Cevapsız Sorular

Düşünceler bir bir beynimi kemirirken ruhumun sesine kulak vermeliydim!
Ruhumun derinliklerinden gelen o ince sesi dinlemeliydim!
Lakin engel olan pek çok şey vardı ruhumun sesini duymaya.
En başta içinde yaşadığım dünyanın sesleri bastırıyordu kuytuda kalmış o sesi.
Daha sonra insanlar barikat koyuyordu, gidemiyordum.
Öyle ki o sesi duymak için önce sesin kaynağına gitmeliydim!
Ama duymamı engelleyen dünyanın sesleri böyle bir sesin varlığını unutturuyordu.
Unuttuğum bu sese gitmek şöyle dursun yokluğuna alışıyordum.
Yokluğuna alıştığım bir şeyin varlığına da ihtiyacım kalmıyordu.
Yürüyordum, yürüyordum. Ama rotam neresiydi?
Bu yol beni nereye götürüyordu?
Duymamaya alıştığım o sese tam da bu anda ihtiyaç duyuyordum.
Neden mi?
Çünkü o ses ruhumun sesiydi.
Çünkü ben içinde var olduğum ruhum ile yaşıyordum.
Çünkü ruhum bendim, ben ruhtum.
O halde ruhumun sesini kulak ardı edemezdim.
Ruhu kaybolan her insan nasıl kaybolmaya mahkum ise
Ruhunun sesini duymayanlar da
Gittiği yolu şaşırmaya mahkum oluyordu.
Rotasız, amaçsız, başıboş…
Peki dünyanın seslerinin amacı bu muydu?
İnsanların koyduğu barikatların amacı bu muydu?
Neden ruhumun sesini duyamaz oluyordum, neden?
İşte bu sorular üşüşüyordu beynime.
Neden, nasıl, niçin?
Bakıyordum etrafıma, kendinden bihaber olan insana.
Bir de ne göreyim?
İnsan neyi niçin yaptığını bilmiyor.
Koyduğu barikattan haberi bile yok.
İnsanlık bu halde iken
Dünyanın böyle olmasına şaşırmıyordum.
Ben yine kendime sordum
Cevabının olmadığını bile bile.
Ben yine kendimle kaldım.
Cevapsız sorularla baş başa…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.