Karanlığın En Koyusu – Emine Yıldız

Bu ne karanlık böyle! Siyahın hangi tonunda yaşıyoruz? En koyusunda yalpalarken daha da batıyoruz o dipsiz gayyaya. Ömrümüzün yanmakta olan bir mum gibi usul usul çelimsizleştiği son duraklardayız. Kendimizi hayatın tozlu yolundan alıkoymaya çalışırken bir o kadar daha kirleniyoruz. Tükenmekte olan nefesimize, son çırpınışlarını yaşatırken içi boşalan “dert” kelimesini her fırsatta zikrediyoruz. “İçi boşalan” diyorum çünkü gözlerimizi açıp etrafımıza baksak aslında çok ufak şeylere dertlendiğimizi göreceğimizi biliyorum. Elbette herkesin derdi kendine büyük fakat karanlığın griye dönmeye başladığı yerde anlayacağız, kimi insanların sırtında ne denli ağır yükler taşıdığını.

Avcunun içinde misafir etmeli insanoğlu, “Lâ” ile başlayan cümlenin meftunu olanı. Kardeşinin gözünden bir damla yaş süzülse yaşarmaz mı onunkiler de? Sızlamaz mı yüreği apansız bir sancıyla? Peki bizde noksan olan ne? Niçin kardeşlerimizin sessiz çığlıklarına nara olamıyoruz? Üzülüyoruz, dualarımızda daimi misafir ediyoruz lakin şairin de dediği gibi biz “Kısık Sesler”, bir türlü deva bulamıyoruz daha fazla Müslüman kanı dökülmesin diye. Kan donduran zulmü izleyip ciğerimizi yakan bu ateşi sadece “Yazık, Allah yar ve yardımcıları olsun!” diyerek söndürmeye çalışıyoruz. Hayır! Sönmemeli ve her saplanan sancıdan sonra alevlenmeli ki aynı davanın meftunu olan kardeşlerimizin sessiz çığlıklarını dünyaya duyurabilelim. Bir haberi izledikten sonra ertesi gün yine aynı devam etmesin mesela! Ufacık, dünyalık meseleleri kendimize dert edinmek yerine bu davanın yolcusu olanları yalnız bırakmayıp kervanı genişletmeye çalışalım!

Sorsak herkes davadaş, hepimiz aynı şiirin mısralarıyız ama ensar olmak nedir haberi olmayan ve sokakta zulümden kaçan bir mazlumu gördüğünde rahatsız olup kafasını çevirenler de yok değil. Böyle dava kardeşliğinden Rabbim cümlemizi korusun!

Ve bir de yüreğini bu sevdaya hibe etmiş, gök kubbede yankılanınca bir şehadet daha od’una bir çıra iliştiren, gerçek yoldaşlık nedir sinesine ilmek ilmek işleyen er kişi var. Koca bir zincirin halkası sadece ama yüreğinde Allah aşkının tutuşturduğu bir ateş misali yangını körüklenirken ve korkunun zerresini barındırmazken zalimlerin sesini dindirmeye çalışanlar bunlar. Peki bu halka neden sen olmayasın? Tek bir parçayım diye tasalanma! Bizler varız ve biz birlikte kocaman, sımsıkı bir zincir olacağız. Bu hakk davanın zorlu ama mükafatı bir o kadar güzel patika yolunda dilimizde tekbirlerle ilerlerken baharın rahiyasına kapılmışçasına sevdamızı da katık ederek daha çok yükselteceğiz sesimizi, ta ki acıyla bir damla yaş süzülen mazlum kalmayıncaya kadar. Belki de bu uğurda tükenecek nefesimiz, göremeyeceğiz zulmün son bulduğunu lakin dava yolunda yorulacak bedenimiz, bu aşkla kısılacak sesimiz ve en mühimi göğüs kafesimizde hür olmayı bekleyen en hakikatlisinden bir dert edinmiş olacağız onca boş yere tasalandıklarımıza inat.

Bu karanlıkta ışık görmeyi bekler dururum. Sanarım ki arş-ı alaya çıkacak sesim ve yemin ederim kendi benliğimde “And olsun; soluğum kesilene, mürekkebim kuruyana kadar hizmetkarıyım bu davanın!” Bu sancağın altında toplanan her Müslümanın kalbine bir tutam da olsa sevdayı nakşetmekle vazifelendirdim kendimi elimde küçük kalemden iğnemle.

Aydınlık günlere kurulan düşlerim, katiyen bozulmaksızın hür kuşlar gibi beni çevreleyen bir rengin nüansları gibi git gide belli yöne doğru açılan bir disiplin atmosferi içindeler. Soluklanacak yer aradığımda hayallerimi bu kopkoyu dünyanın tozlu yollarından arındıracak huzuruna bırakırım kendimi. “Zulüm” kelimesinin bilinmediği ve Müslümanların kandilli yollarda yürüdüğü günlere kurarım düşlerimi. İnançsız toplumların merhameti yoktur bilirim ama etten, kemikten yaratılan her varlığa bir ruh üflenir, onu da bilirim. Ruhları insan olduğunu hatırlasın diye dua ederim.

Hadi şimdi alın dua ile doldurulmuş kandilleri dillerde tekbir ile, “Biz buradan zulüm altındaki Müslümanlara ne yapabiliriz ki?” demeden, teslim olmadan umutsuzluğun düşmemizi gözleyen kollarına! Yalnızlığın silsilesine katılmayıp koca bir zincirin parçası olduğumuzu unutmadan meftunu olduğumuz davanın o büyük sevdasına sarılalım mecnunu olmak istercesine!

Sessiz çığlıkları daha çok kalbe ulaştırabilme, zalimlerin katı kalplerine merhametin zerk edilip aydınlığı görebilme duası ile…

Karanlığın En Koyusu – Emine Yıldız” için 2 yorum

  • 5 Ekim 2017 tarihinde, saat 16:18
    Permalink

    Gerçekten yürekten gelerek yazılmış bir makale.. Tebrik ederim yazan kişiyi.. Malesef susuyoruz elimizden birşey gelmez diyoruz birlik olmalıyız diyoruz ama birlik olmak için gayret göstermiyoruz.. Yazık bize çok yazık..
    -Avcunun içinde misafir etmeli insanoğlu, “Lâ” ile başlayan cümlenin meftunu olanı-

    Yanıtla
  • 5 Ekim 2017 tarihinde, saat 19:12
    Permalink

    Yüreğimizin en ücra köşelerinde kalmış lakin söylemeye yüreklerin dayanmağı nice böylesine sözleri bu denli akıcılıkla ve hoşlukla aktarmanız gerçekten taktire şayan. Elinize kaleminize kuvvet…

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.