Eksik Olan Ne?

Bugünlerde çevreme dönüp baktığımda gördüğüm ve sorgulama ihtiyacı hissettiğim bir konuyu sizlerle paylaşmak istiyorum.
Konumuz çevresine karşı kendini kapatıp bireysele dönmüş olan insanların hayvanlara sırtını dönmüş olmaları; insanlara karşı bile güdülen “uzaktan sevme anlayışı” ve asıl korkulması gerekenin insanlar, kendini kötülüğe teslim eden insanlar iken zararsız ve yalnızca insanlara muhtaç olan hayvanlardan korkulması ve görüldüğü yerde kaçılması.
Neden mi bu konu? Bu düşüncelerimin sebebi insanların bireysel olup sırf kendileri için yaşamaya alışmış olarak hayat sürmeleri ve ister istemez bu silsileye benim de katıldığım güruhun artık bunu hayvanlara bile yapıyor oluşuna alışmak istemememdir. Öyle ki her sessiz kalış yaşanılan olayları, yapılan hareketleri sessizce onaylamaktır. Bu yüzden bu konuda sessiz kalmak istemiyorum.
Öyle ki  insanların birbirinden uzaklaşması, yan yana olan kişilerin bile içten içe farklı duygular beslemesi ya da sevdiği halde sevgisini, karşılığını alamayacağı için, gösteremeyişi yani “uzaktan sevişi” sorununun uzantısı yaşama sevgisinin bitişinin ardından doğa sevgisinin ve hayvan sevgisinin de bitiş sürecine girmesine sebep oldu.

Biten sevgilerin yanında bir de başka sorun var. O da hayvanları sevmeyen ya da korkan kişilerin, hayvanları yolda gördüğünde durup onları seven hatta karşı yolda gördüğünde dahi yanına koşarak giden insanlara karşı sanki olmaması gereken bir iş yapıyormuş gibi onların yaptıklarını abes bir şekilde karşılaması. Abes bulunuşunun sebebi de hayvan sahibi olan kişilerin diğer hayvanlara karşı da gösterdiği sevgi. Buna da derim ki “Sevgin ne kadar büyükse o sevgini ulaştırabileceğin silsile de o kadar büyüktür.” İşte bu da yaşayış tarzlarının getirdiği sonuçlar arasındadır.

Diğer bir konu; korku, geri durma, çekinceler… Toplumdaki insanların yan yana olduğu halde birbirinden uzak oluşu, aynı mekan içinde olup kimsenin kimseyi tanımayışı gibi sebepler, kişilerin ortak bir dünyada farklı yaşamlar sürmesine yol açtı. Bu yaşamların sonucunda bireylerin birbirine karşı çekinceleri, iletişim kurmamak için geri durmaları ve bir yerlerde karşı karşıya gelmemek için yol değiştirmeleri gibi haller meydana geldi. Tıpkı insanların arasında bu tip olayların cereyan edişi gibi hayvanlara karşı olan düşünceler de bu yönde ilerledi. Hayvanlarla bağlantı kurmayan, onların yaşamlarına dokunmayan kişiler hayvanlardan korkar ve onları gördüğünde kaçar oldu. Tıpkı insanlar ile bağlantı kurmayan kişilerin insanlardan uzaklaşması gibi… Tabii ki insanlar fobilere sahip olabilirler bu başka mesele ama fobisi olmayan hayvanlardan bu denli uzak oluşunun, insanların insanlara bu denli yakın iken bir o kadar da uzak oluşunun sebebi ne, eksik ne?

Bu sorunların başı, herkesin ihtiyacı olan ve tüm kilitli kapıların anahtarı “Sevgi” ve eksikliğinde yaşanılan “Sevgi eksikliği”dir. Çünkü akıl gibi; kullanıldığında gücünü gösterebilen kavramlardandır sevgi, onu kullanmayanların gösteremediği, hissedemediği ve en sonunda köreldiği… Belki de bu yüzdendir toplumdaki herkesin birbirinden uzak oluşu, kimsenin kimseye tam olarak içini açamayışı ve en önemlisi insanların birbirini yalnızca insan olduğu için sevemeyişi… Çözümü de kimseyi bir çıkardan dolayı ya da bir sebepten dolayı sevmek değil yalnızca insan olduğu için sevmeyi başarabilmektir sevgi anahtarını kullanmak, kilitli kapıları açmak. Ve işleyen demir parlar hesabı kullanılan sevgi de kullanıldıkça parlar bu yüzden her daim işlenmelidir. Ama kimse bu anahtarı kullanmadığında süregelen olaylar meydana geliyor ve sırf bu anahtarı kullanmayıştan kaynaklanan, insanlara muhtaç olan hayvanlara, insanlara, yaşama kısaca her şeye sevgi gösterilmeyiş hatta gösterilemeyiş ortaya çıkıyor.
 

Sevgiyi kullanabilmek için, tıpkı aklın kullanılması için bir çabaya bir emeğe gereksinimin var olması gibi sevgiyi hissetmek, onu kullanmak için de bir çabaya, bir emeğe ihtiyaç vardır. Tıpkı kimsenin emeğini harcamadan para kazanamayışı gibi sevgi gösterilmeden de sevgi alınamaz; sevgi kullanılmadan da o sevgi yürekte hissedilemez; sevgiyle beraber gelen merhamet de kullanılamaz. Bu yüzden kullanılmalı sevgi anahtarı, yokluğunda meydana gelenler görüldükten sonra varlığı için emek harcanmalı, kilitli duran hiçbir kapı bırakılmamalı! En başta insanları sevmeli ki sonra sevgi ile birlikte gelen merhamet duygusu ortaya çıkmalı ve hayvanlara karşı olacak olan sevgi de cereyan etmeli! Böylelikle sevgisizlikten ortaya çıkan korku da alt edilebilir, bizlere muhtaç olan hayvanlara bir nebze olsun sevgi duyulabilir. Böylelikle yaşamdaki eksiklikler de “Sevgi” ile kapatılabilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.