Çocukluk

Çocuk… Aklın hür, kalbin temiz olduğu hayat safhası… Mutluluğun bir gülümseme yahud on kuruşluk ciklete alınabildiği zamanlar…

Ben de çocuk oldum. Hepimiz olduk. Bizim ellerimiz fırıldak oynarken nasır tutardı. Yüreğimiz hop hop atardı. Zamanları vardı oyunlarımızın… Bir bakardık bilye(gülle) zamanı, bir bakardık taso, bir bakardık futbolcu kartları… Dışarda kalan arkadaşlarımız olurdu. Ya da biz kalırdık. Üzülürdük. Bilgisayar sırası bize gelsin de başkası ne yaparsa yapsın, gibi değildi dertlerimiz. Kalbimiz nasır tutmamıştı. Bencil değildik. Hatta elimizde çoğalınca dağıtma yarışına girerdik. Kaybetme korkumuz yoktu.

Zaman nasıl geçerdi? Saatler yoktu hayatımızda. Sabah, öğle, akşam, yatsı kavramları vardı. Yalnız zaman aralıklarıyla muhataptık. Sabah topaç çevirirdik, öğlen kart yahud taso, akşama doğru bilye… Çocukken bile canımızı ihmal etmezmişiz! Güneşi hesaba katar, kendimizi düşünürmüşüz.

Gece olunca uykudan başka bir şey olmazdı gözümüzde. Hülasa her öğünün ayrı bir yeri vardı. Şimdi… Her öğünün aynı… Gece dahi gözler bilgisayarda, telefonda… Beş dakikanın değerini, akşam namazını olunca annemiz eve çağırdığında anlardık. Bilgisayara oturan çocuğun beş dakikası beş saati fark etmiyor! Topacı da sanalda bilyesi de sohbeti de… Akşam zorla eve giren çocuklar artık çocuklarını dışarıya göndermek için zorluyorlar!

Bu hesap neden döndü, nasıl döndü? İrademiz dışında mı, irademizle mi? Düşündük mü? Kendimize sorduk mu? Sorularımız var elbette! Lakin hep karşımızdakilere…

Aynaya bakmak dileğiyle!..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.