Duruşumuz Var Mı?

Bir duruşu olmalı insanın.

Yaşadığına inandığı değil, inandığını yaşadığı; eliyle, diliyle, kalbiyle, tüm benliğiyle davasının özünü yansıtan bir duruşu. Uydurulana değil, indirilene vakıf; son zamanların arsız çığlıklarına inat, medeniyet kokan edebe sığınmış asil bir duruşu…

Zarifoğlu, Biz sakalları şiirle karışık, yüreği Allah ile barışık adamları sevdik, derken tüm meseleyi tek bir cümlede nasıl da güzel özetliyor, öyle değil mi? Bu satırla tanıştığımdan beridir tılsımı hiç gitmiyor yüreğimden. Defalarca bir şeyler kaleme almayı düşünsem de bu mükemmelliği amatörlüğümle debelendirmekten çekindiğimdir, yazamayışımın sebebi.

İşte diyorum, tüm mesele özümüzde. Mesele ömrünü Allah’a adayan bir yolda seni ömrüne yoldaş eyleyecek bir yol arkadaşında. Cebi dolu olmasın mesela, yüreğinde servetlerin en değerlisini taşıyor olması yetmez mi? Yaşı çok mu önemli? Boyu, tipi?.. Hayatı mükemmel şartlarda yaşamak için var edilseydik eğer, Allah her şeyin en mükemmelini, en sevdiğine nasip etmez miydi? Gencecik bir delikanlıyı, kırk yaşında bir bayana uygun gören Allah, elbette ki saadeti kalplerde var etmiştir. Amaç olan değil, araç olan mal mülke önem vermiştir. Öyle ya, amacı zenginlik olan kişi ömründe hep daha fazlası için tüm hırsını bürünüp çalışsa çırpınsa ne yazar? Kefenin cebinin olmamasının yanında boşa giden koca bir ömür…

Ah, ömür… Sen edeple güzelsin. Davayı yansıtan duruşla, taviz verilmeyen çizgiyle yaşanılır olansın.

Ve bir başka dize de Cemal Süreya’dan geliyor: Bir kadını ortadan ikiye böl. Yarısı annedir, yarısı çocuk. Yarası sevgili, yarası aşk. Duyanlar bunu bilmez, görenler anlamaz bunu! Yarısı rivayettir, yarası gece.

Duyanlar bunu bilmez, görenler anlamaz bunu! Artık kadınların da kendi fıtratlarını anlamaya gözleri kör, kulakları sağır. Sıralaması değişti artık yaşamın. Hatta en önemlileri silinmek üzere.

Bir kadın, çorak bir çöle su olamadıktan sonra falanca şirkette yönetici olmuş, çok mu önemli? Cennete çiçek yetiştiremedikten sonra, naif bir yüreğe inşirah olamadıktan sonra çok mu marifet, teni, dili, ırkı?..

Duruşu olmalı efendim, duruşu olmalı bir Müslümanın! Erkek olsun, kadın olsun, çocuk olsun. Özenti içinde yetişen bilinçsiz nesiller yerine, Müslüman duruşlu nesiller yetişmeli.

Kudüs’ü kurtaracak, Haçlı Seferleri’ne direnecek Selahaddinler de, Bizans’a kök söktürecek Fatihler de bir Müslüman duruşun gölgesinde yeşerecek. Ve bizler ya bu duruşa sahip olacağız, ya da bu duruşa olan hasretimiz imtihanımız olacak.

Sorumluyuz, yapılması mümkünken parmağımızı oynatmaktan aciz olduğumuz her şeyden yarın sorumluyuz. Zamanın değiştiğini bahane edip onu lehimize değil aleyhimize kullandığımız her an için sorumluyuz. Bildiğimiz gibi değil, işimize geldiği gibi yaşadığımız için sorumluyuz.

Ah, Zarifoğlu! Yine ne güzel demişsin: Farz et körsün, olabilir, el ele tut, taş al ve at. Kâfiri bulur…

Davamızın kararlılığıyla adımlayacağımız bir ömür duası ile…

Yolumuz Hakk’a çıksın.

Hazal Taş

Sustuklarının emekçisi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.