damla yaş, dizlerin eğilmedi Yaradan’ın rahmeti önünde…

Ne muazzam sahnedir ki tefekkür; her şey artar, hiçbir şey eksilmez… İki kaşın arasındaki nefis söküldü arzularından, manayı görmeyen gözlere inen perdeler kalktı, ölümün soğuk ve siyah matemi nasılda sıcak ve berrak görünüyor. Aşk ateşinin narında nasılda kavruldu ten, zemherinin ayazında açmaz mı sandın gül.

Fikre düşen ziyan, aklı saran efkâr nasılda yok oldu birden. Susuz kaldığın, bitap düştüğün, harap olduğun bu uçsuz bucaksız çöllerde nasılda seraba kavuştun, yıkandı yüzün hakikatin nuruyla. Yorgun değilsin artık;çiledeki sır, nefesindeki mühür çözüldü. Mana veremediğin, biçimsiz, şekilsiz ve hissiyatsız her şey nasılda vuzuha erdi şimdi…❧❧

Arif OLGUN YEŞİLYURT

Arif Olgun YEŞİLYURT

Önce Okur sonra Yazar/ Münzevi bir Derviş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.