Kilise Camii

Çocukluğum, merakım, isteğim, hevesim, en saflığıyla tüm kalbim…

Sık sık özlem duyar insan; en sevdiğine, en özel anılarına… Bazen bir şahıs olur bu.  Bazen anılar. Bazen de bir mabet en özlediği olamaz mı insanın?

Sık sık özlem duyuyorum; atmosferiyle, hatıralarıyla kalbimdeki yeri ayrı olan o yere. En çok da kendime…

Eğitim hayatımın karmaşası, diyeceğim beni yanlış anlamazsanız. Eğitim hayatımın karmaşasının bir yılını daha bitirdikçe beni bir mutluluk alırdı ki sormayın gitsin. Çünkü yıl bitimi demek, dini eğitimden ziyade şefkat eliyle ruhuma dokunan pamuk yürekli Hocam ile huzur dolmak demekti.

Pamuk sakallı, pamuk gibi bir yüreğe sahip, hâlâ özlem ile hatırımın hep bir köşesinde olan Süleyman Hocam… İçimizden en çok beni severdi. Bunu defalarca zikredişi benim de onu ne kadar çok seviyor olduğumu hissedişindendi belki de. “Şu kalabalığın içinde nasıl da parlıyorsun.” derdi bazen. Bazen de “Hazal, gel!Önce seninle başlayalım!” derdi tebessümle. Kur’an’a geçmeme rağmen her yaz, hatta yazın her sabahı beni heyecanla o camiye götüren tek şey hocama duyduğum derin sevgi ve saygıydı.

Ben hâlâ geliyorum Hocam. Ben hâlâ şehrime geldiğimde çocukluğumu solumak, Süleyman Hocasının dizinin dibinde bir harf öğrenmek isteyen küçük kız çocuğunu yâd etmeye geliyorum. Geçen pazartesi günü oradaydım hatta. Uzunca asma köprüden geçerken “Yavaş olun çocuklar! Düşersiniz.” deyişinizle durdum. Birbirimize gülümsedik ve ben en arkada durup arkadaşlarımın geçmesini bekledim. Onlar geçtiler köprüden. Sonra sıra bana geldi. Siz beni bekliyordunuz. Gülümseyen sadece yüzünüz değildi, kalbinizle de gülümsüyordunuz bana. Ve bu hissiyatı aldım, yüreğimin en derinine iliştirdim, ihtiyaç duydukça yokluyorum onu. Başımı okşadınız ardından, çemberimi bozmaktan kaçınan zarifliğinizle. Birkaç öğüt fısıldadınız kulağıma ve birlikte karşılıklı tebessümler eşliğinde dersliğe geçtik. Furkan-ı Kerim’i açtırıp Bakara Suresi’nin ilk beş ayetini okuttunuz. Sonra tüm sınıf okumasını bitirdi derken torunlarınız Havvagül ve Yasin girdi içeri, benim yanıma oturttunuz onları. Hep birlikte başladık sizi dinlemeye. Zaman durdu, havaya karıştı kadife sesiniz.

Sonra bir zarif ses daha işittim. “Selamün Aleyküm.” dedi telefonun diğer ucundan. “Size geldim evde kimseyi bulamadım.” Ve aleyküm selam Hocam, dedim. Evde yokuz.

Biraz evvelinde camiden ayrılırken evde olmadığını fark etmiştim, kalbin kalbe karşılığı vuku bulmuş olsa gerekti. Allahtan abimin evindeydim ve araları çok yoktu. Usulca yola koyuldum. Ardından geri arayıp “Avludayım hocam, vaktiniz var mı?” dedim. Hoca öğrenci mi desem, abi kardeş mi, baba kız mı? Koyulduk kısa ama öz bir sohbete. Biraz benim hayatımdan konuştuk, biraz onun hayatından. İkimiz de yazıyoruz, serzenişlerimiz aynı, hayata bakış açımız bir. İkimiz de yaşıyoruz; bir şeylerin şikâyeti de aynı takdiri de. Ben kendimi, kızı Hacer’in yerine koyuyorum bazen. Bazen kardeşi edasıyla edebe bürünüp bir bir sıralıyorum sorularımı. Yine aynı sahnelerden biri. Uzaktan sorduğum soruların cevabını bir de yüz yüze istişare ettik. Bolca küpe astım kulağıma. Çünkü Yusuf Hocam bir Cami Hocası’ndan çok daha fazlası… Bir abi, bir arkadaş bana. Sık sık hal hatır sormasam eksik hissederim, akıl danışır dururum. Saygı çerçevesinde konuşmadığım konu yoktur diyebilirim.

Ardından hayır duaları eşliğinde yürüdüm dönüş yolunu. Asma köprü bittiğinde şöyle bir baktım ardıma. Derin bir iç çektim. Ve dedim ki: “Ah, be Kilise Camii! Adın değişti lakin fıtratından zerre kaybetmedin. Hz. Süleyman’ın şükrü de buldu seni, Hz. Yusuf’un sabrı da. El üstünde tutuldun. Şükrün selametine eriştin. Sabrın zaferi de bulsun seni!”

“Çocukluğum…” dedim ardından. Buram buram çocukluğum kokan yer…

Anılarınızı hep taze tutun; arayın, hatır sorun, sevin, sayın! Kalbinizi mutlu eden şeyleri devamlı kılmazsanız, mutluluğunuzu kaybedersiniz. Elhasıl; mutluluğumuzun daim olması dileğiyle… Rabbim özümüzü titreten hatıralarımızı bize yoldaş eylesin! Selam olsun yüreği güzel hocalarıma, hocalarımıza! Selam olsun gönlünde insanlık fıtratını hakkıyla taşıyan ömürdaşlarıma! Selam olsun çocukluğuma!

Ha, bir de. Rize Pazar’a yolunuz düşerse merkezden dere boyunca ilerleyerek (yürüme beş, en fazla on dakika) Kilise Camii’ne bir uğrayın derim. Yeni adı Şehitler Camii. Lakin hâlâ, Ermeniler döneminde kilise olan yapının camiye dönüştürülmesiyle aldığı isim ile anılıyor. Namı değer Kilise Camii. Kime sorsanız gösterir. Yeşilliğin huzuruna ihtişam katan bir kubbe. Dere sesine karışan kuş seslerine bir de bu minareden eşlik eden Ezan-ı Muhammedi. Dokusu da kokusu da bir başka gözümde. Çünkü o, buram buram çocukluğum kokan yer.

Hazal Taş

Sustuklarının emekçisi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.