İnsan Kalbine Giden Bilet, Bu Kadar Ucuz Olmamalı!

Hızla ilerleyen teknolojinin içinde, hızla kaybediyoruz tüm kimliklerimizi. Bambaşka suretlere bürünüyor, sırı dökülmüş aynalarda ısrarla kendimizi görmeye çabalıyoruz.

Bocalıyoruz bu hengâmenin içinde. Bir el tutsun, dokunsun sihirli değneği ile kalbimize! Tek ihtiyacımız olan buymuş gibi istiyor, istiyoruz.

Evinde sözü dinlenmeyen ya da tek başına var olmanın hazzını keşfedemeden kişi, sayfa açıyor hızla fenomen oluyor ve sahte alkışlara tutuluyor. 

Eşinden değer göremeyen, boy boy fotoğrafını atıyor, yüzünde sahicilikten uzak bir gülümseme ile paylaşımın altına tonlarca şey yazıyor. Gelsin like’lar, tıklanmalar ve mesajlar! Hop hemen başka bir gönüle kayışlar.

Açıklaması basit ve savunuyor kendini: “Ne yapayım? Eşimden gereken ilgiyi görmüyorum.” İlgi görmemek aldatmaya sebepmiş ne de olsa, öyle diyor çoğunluk. Ama haksız çoğunluk!

Sevmeye, sevilmeye aç ruhlar haykırıyor: “Beni de görün! Ben de burdayım.” diye. Sürekli kalbinden bir canlı yayın yapıyor dünyaya, “Ben de görülmeyi hak etmiyor muyum?” diye. Kalbinden frekanslar yayıyor çaresizce. Düşünsenenize bir anlığına, milyonlarca kişinin yaydığı olumsuz frekansların oluşturduğu kirli enerjiyi. İşte bu yüzden mutsuzluk ağ gibi büyüyor, büyüyor.

Buna değinmeden edemeyeceğim. Son yılların modası da yemek ve dip dibe sırnaşık çiftlerin sayfası.

Önce yemek sayfalarından başlayalım. “Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir.” hadisi -Allah affetsin!- tedavülden kalktı da bizim mi haberimiz yok? Sırf takipçi kitlesi büyüsün diye çeşit çeşit yemekleri bir tıkla paylaşmanın nasıl bir mantıklı açıklaması olabilir? Hala kuytu köşelerde aç uyuyan nice insanlar var. Bildiniz mi? “Aman be hocam, artık açlık mı kaldı? Burası Afrika mı?” demeyin! Bilmediğimiz nice fakir fukara var. Bilemeyişimiz onların istememesinden. Çünkü Bakara 273’de meâlen buyruluyor ki:

“(Sadakalar) Kendilerini Allah yolunda adayan fakirler içindir ki onlar, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremezler. İffetlerinden dolayı bilmeyen onları zengin sanır. (Ama) Sen onları yüzlerinden tanırsın. Yüzsüzlük ederek insanlardan istemezler. Hayırdan her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir.” Çünkü muhtaç olan gerçekten istemiyor, haya ediyor. Tatlış ev hanımlarının bu sayfaları benim açımdan oldukça itici. Ve haklı hiçbir açıklaması yok. E bunlar da haksız çoğunluk!

Gelelim çift sayfalarına. Tamam anladık çok mutlusunuz, inanılmaz yakışıyorsunuz. Sen güzelsin, partnerin de çok yakışıklı. Her gün bir yerde zengin mekanlarda sörf yapıyorsunuz. Tamam bunu da anladık. “Ya ama hocam, onlar butiklerin reklamını yapıyorlar. Biz de faydalanıyoruz. Hoşumuza gidiyor takip etmek. Kafa da dağıtmayalım yani!” Bunu da anladık. Evlisin, çocuklusun, nişanlısın ve mutlusun. ( ki nişanlılığın da belli bir edep ölçüsü vardır, hoş kime diyorum ölçüyü metre, kilogramdan ibaret gören nerden bilsin bunu!) Peki bize ne!

Takip edenler niye eder? İnanın, ben anlamıyorum. Sanırım geride kalmış bir öğretmenim! 

Bir de sosyal medya aşkları var, değinmeden geçersem içimde ukte kalır. Yazıyor kızcağız:

“Ama hocam bu kimseye benzemiyordu. Bu gerçekten başkaydı.”

Pardon, neyi başkaydı?

Diyorum ki: “Kaç defa görüştünüz?”

“Hiç.” diyor.

“Nasıl yani?” diyorum.

“O başka ilde ben başka ildeyim.” diyor.

FesubhanAllah!

“Nasıl herkesten farklı olduğuna inandın peki?” diyorum.

“Sözleri, mesajları farklıydı.” işte diyor. Şiir yazıyormuş. E bu da artı puanmış.

Sonra kişi gidiyor.

Bizim yavrucuk başlıyor acı çekmeye. 

Be mübarek, ilişki mi vardı ki acı çekiyorsun? 

Var olanın bitişi sancı verir. Hiç olmamış olanın değil.

Bu nasıl bir furyadır? Anlamıyorum.

-E hocam, o kadar aşk şiiri yazıyorsun anlamıyor musun? İnancın da kuvvetli. Kaderimiz buradan olamaz mı? 

Olabilir, ona bir şey demiyorum. Zaten senin nasıl yol izleyeceğini bilen Allah, sen o niyetteysen o niyetin sonucunda karşılaştırır. Ki bana bu tehlikeli geliyor.

Arayış yorar insanı. Dipsiz bir boşluğun içinde kaybeder insan kendini. Kendini kaybedenin Allah’ı bulması mümkün değildir. Öyle diyor yazar Yasemin Ünlü: “Kendini arayan kendini kendinde bulur. Değil mi ki kendini bulan, aslında Rabb’ini bulur.”

Velhasıl efendim atarlı halimi bir yana bırakıyor ve diyorum ki:

Sakinleşin! Ara ara sınırsız wifi’nizi ve telefonunuzu kapatıp içinize çekilin! “Benim seçimlerim bu kadar kolay olmamalı! Ben başkalarının paylaşımlarına imrenerek ‘Neden benim yok Allah’ım?’ serzenişine girmemeliyim!” deyin! Yazgıya küsmeyi getirir bu hal ki akabinde Allah’tan uzaklaşmaya sebep olur. Çünkü insan imrenen, haset eden bir varlık. Ne yapsın? Özeniyor onda olmayan, başkasında olan ne varsa. Bu da kopuşa sebep oluyor. Dedim ya; kaderine içerleniyor. Herkes esenlikte bir kendi bahtsız sanıyor. Oysaki vermeyen Allah’ın bildiği öyle çok şey var ki insanın bilmemesi de hayrına. Zira Allah bizim hizmetlimiz değil. (Haşa!) Her arzu ettiğimize kavuşmamız da mümkün değil. Çünkü perde vardır perdenin de gerisinde. Madalyonun göremediğimiz diğer yüzü, ne sırları barındırır içinde.

Sadeleşin, arının! Fazlalıkları halı silker gibi savurun rüzgara doğru! Azaldıkça çoğalmanın hazzını iliklerinize kadar hissedin! Ve kalbinize giden biletin bu kadar ucuz olmamasını sağlayın! Yaratıldıysanız değer buldunuz da var oldunuz. Çünkü “Varlığınız Allah’ın cömertliğinin eseri.” diyor Farabi. Bu varlığınızı olmayacak işlerin içinde çer çöp etmeyiniz!

Neyi tıklayıp, like’ladığımıza dikkat edelim! Bir nevi kişiliğimizi de ortaya seriyor seçimlerimiz, tercihlerimiz. Eksik kalan hangi yanımız varsa, onarabilmeli insan kendi elleriyle. Var oluşu, bir eşyaya, bir nesneye, bir insana bağımlı olmamalı! Çünkü bağlanmaktan öte bağımlı olmayı seven bir hale doğru sürükleniyor savruk hallerimiz. O kalp ki sırrıdır alemin. Ötelere açılan kapıdır; muhabbete yol alan. Açılırsa olmazlara, manasını kaybeder, eriyip gider.

Göğüs kafesinizin içinde durmaksızın atan o kalbimizin hakikatiyle değerini bilmemiz ümidiyle!

Çünkü en çok kalp şikayetçi olacaktır Mahkeme-i Kübra’da. Her şeyin dile geldiği günde, en çok o yorgunluğunu söyleyecektir bir bir.

Rabb’im  utandırma bizleri hem bu dünyada hem de öte alemde! Afiyet ihsan eyle kalplerimize, zihinlerimize!

Vesselam.

Emine Aydın

Âziz İstanbul

İnsan Kalbine Giden Bilet, Bu Kadar Ucuz Olmamalı!” için 3 yorum

  • 20 Ağustos 2018 tarihinde, saat 01:17
    Permalink

    Cümleleriniz kelimesi kelimesine o kadar doğru ki..Son zamanlarda okuduğum en hakikatli , en faydalı yazı diyebilirim. Tebrik ederim 🌸

    Yanıtla
    • 28 Ağustos 2018 tarihinde, saat 14:12
      Permalink

      Gizem hanımcım çok teşekkür ederim 🌷🤗

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.