“İnsan” Kitabının Adı

Bir tohumdu o babasından annesine akan. Bir meyveydi iki insanın gönlünü birleştirmesi sonucu ortaya çıkan. Annesinin içinde gelişti, kendini buldu ve zamanı gelince annesinin kucağında gözlerini açtı. İnsan, insan! Bir su damlası kadar küçükken bir su damlasının susuzluğunu gidermeyeceği kadar büyüdü. Dünya adında bir gezegen vardı ve orada diğer canlılar gibi nefes alıyor, yaşamak uğruna bir takım uğraşlar veriyordu. Küçükken anne ve babasından başkasını tanımayan, dünyaya nasıl ve niçin geldiğini bilmeyen bir varlıktı. Okula gider, hafta sonları arkadaşlarıyla oyun oynardı. Zamanın biraz daha genişlediği bir zamanda büyüdü insan. Erginlik çağına adım attığı dönemlere dünyayı anne ve babasından ibaret görmeyi bıraktı. Diğer evlerin içinde yaşananları merak etti, sokaklara saldı kendini. Lisenin son yıllarına geldiğinde “Üniversite” adında bir kelime tanıdı. O da hiç bilmediği bu kelimeyi diğer arkadaşları gibi benimsemeye çalıştı. Geçen zaman, ona bu kelimenin ne olduğunu öğretti. Çünkü artık o kelime vücut bulmuş, kendisini de içinde barındırır olmuştu. Kazandı bir üniversiteyi ve diğerlerinin geçirdiği sıradan o 4 yılı o da geçirdi. Mezun olduktan sonra işe girdi ve evlendi. Sonra o da anne ve baba oldu. Aslında aynı döngüye geri dönülmüş oldu. Birileri onun varlığına vesile olmuşken o da birilerinin varlığına vesile olmuş oldu. Peki, her insanın aynı döngüde ilerlemesi, sanki sıradan bir romanı tamamlaması normal midir? Bu dünyaya niçin geldiğini sorgulamayan, anlamını keşfetmeyen, yaşamayı nefes almaktan ve herkesin yaptığını yapmaktan ibaret gören insan tam olarak yaşamış olur mu gerçekten?

Kökenine inildiğinde “Canlı” anlamına gelen hayvanattan farklı olması gerekmez mi insanın? Sadece nefes almak insanlık olsa bugün adımladığımız yerlerin ne anlamı kalır? Öyleyse bu şekilde geçen yılları boş zaman olarak değerlendirmemiz yanlış mıdır? Ancak içindeki anlamı keşfeden, kendisini ilgi alanları, düşünceleri yönünde geliştiren insana insan derim ben. Zamanın kıymetini bilen, sevdi mi insan gibi seven, güldü mü insan gibi gülen kişi kâmil olmak adına birtakım adımlar atmış olur. Rabb’ine olan vefa borcunu ödeyebilen mahlukat insan olabilir ancak. Bu bilince sahip olan insanlar diğer insanların olduğu kadar Allah’ın karşısında da çok farklıdır. Zira onlar sıradanlığı, anlamsızlığı, formaliteyi kabul etmeyip kendi yolunu çizebilen insanlardır. Bu sebeple her bir insanı kitaplara benzetecek olursak anlam arayışı içinde olan o insanların kapağıyla, cildiyle, en önemlisi de başlığıyla diğer kitaplardan ayrılacağını, daha çok okunacağını belirtmeliyiz! O daha çok okunan kitaplar, bazı insanların kitaplıklarında yıllarca yerini koruyabilir. O değerli kitaplar, bir tek adıyla okuyucuya pek çok şey anlatabilir. Okurların gözünden sakındığı o kitaplardan olabilmek duasıyla…

Büşra Ay

Öğrenci, İstanbul'da bir üniversitede iletişim fakültesinde öğrenim görmekte. Sertifikalı yazarlık, editörlük, sosyal medya uzmanlığı gibi pek çok eğitim aldı. Kitap fuarlarında çalışıyor. Şu an Sergah Dergi'de yazarlık yapmakta. İletişim için; Facebook: https://www.facebook.com/yazarbusraay Twitter: https://twitter.com/yazarbusraay İnstagram: https://www.instagram.com/yazarbusraay

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.