İslami Mezhepler: İhtilaf mı, Zenginlik mi?

Allah’ın mesajının muhatabı insandır. İnsanların yaşayış biçimleri, eğitimleri, sosyal ve kültürel farklılıklarına göre; İslamı anlama, yorumlama ve uygulamalarında da farklılıklar vardır. İnsanın içinde yaşadığı zaman, bulunduğu coğrafya, siyasi görüşleri, sosyal şartları ve farklı kültürlerin etkisi; değişik, renkli hatta zengin yorumların ve anlayışların oluşmasını sağlamıştır. Kur’an-ı Kerim’ deki ayetlerin üslubu, farklı zamanlarda farklı sebeplerle gelişi insanların düşünüş ve anlayışlarındaki farklılıkları ortaya çıkarmıştır.

İslami mezhepler tarihine baktığımız zaman, mezhep kurucuları veya ileri gelenlerinin temel çıkış noktası Kur’an-ı Kerim ve Sünnete dayanmaktadır. Savunduğu görüşün Kur’an ve sünnete tamamen uygun olduğunu hatta en doğru görüş olduğunu ileri sürebilmektedir. Kendi mezhebini din ile özdeşleştirmektedirler. Bu anlayışları insanların siyaset ve dünya işlerine düşkünlükleriyle; egemen olmak, başkalarına hükmetmek arzusuyla bazen açıkça bazen de şuur altlarında taşıdıkları özellikleriyle açıklanabilir.

İslam düşüncesinin tarih boyunca gösterdiği en verimli gelişmeler, mezheplerin doğuş dönemlerinde olduğunu bilmeliyiz. Muhtelif fırkaların, zümrelerin Kur’an-ı Kerim’i ve sünneti farklı açılardan değerlendirmesi Müslümanlara yeni ufuklar açmıştır. Geniş fikir zeminleri oluşmuştur.

Mezheplerin sayısı ve akıbetleri hakkında değişik rivayetler bulunmaktadır. Bu hadislerden en çok bilineni şudur; ‘ İslam ümmeti yetmiş üç fırkaya ayrılacak ve Resulullah (sav) ile ashabının yürüdüğü yoldan olan biri dışında diğerleri cehenneme gidecektir.’ Bir diğer rivayet ise el –Makdis’i tarafından zikredilen Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: ‘ Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Onlardan yetmiş ikisi cennete, biri de cehenneme gidecektir.’ şeklindedir.

Hz. Peygamber (sav), Cabir ibn.Abdullah’tan rivayet edilen bir hadisinde şöyle buyuruyor.’ Resulullah’ın (sav) yanında idik. O yere bir çizgi çizdi. Bu çizginin sağına iki, solunada iki çizgi daha çizdi. Sonra elini ortadaki çizgi üzerine koydu ve dedi ki: Bu Allah’ın yoludur. Sonra şu ayeti okudu: Bu benim dosdoğru yolumdur, ona uyunuz; Başka yollara uymayınız ki onlar sizi Allah’ın yolundan ayırır.( En’am, 153) Ayrıca Al-i İmran suresinin 103. Ayetinde
Toptan Allah’ın İpine sarılın, ayrılığa düşmeyin’
ayeti mezhepler tarihi açısından özellikle üzerinde durulması ve anlaşılması gerek ayettir. Bu ayette ki ‘Allah’ın İpi şüphesiz Kur’an’dır. İnsanlar arasındaki farklılıkların sınırı Kur’an-ı Kerim olmalıdır. Farklı düşünceler ve anlayış şekilleri bu ayeti kerimede geçen ‘ Allah’ın ipi’ ni’ aşma çabası içine giriyorsa tüm zenginlikler, renkler ihtilafa dönüşür. Doğru yoldan, istikametten sapmak anlamını taşır. Öyle ise doğru yolu(istikameti) oluşturan esaslar nelerdir diye sorabiliriz. İmam Gazali’ye göre bunlar: Tevhid, Nübüvvet ve Me’ad’ dır.

Dini bir kanunun inanç meselesi sayılabilmesi ve de Müslümanların iman edilmesi gerekli haller sayılabilmesi öncelikle, Kur’an’ın açıkça ifade ettiği ve hükümlerle itikad ve iman edilmesini emrettiği ve Müslümanların da, kabulü hususunda ittifak edip, hakkında herhangi bir ayrılığa düşmedikleri her şey İslam akidesidir.

‘ Hakikat bütünüyle kavranamaz’ anlayışı İslami Mezheplerin ortaya çıkışında önemli etkenlerden biri olmuştur. Çünkü hakikat, geçmişte olup biten veya gelecekte olup bitecek, başı sonu belli çizgisel ve zamansal bir hareket veya ibare değildir. Niceleri hakikati tefsir etmeye çalışmakta niceleri de tevil etmekle uğraşmaktadır. İhtilaflar çeşitlilik oluşturan farklılıklar gibi, farklı kulvarlarda hakikati aramak olarak algılanırsa zenginliğe dönüşür.

 

Arif Olgun YEŞİLYURT

Önce Okur sonra Yazar/ Münzevi bir Derviş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.