‘İsrâil, Türk Milleti’nin dostudur’ mu acaba?

ya Kahhâr..!
ya Kahhâr..!
ya Kahhâr..!

Hangi yazar, hangi yazısına “Kahhâr” ile başlamıştır?
Hangi mütefekkir, hangi fikrini “Kahriyye” ile izâh etmiştir?
Ben dünkü yazar ve ben büyük mefkûrenin soluğu yetmez müdâfiî; bu yazıma “el-Kahhâr” ile başlıyorum..

Allah’ın kahrının kana susamış kâtillerin üzerine, Allah’ın gadabının cana susamış cânîlerin üzerine ve Allah’ın azâbının bacımın iffetli libâsına, kardeşimin sâfî niyetle Müslümanlara uzanan sâmimi yardım elinin önüne engel duran necis, ahlâksız, ğayyâdan çıkmış çağdaşlık, aydınlık (!) setini koymak isteyenlerin üzerine olmasını Yüce Rabbim’den niyâz ederek başlıyorum bu yazıma.. Çatık kaşlar ile, soğuk sözler ile, nefretli bir kalem ile yazıyorum bu yazımı. Hatâya düşüp düşmediğini muhâsebe etmekten dolayı uykuları kaçmış, iştâhı bozulmuş, canı sıkılmış, kalbi gadablanmış biri olarak yazıyorum bu yazımı..

Sert bir giriş mi oldu? Tanıyanlar düşünür mü ki; böyle bir insan değil idi; n’oldu da böyle yazıyor?! El-hakk doğrular. Biz tabiâtça nâif ve mütebessim bir insanız, pek öfkelenmeyiz, kahretmeyiz. Ama İslâm Coğrafyasında, ümmet coğrafyasında öyle şeyler vûku’ buluyor ki; hâlimizin değişmemesi nâ-mümkün!

Peygamberler öldürmüş, Hâteme’n-Nebî, sâhib-i Sırr-ı Levlâke Levlâk (asm)’a öldürme niyeti ile defâlarca tuzak kurmuş topluluk. Hz. Osman’ın, Hz. Alî’nin, Hz. Talhâ ile Hz. Zübeyr’in ve daha birçok sahabenin kanının ellerine bulaştığı, Hz. Osman’ın şehid edilmesi ile fitne kapısını kıran, Hz. Hasan’ı şehid ettiren, Hz. Hüseyin’i Kerbelâ’da kestiren, İslâm’da ilk tefrîkâ ile binlerce tefrika çıkaran, asırlardır insanlığın başına belâ olmaktan başka halta yaramayan bir topluluk. Savaşların müsebbibi, devletlerin, devlet adamlarının patronu, Osmanlı’nın son yüz yıllık tüm vak’âlarının fâili, pâd-î şâhlar kâtili, 2. Abdülhâmid’in hall’inin aktörleri, 1988’den bu yana Filistin’in, başının belâsı olan “İsrâil” ismi ile mâ’rûf; Allah’ın lâ’netine müstehâk olmuş bir azgın topluluk var; hepimiz biliriz.

Hani milyonlarca Müslüman’ın kanını döken İsrâil.
Hani milyonlarca çocuğu anasız, babasız; milyonlarca anayı, babayı evlâdsız bırakan İsrâil.
Hani insanları vatanından, topraklarından, evinden, yerinden, yurdundan koparan İsrâil.
Hani babasının kollarında can veren Muhammed Durrâ’nın; örtüsünü açmadığı’çin kurşuna dizilen 18 yaşındaki Hudeyl’in kâtili, 17 yaşındaki Muhammed’e benzin içirerek diri diri yakan vahşî, lânetli milletten İsrâil’den bahsediyorum.

İslâm’ın ilk kıblesi, Nazlı Nebî (sav)’nin İsrâ’ ve Mi’râc Mûcîzesini yaşadığı mazlûm, mahzûn, Mescid-i Aksâ’yı zapteden ve çamurlu, necîs ayakları ile Mescid-i Aksâ’ya girip talan eden, Rabbimin kelâmı Kur’an-ı Hakîm’i yerlerde süründüren İsrâil şeytânlarından bahsediyorum. Bunları neden uzun uzun yazıyorum biliyor musunuz? Hani 3 gün önce, hükûmetin sözcüsü konumundaki adamın “İsrâil, Türk milletinin dostudur.” sözlerine karşılık; İsrâil’in bizim dostumuz olmadığını ‘delîlleri’ ile göstermek, vicdanlarınıza sunmak için yazıyorum. Ben yazayım, siz gözünüzün önüne getirin. Getirin ki; kim dost, kim kimin dostu; iyice görün, anlayın. Peygamberler katleden, ümmetin başına belâ üstüne belâlar getiren, bacımın örtüsüne patilerini uzatan köpekler benim ve benim necib, dindâr, mâ’nevîyatlı milletimin dostu olmaz, olamaz. O-la-maz!!!

Bu millet sizi desteklemiş ise kara kaşınız, kara gözünüz için değil; ümmetin yanında olasınız, milletin, soydaşlarımızın yardımına koşasınız diye destekledi. Yolmuş, köprüymüş onlar işin vitrini. Evvelen bunu bir yazın! İsrâil’e diz çöktürmenizi bekleriz biz; ‘onlar bizim dostumuz’ deyip; diz çökmenizi değil! İkinci bir çözüm süreci vak’âsına dönüşmesinden korkarım. Biz kan yok, şehid yok, dost olduk, kardeş olduk der iken; dağdaki parkalılar, şehirdeki, kravatlılar silah depolamış; o depoladıkları silahlarla Müslümanları, bu milletin kınalı kuzularını ATM’den para çekerken, uyurken, âilesi ile alış-veriş yaparken sırtından, arkasından vurmuşlardı. Şimdi Pazar günü “dostumuz” dediğiniz İsrâil her gün bu eylemlerin bin mislini Filistinli bebeklere, gençlere, kadınlara yapıyor.  Ayık olun!

Müslümanın, müslümandan başka dostu yoktur, olamaz. Hele Yâhûdîlerden, İsrâil itlerinden bir Türk’e, bir Müslüman’a hiçbir şey olmaz. Onlar vakti zamanında Allah (cc)’ı kandırdıklarını –hâşâ- düşünmüşler, Peygamberler öldürmüşler, Allah’ın ve peygamberlerinin kıymet verdiklerini katletmişler ve katletmeye de devâm etmektedirler..

Bu yazılarımdan dolayı o partinin sempatizanları beni hemen aforoz etmeye kalkabilirler ya da karşıt görüşlüler gömü bulmuş gibi “ya, gerçeği gördün nihâyet” diyerek şâha kalkabilirler. Oturunuz efendim. Derdimiz herhangi bir tarafı karalamak değildir. Derdimiz ümmet derdidir.Seçimlerden sonra “ümmetin kazandığını” söyleyen ben; o “dostluk” açıklamasından sonra ümmetin yara aldığını söylüyorum. Özür dilenmeli, yanlış değerlendirilidiği söylenmelidir. Rabbimiz buyuruyor ki:

 “Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dostlar edinmeyin. Onların bazısı, bazısının dostlarıdırlar. İçinizden kim onları dost edinirse şüphe yok ki, o da onlardandır. Muhakkak ki Allah o zalimleri hidayete, doğru yola iletmez.” (Mâide Sûresi, 51)

Bir iki sözüm de Eskişehir Osmangazi Üniversitesindeki ve ODTÜ’deki Müslüman kardeşlerimize yapılan saldırılara olacaktır. Müslüman bir ülkede, ehl-i salât, mücâhid ağabeylerimize, kardeşlerimize, gönüllü mücâhide bacılarımıza yapılan bu saldırıyı kınıyor, lâ’netliyorum. Aslında bunların bu kadar azmasının sebebi doğu ve güneydoğudaki hâin gürûhunun kahraman ordumuzca itlâf olunmalarıdır. Dinsiz, gayretsiz ayyâş takımı, akılları sıra misilleme yapıyorlar. Müslümanlar genelde maâ’l-esef çözük ve ayrıktır ama bu gibi vak’âlarda cihânın karşısında tek yürek, tek bilek dururlar. Biz, O’nun (sav) ümmetiyiz. Pes etmek yoktur. Korkmak, pısmak yoktur mî’zâcımızda.

Hele ki Türkler! 40 kişi ile Çin Sarayı’nı basmış Kürşâd’ın soydaşları Türkler; toprağı işleyemediği, kurak kaldıkları hasebi ile sıkılmış ve Orta Asya’dan ayrılmayı çâre olarak gördükleri için batıya gelme niyeti ile geldikleri gibi de nice kavimleri önlerine katmış, koskoca Roma İmparatorluğu’nu ikiye biçmiş Kavimler Göçü’nün mî’mârı, asırlar kapatan, asırlar açan, imkânsızları Allah’ın izn-i inâyeti ile mümkün eden Osman Gâzî’nin, karadan gemi yürüten Fâtîh’in, çölde susuz, azıksız kalmış iken ve yolunu kaybedecek iken rehberliği Hâteme’n-Nebî (sav) tarafından üstlenilen Yavuz’un, “Ben cümle cihânın hükümdarıyım, sen ise Fransuva’sın” diyen Kânûnî’nin, dehâsı ile en karışık dönemde bir avuç toprak kaybetmemiş, dünyanın tüm ülkelerine câsuslar gönderen imânlı, muhlîs, evliyâ pâdîşâh 2. Abdülhamid’in torunları Türkler’in ve onların asırlarca gönüllü tebaâsı ümmetin karşısında onların cılız ideolocyaları dayanabilir mi ?!

Son söz niyetine…
Geçtiğimiz hafta kaleme aldığımız “Hz. Pîr Abdullah Fârûkî el Müceddîdi (KS)” ile ilgili aldığım müsbet yorumlardan dolayı herkese teşekkür ediyorum. Biz ancak işittiklerimizi ve şâhîd olduğumuz sevgilerden istîdâdımıza düşenleri, ruhumuza yansıyanları, idrâk edebildiklerimizi kalem vâsıtası ile sayfalara inzâl ettik, o kadar. Çok sevdiğim; kitablarını, sözlerini, ‘ale’r-râ’sû ve’l-ayn’ tâ’kîb ettiğim gönül insanı, dergimizin de yazarı Fâtih Duman’ın İsimsiz Kitabı’nın 123. sayfasında yazan eşsiz kelâmı paylaşmaktan sürûr duyuyorum:

“En doğrusunu ancak Allah bilir.
Kalem O’nun…
Kitap O’nun…
Gönül O’nun…”

Ve’s-Selâm..

Tahir Ceyhun Yıldız

1993 yılının soğuk 1 aralık gününde Eskişehir'de doğdum. Liseyi Eskişehir Anadolu İmam-Hatip Lisesi’nde tahsil ettim. Lisans eğitimimi Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde sürdürüyorum. Şiirlerim ve yazılarım Eskişehir’de yerel bir dergi olan Genç Birlik Dergisi'nde, Konya merkezli ve 5 sayı çıkarılabilmiş Sahhaf isimli matbû dergilerde yayınlandı. Yetkinliğe ilk adım olarak Sergâh Dergi'de yazmaya başladım. Daha sonra Halâskâr Dergi, Efendi Dergi, Şiâr Dergi ve Özlenen Rehber Dergisi’nde yazılarım yayınlandı. Türkülerin gücüne, kuvvetine inanıyor; ilhâmı türkülerden alıyorum. Kitapların varlıklarına her ân ihtiyâç duyuyorum... Eskişehir’de faâliyet gösteren bir haber ajansında editörlük yapıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.