Biz Öleceksek ve Bitecekse Bu Rezalet Öldürün Bizi!

Biz öleceksek ve bitecekse bu rezalet öldürün bizi!..

Halkım dediğiniz ve güya refahını savunduğunuz insanlara eğitim götüren, canını dişine takıp imkânsızlıklar içinde mesleğini yapmaya çalışan öğretmeni öldürmediniz siz! O şehitlikle şereflendi. Ama halkımız dediğiniz ve zerre önemsemediğiniz o insanların eğitimini öldürdünüz. Bir kurşun daha sıktınız oradaki yavrucakların geleceğine. Örnek aldığı bir modeli daha yok ettiniz.

Biz, haklarını savunur gibi yaptığınız o insanları sizden milyon kat daha fazla seviyor, sayıyoruz. Onların geleceğine ışık olmak için kendi alevimizi kendi inancımızla yakıyoruz. Yalnızca eğitime gitmiyoruz oralara. Düğününe, cenazesine, sünnetine gidiyoruz o insanların. Türk bayrağını okuldan alıp evinin damına dikiyor o insanlar. Gelen öğretmeni kapıda karşılıyor ve başköşeye oturtuyorlar. Çünkü biz onlardanız, onlar bizden… Çünkü biz aynı halkız. Biz bir’iz, birlikteyiz. Oralardan medeniyeti siz silmeye çalışıyorsunuz, biz yazmaya.

Biz… Öğretmeniyle, hademe Ahmet Amcayla, eşi Güleser ablayla, veli Şeref ağabeyle, esnaf Mustafa Beyle; anasınıfındaki Merve, 4 deki Ceren, 7 deki Pervin, 8 deki Hamiliye ile; imamımız ve çocukları Musab ve Muhammed ile, bahçesinde ağaç olmayan evleriyle, gün boyu ancak birkaç saat gelen elektriği ile, koyuna gidip de zar zor okula gelen, ekimden önce gelemeyen nisandan sonra kalamayan evlatlarımızla… Sallamıyorum bu isimleri. Bunlar görev yaptığım yerde birlikte yürüdüğüm insanlar. İşte onlar insan. Tertemiz insanlar.

Daha yarım dönem görev yapmıştım. Ara tatile gideceğim zaman “ Veda vakti geldi.” dediğimde öğrencilerimin gözleri dolmuştu. Hanım “Şaka deyin, ben ağlarım ha!” demişti. Pervin “Onun da annesi var, annesi özlemiştir.” Diye Hanıma cevap vermişti. Şaşırdım. Temelli gideceğimi düşünmüşlerdi birdenbire. Ne ara bu kadar bağlanmışlardı. Demek ki öğretmenlerini hemen sevmişlerdi. Sıkı sıkıya sarılmışlardı. Ayrılık der demez yürekleri cız etmişti. Öğretmene bu kadar değer vereceklerini hiç düşünmemiştim. O an büyüdüm. O an daha bir bağlandım. Kim bilir kaç öğretmene daha bağlanmışlardı da sonra hemen kaybetmişlerdi. “Biz alıştık zaten.” Deyiverdi aralarından biri. Kim olduğunu şu anda hatırlamıyorum. Sonra benim de yüreğim sızladı. Bu sızıların sebebi de hep sizdiniz. Ve güya siz hakları savunuyorsunuz da biz ötekileştiriyoruz! Hadi oradan. Okumayan, neyin ne olduğunu bilmeyen bir topluluk işinize geliyor. Hiçbir hakkın canilikle, alçaklıkla savunulamayacağını öğrenmesinler istiyorsunuz. Ne yaparsanız yapın öğrenecekler. Biz öğretmesek hayat öğretecek. Bizim ömrümüz yetmese diktiğimiz fidanlar bir gün yeşerecek. Onlar öğretecek. Bir öğretmenin canını yaktığınızda bir sınıfın daha gözünü açacaksınız. Bir sınıf daha gerçek yüzünüzü görecek. İşte bir sınıfı daha karşınıza aldınız.

Haydi, siz kendi yazdığınız masallarınızla avunun! Biz yine bir tarih, bir destan yazacağız halkımızla. Onlar bizim halkımız! Halkların kardeşliğini de halkların davasını da yeşermiş ve yeşerecek olan fidanlar bizim adımıza öğretecek sizlere! Kafanıza vura vura… İlim, görgü, medeniyet çivisini beyninize çaka çaka…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir