Çocuk ve Anka

Bir şehir var şu gönlümde,

Küçük, tatlı bir liman ve sandal,

Dalgaların kenarında bir çocuk,

Mazinin derinlerinden de bir müzik.

Dalgaların sesleri mıknatıs gibi…

Çekiyor onu sonsuzluklar sahiline.

Dayanamıyor ve atlıyor sandala.

Şu küçük ve tatlı limandan

Kürek kürek açılıyor ummana.

Ama ne bilsin çocuk kaybolacağını,

Derin suların onu yutacağını?

Tam sulara gömülmenin eşiğinde…

Karşısında, ummanın tam ortasında,

Bembeyaz bir “Anka kuşu” duruyor.

Suların üzerinde sakin bir halde,

İzliyor çocuğu sessiz bir şekilde.

Çocuk telaş için düşünmekte:

“Ne oluyor?” ve bir haykırış kopuyor:

“Niçin bana yardım etmiyorsun.”

“Neden sakinsin, niye sessizsin?”

Ama hiçbir cevap alamıyor tabii ki.

Son radde, son çırpınış geldi, çattı.

Çocuk batıyor ummanın derinlerine.

Ne ses var, ne sâdâ var gönlünde.

İşte o an bir şey ilişiyor gözüne.

Anka’nın uçtuğunu görüyor bir anda.

“Ne olur beni bırakma burada!” diyor,

Gözlerinin feri yitip giderken.

Hayal meyal son kez görüyor onu.

Anka havada kanatlarını çırpıyor.

Artık çırpınışı bırakıp teslim oluyor çocuk,

Umman onu bağrına sürüklerken.

O anda Anka şiddetle çarpıyor,

Kanatlarını ummanın üzerinde.

Ve yarılıyor umman ortadan ikiye.

Hızla aşağı uçup yakalıyor çocuğu.

Sonra uçtukça uçuyor yukarı doğru.

Yükseldikçe yükseliyor semaya.

Öylesine hızlı bir şekilde çıkıyor ki,

Adeta alemler yırtılıyor sesiyle,

Kaf dağındaki yuvasına kadar.

Ahmed Ufuk Özçiçek

"Biz Ahmedî ve Muhammedî bir insan-ı kâmil olmaya çalışan insan-ı acûzuz." Ahmedî

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.