Kün!

 

İnsan türlü türlü kâri, başka başka insan. Ben sırf insandır diye ve yaratılmıştır madem, Yaratan’ın hatırına her bir yaratılmışa saygı duyanlardanım. Her ne denli içlerindeki nurun üzerine kara bir perde çekmiş olsalar da içlerinde ve belki de çok derinde halen dahi ilahi bir nüve vardır diye kanaati olanlardanım. Diyeceksin ki “onlar sana ya da bize saygı duymuyorlar”, bakmıyorlar, görmüyorlar. Elhak, sen de haklısın lakin biz gibiler it paçamıza dolandı diye sahibine gönül koymaz. Anlatabiliyor muyum?

Uzun vakittir ki onca söz dinledik, onca beyhude kelam doldu kulaklarımıza, “herkesin bir gayesi vardır” dedik, herkes bir hayale inanmış, bir maksada çalışmış. Eyvallah! Ve saygı duyuyorum inan benim karşımda bile olsa inandığı bir ideal için samimi bir halde gayret edene. Lakin aynı nezaketi beklemenin hakkım olduğunu bilsem de boşa bir bekleyiş olduğunun da farkındayım. Ve yine de inanmış olduklarım hatırına nefsim istemese de saygı duymak zorundayım. Ama bir kapı bulmalıyım kendime, bir kapı ve bir isim; “Kün Kapısı…”

Biz hayali olan insanların ve o hayal uğruna ölen insanların soyundanız kâri. Bizim fıtratımızda yoktur yeis. Umutsuzluğa düşmemeli biz gibiler. Zira biz düşersek kaldırmazlar, ölsek bile aldırmazlar, arkalarını dönüp dahi bakmazlar. Ve biz düşersek yere düşer sancak… Ve öyle de olmuştu biliyorsun. Lakin şunu da bilmelisin ki sancak illa ki düştüğü yerden kalkar. Hem şerrin ardında da bir hayr aramak değilse efkârımız, o vakit hesaba çekilmesi gereken kendimiz olmalı değil miyiz? Ayaklarımız tökezlemişse şayet taşı yerde değil gönlümüzde bulmalıyız. Susma kâri, susma! Senin de bir sözün olmalı bu âleme söyleyecek. Zira sen sustukça başkaları küf kokan ağızlarıyla kelamı kirletecek. Sen susarsan mazlumlar yine lâl kesilecek. Hani eskiden, çok eskiden değil, biraz eskiden, sesimizin gür olduğu vakitlerde hani belki milyonlarca insanın lisanı bizdik ya, işte o vakitlerde… Yine lisan biziz kâri ve yine emanet bizdedir, yine o denli fazla gönlün diline dökülenler bizim lisanımızla haykırılır dünyaya. Yeise gerek yok, imkân elbet ki vardır ve bir kapı var ki o her vakit aralıktır.

Şimdi… Diyeceklerimi bir hayali olan insanların hatırına söylemeye gayret ediyorum. Ve inan hiçbir yaratılmışın gönlünü kırmadan söylemek için uğraşıyorum. Ama herkes bir şey söyledi ve söylüyor. Kimin sözünü işitmedik bile, dinlemedik ve dokunmadı hiç. Lakin kimin sözü ciğer deldi, kan akmadı. Bizlerin de sözü var elbet ve vardı kâri. İnandık ve aldanmadık.

Herkes söyler, herkes hayal eder ve herkesin bir davası vardır lakin tek bir dava kutsaldır. Ve biz hail her kim olursa “şu olacak, şöyle olacak, şurada olacak” deyip de durduk ya. Hata ettik. Zira bizler “ol” desek de olmak kâri.

O “ol” dediği vakit olur. Ve oldu…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.