Çölün Fiyakalı Hür Adamları

Avuçlarımın arasından damlar kum taneleri.
Kalbimin tam ortasında kanayan kan damlaları gibi
Issızdır gidişleri,
Taze ve sıcak.
Bir bedevi geçer buradan üstü başı sarıp sarmalanmış.
Eskilerden kalma bilinmedik hikâyeleri anlatır…
Güzel kokuyormuş eski, güven kokuyormuş,
Geldiği yerden gittiği yere iz bırakıyormuş,
İşte böyle selam verirmiş gidenler.
En azından selam verecek kadar vefalıdır bazen gidenler…
Kaç vakittir bilmem çölün içinde özgürüm?
Kızdım diye almadığım selamlar için de değil…
Dilediğim gibi çölün istediğim bir köşesinde kavrulabilirim.
Hem yalnızda yapabilirim bunu.
Kalbimden aşinayım.
Daha önce çöle hiç yolum düşmemişti.
Meğer içimle dışım birmiş gibi…
Kliması son model arabalar misali,  buğulanmıyor artık gözlerim.
Hür oluşun çölce armağanı…
Susanlar düşüyor hep bu yere…
Düştü dediysem nimettir.
Düşmek de bir nimettir.
Bazı şeyleri hiç bilmemiş olmak gibi…
İçim, dışımdaki çöl gibi kurak.
Biliyorum haksızlık ediyorum.
En azından yaşadığım bu çöl, içimdekinden daha kötü değil.
Biliyorum Hızır buraya bile gelir.
Biliyorum kaktüs ağacı kalpte yetişmez.
Biliyorum ne halde olduğumu bildiğini.
Çölse kaderdeki… Alın yazısı bile kızgın kumla yazıldıysa…
Terimi silen bir mendil yollasan…
Sana söz; alnımdaki her biri bir ateş tanesi kumun birini bile düşürmeyeceğim terimi silerken…
Azıcık daha dayanırım.
Biraz daha özgür olurum.
Çöl ve güneşin arasındaki sırrı da saklayacağım.
Dayanacağım…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir