Kendine ve Çevresindeki Her Canlıya Değer Veren, Mutlu, İnsanlara Enerji Saçan Çocuk Nasıl Yetiştirilir ?

Bir anne sözü der ki: “Bekçilik ediyoruz biz evlatlara, onlar birer kuzu biz de onların çobanıyız sadece. Bu sürüyü gütmek korumak ile mesulüz. Onları var eden ve büyüten Allah’tır.” Bu söz kulağımın bir küpesi. Ebeveyn olmanın evlat olmaktan daha zor olduğunu anladığım günleri yaşıyorum. Annemi daha iyi anlıyorum klişesi de denebilir.

Peki, kendine ve çevresindeki her canlıya değer veren, mutlu, etrafındaki insanlara enerji saçan çocuk nasıl yetiştirilir?

Aile, kişinin gelişiminde ve geleceğinde önemli rol oynayan ilk ve en yakın ilişkilerini kurduğu ortamdır. Ve hiç şüphe yok ki annelerimiz bizim hayatımızdaki en değerli varlığımız. 9 ay karnında kalbinin sesini duyar ilk bu şekilde tanışırız. Yaşamaya başladığımızda da dünyada ilk onu tanırız. Görür ve ilk ona tepki veririz. Çocuğun benliğinin gelişiminde de anne en önemli yeri işgal eder. Çünkü bebeklik döneminden itibaren besleyen, bakan, sevgi ve şefkat gösteren kişidir. Bu etmenler bizim kendimize güvenimizi geliştirir. Annenin verdiği mesajlar ile çocuk, çevresini ve dünyayı tanır. Ömrü de bu mesajlar ile ışıklanır. Çünkü sen aynaya bakar göremezsin, anne duvara bakar görür.
Aile ortamında gördüğü ilgi, güven-güvensizlik, bakım biçimi, yakınlık-çekingenlik, baskı-hoşgörü ile duygusal yapısını oluşturur. Kişi bu kazandığı duygusal yapı ile aile, akraba, iş hayatı, arkadaş çevresi, eşi, çocukları ile olumlu veya olumsuz ilişki kurar. Anne, baba, çocuklar arasındaki duygusal ilişki, bireylerin psikolojik açıdan rahatlamasını sağlar. Sevgi bağını oluşturur. Böylelikle özgüven kazanır ve çevresinde saygınlığı artar.
Çevremizdeki insanlara veya çocuklara bakarak gelecekte bizim sahip olacağımız ya da hal-i hazırdaki ailemiz hakkında bir çok yorum yaparız. Yapmamız ya da yapmamamız gereken tutumları düşünür kendimize bir eğitici tarz belirleriz. Bu tutumlar ilgi, benimsemek, denetim ve yönetim şekilleriyle buluşur. Peki nedir bu tutumlar?

Korumacı tutum sergileyen ebeveynler vardır. Önünde arkasında dolaşır, her istediği yapılır, çocuğun kölesi gibi olur. Aşırı sevgi ve ilgi gösterir. Aşırı derecede korur. Anne baba çocuğa derin duygusal bir bağ ile bağlanır, bebek gibi davranır. Çocuğa her türlü fedakarlığı yapmayı gerekli görür. Çocuk bu konuda aileye şükran duymalıdır. Aileye bağlı olmasını görev sayar. Böyle bir tutum ile yetişen çocuklar yeterince girişimci olamazlar. Bağımsız davranamaz, ileriki yaşlarda dahi himayeci ararlar. Az aktif, sosyal ilişkilerde edilgen, kas becerilerine yetersiz olurlar. Esnek düşünmeyi geliştiremediği gibi özgüveni zayıftır. Sorumluluk almaktan çekinir, arkasında sürekli bir yetişkin ararlar. Zayıf, silik kişiliklerdir.

Denetleyici ve baskıcı tutum sergileyen ebeveynler, çocuğa karşı baskıcıdır. İtaati esas alır. Çocuğun davranışlarını denetler, değerlendirir, şekil vermeye çalışır. Standartlar koyar. Kendi sözlerinde hata aramaz. Zaman zaman şiddet bile uygular. Böyle davranılan çocuklar uysal-uslu olur ancak içten içe bir güvensizlik duygusu oluşur. Fiziksel olarak cezalandırma ve öfke duygusunun bastırılması pasif saldırganlıklara da yol açabilir ve bunu genellikle kendinden zayıf kişiler için kullanır. Kendini korumak için inat ve direnç gösterir. Suç işleyen çocukların aileleri üzerinde yapılan araştırmalarda çocuğu ile mesafeli bir ilişki kuran, istenmeyen durumlarla karşılaştığında başkalarına karşı reddedici bir tavır sergileyen, katı disiplin uygulayan kişiler olduğu saptanmıştır.

Hoşgörülü tutum sergileyen ebeveynler, kendilerini rahatsız etmeyecek şekilde dilediklerini yapması için çocuğuna evde hoş bir hava geliştirir. Çocuğa dilediğini vermenin ona karşı koymaktan kolay olduğuna inanır. Çocukları kolay yöntemle büyütür. Korkmanın, çocuğa bebekmiş gibi davranmanın bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu tutum ile büyüyen çocuklar çekingen, utangaç, ürkek ya da kırıcı, kavgacı, hırçın olabilirler. Kendileri üstünde bir otorite olması arayışı içinde olurlar. Bu çocuklara beklenmedik bir durumda karşılaştığında aile tarafından aşırı ceza verilmesi karmaşaya yol açar. Evde şımarık, kaprislidir. Dışarıda çekingen ve ürkek olabilirler. İlişki kurmada zorlanan, bağımlı yaşamayı tercih eden, pasif, boyun eğici, yeni durumlara uyumda zorlanan bireylere dönüşebilirler.

Ebeveynin eşitlikçi ve demokratik tutumla yaklaşması, ailenin vereceği kararlarda çocuğun da katkıda bulunması sağlar. Çocuğun bir birey olarak bağımsızlığını kazanmaya teşvik eder. Özgürce gelişmesi için yeteneklerine değer verir, destekler, yardım edici olur. Sevgisini ve ilgisini açıkça gösterir. Çocuğu veya çocuklarına karşı tavırlarından yansız ve akılcı davranır. Kendini koruması için ona az ya da hiç girişimde bulunmaz. Bu özveriyi kazanmasını sağlamaktır amacı. Gerektiğinde de kılavuzluk eder. Yetişkin etkisi olmaksızın karar vermesi gerektiğine inanır. Ailenin diğer bireylerini baz alarak çocuğun isteğini yerine getirir. Böyle yetişen çocuklar geleceklerinde sorumluluk almaya hazır olan, başardığı işten keyif alan, temel güven duygusu gelişmiş, sevginin kıymetini bilen, girişimci, fikir özgürlüğüne sahip, kendisine ve diğer insanlara saygılı, üretken, ilgili ve istekli bireylerdir.

Elbette ki eşitlikçi ve demokratik tutum sergileyen bir ebeveyn olarak doğru sonucu elde etmek isteyeceğiz ancak, bu tutumlar yetmeyecektir. Kendi isteklerimize ayna bir çocuk istiyor isek ilk önce bizim o istediğimiz kişi olmamız gerekir. Çünkü daha bebekken başlıyor çocuklar sizi taklit etmeye. Ne verirsen tohum gibi düşüyor. Sen yeşertir isen hep yeşil kalıyor.
Oysa, insanlar yalnızlaşıyor. Kendini kabuğuna çekiyor. Kimi birey olma çabasında kimi de kendi aile kabuğuna çekiliyor. Yalnız çocuklar yetiştiriyor.
Aile büyükleri ile büyüyen çocukların sosyal ilişkiler, büyümeyenlere nazaran daha güçlü. Geniş ailelerde büyüyen çocukların psikolojik bağları daha güçlü oluyor. Ama yine de biz dedesinden, nenesinden uzakta, bir tarafa yakın ise diğer taraftan uzak çocuklar büyütüyoruz. Tek çocuk yeter buna bile zor yetişiyorum. “Kariyerim, param, rahatım, lüksüm…” derken yapayalnız bırakıyoruz yavrucaklarımızı. Hayata daha sağlam ayaklar ile basmak için yalnız olmaya değil birlik olmaya ihtiyacımız yok mu?
Tüm çocuklara kıymet veriyorum. Tüm bebeklere kıymet veriyorum. Tüm insanlara kıymet veriyor. Bu dünyayı biz yaşıyoruz ve biz güzelleştiren olacağız. Hep beraber… Bu bilgileri ya da lakırdı deyin, ne derseniz deyin. Çobanı olduğunuz ya da olacağınız kuzular, değerli olduğu için paylaştım. Ben göçüp gidince arkanda ne bıraktın diyecekler. “Hayırlı evlat.” diyeceğim. Çünkü ben, bunu dedirtmek istiyorum.

Son olarak bir Cahit Zarifoğlu ile,

Anlamak

Bazen anlıyorum,
Bazen anlamıyorum.
Annemi,
Babamı, nenemi
Annem şöyle der
Göstererek beni:
“Cin gibi maşallah!”
Cin ne demek?
Gibi ne demek?
Babam diyor ki
Bana bakarak:
“Altını üstüne getirmiş evin.”
Hiç yapabilir miyim
Dediklerini?
Ninemse der bana:
“Topaç gibi.”
Bir dedem açık insan.
Pek de zeki.
Dilinden bal akar.
“Attaya gidelim!” der.
“Al sana şeker!” der.
Göz kırpar.
Okşar.
Sever.
Bir de gıdıklar.
Dedemi çok anlıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.