Huzurlu Yorgunluk – Merve Çıtışlı Turgut

Bir defterini, bir kalemini, bir de kitabını aldı yanına. Ne varsa kalbini yoran, içini acıtan bıraktı geride. Kendini bile… Çünkü bazen en çok kendisi yorar insanı. Kendi düşünceleri, kendi yaptıkları, kendi ettikleri… İşte bu yüzden ilk önce kendini bıraktı geride, sonra kalbini yoran ne varsa… Döndü baktı geriye, unuttuğum bir şey var mı diye… Gözü, gönlü takıldı birine, bir şeye. Almak ile almamak, taşıyabilmek ile taşıyamamak ikilemindeyken o, gözünün takıldığı; ‘Farklı farklı, çeşit çeşit yorgunluk vardı. Huzurlu yorgunlar vardı. Hüzünlü yorgunlar vardı. Her ihtimalde yorgun düşeceksin. Hüzünlü ya da huzurlu olacağına sen karar verebilirsin ama’ dedi. Huzurlu yorgunlar kısmından olmak istedi, aldı gözünün/gönlünün takıldığını. Bir defterini, bir kalemini, bir kitabını, bir de gözünün, gönlünün takıldığını aldı yanına. Çıktı bir yolculuğa… Nereye gideceğini bilmeden, haritaya bakmadan.

Kitabını aldı yanına. Çünkü her neyi istiyorsa bulacaktı onun içinde. Bu yolculukta olur da düşerse bir şekilde, açıp bakabilmek için… Çünkü öyle bir kitap ki bu; indirildi sana, çıkasın diye Rabbi’nin izniyle karanlıklardan nura… İlerlerken bir teyze gördü ileride ve bir de amca. Oturmuşlar yan yana, önlerinde bir tas. Yavaşça yaklaştı yanlarına… Teyzenin elinde bir kitap amcaya bir şeyler okuyordu. Amca da okunanların güzelliğiyle beraber, okuyanın da sevgisini hissetmiş olacak ki huzur hakimdi yüzünde. Yorgunluk vardı ikisinin yüzünde ama onlar da huzurlu yorgunlardandı. Daha bir yaklaştı yanlarına:
-“Teyze”, dedi. “Belli ki siz benden önce çıkmışsınız bu yolculuğa. Daha çok gezmiş, daha çok görmüş, daha çok yorulmuşsunuz. Bu yolculuğun süresinin bir zaman bitecek olmasını, yolculuktaki karanlıklara, süse, geçiciliklere aldanmamayı nasıl öğretmeliyim kendime?” Teyze okuduğu yeri bitirdi, bir kenara bıraktı kitabını ve ona dönüp dedi ki:
-“Sıcak bir çorba, avuçlarımda duran sıcacık bir el ve beraber okuyacağımız iki sayfa Kur’an; dünyanın gözümden düşmesine sebeptir.”

Kağıdını ve kalemini aldı yanına. Yolculuktaki her bir anı tek tek kaydetmek, kağıdını ve kalemini şahit tutmak istedi. Sağ omzuna baktı, sol omzuna baktı. Gülümsedi. “Evet, siz şahitsiniz bu yolculuğa, Allah da şahit, biliyorum. Ama ben kağıdım, kalemim, elim, gözüm de şahit olsun istiyorum” dedi. “Ki Allah verdiklerinin, yarattıklarının kullanılabilirliğini görsün bende, ne yönde kullandığımı da. Ve ben bunu bilerek güzel şeyler göreyim, güzel şeyler yazayım, uzak durayım karanlıklardan!”

Gözünün, gönlünün takıldığını aldı yanına. Yolculuğa çıkarken kalbini yoran ne varsa geride bırakabileceğini düşünüyordu. Ama insan kendisini bile bıraksa geride, bırakamadığı şeyler vardı. Kendini bırakmıştı, eksikti bir şeyler. Ve sonra dedi: “O kendim olmam için bende eksik olan şeydi.” Aldı yanına gönlünün takıldığını, eksik tamamlandı.

Eline kalemini aldı ve sonra önüne defterini, yazdı. Sıcak bir çorbanın maddi olarak, beraber okunan Kur’an’ın da manevi olarak yeteceği takılmalar gerekiyor Allahʼım. Ki dünyanın gözümden düşmesi lazım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.