Mirzabeyoğlu’m

Asıl adım Salih İzzet Erdiş. Tam 15 yaşında o dönemleri kasıp kavuran bir fikir adamı ve şair Necip Fazıl ile tanıştım. O zamanlar içimi yakan fikirlerimin hararetini alacak sağlam bir zeminin arayışı içerisinde olduğum doğrudur. Zira o günlerde beni çokça huzursuz eden ve anlamlandıramadığım temelsizliği ancak şuan cümlelere oturtabiliyor, daha o günlerde deli akan kanımın hangi denize dökülmesi gerektiğini düşünürken şimdi ardımdan gelecek olan nesillere berraklığı ile göz kamaştıran bir okyanus yolu çiziyordum:“Gaye yoksa fikir ne? Ve gaye Allah değilse çaba niye?”

Başta kendi nefsime adeta gökyüzüne bulutlar arşınlar gibi arşınlamıştım bu cümleleri. Ama o zamanlar bir cümleden ziyade kendime bile izah edemeyip sadece yaşayabildiğim bir histi bu. Ve artık şiirlerin ve hür fikirlerin gölgesinde göğe zerk eylemek için çırpınan pasaklı zihinlerimizin bilenmesi ve içimizde belirginleşen bazı his, duygu ve düşüncelerin vücut bulması gerektiğini idrak etmiştim.

“Nasıllık?” içinde kıvranıp duran beyinlerimizin berraklığa süzülüşünü, gençlik zihin ve pazularının sıkı saflarından oluşan bir mekanizmanın temellerini şu cümlelerle ortaya koyduğumu hatırlıyorum:

“Sen oradan kıracaksın zinciri ben buradan!

Her şey aydınlığa çıkmak için,

Her şey mutlak 1 için.”

Tabi o zamanlar biraz olsun hislerimin ötesine geçmiş olsa da içimdeki filiz vermişlik hali, hala hissiyatımın vücut bulma haline çok uzun bir zaman olduğunu biliyordum.

“Dergiler hür tefekkürün kalesidir.” diyor Cemil Meriç. Biz tuttuk, hür kaleler kurduk. Çağın atmayan kalbine masajlar yaparak bir ritim tutturmanın peşine düştük. İsteğimiz bir mekanizmanın kendi ritmini bulması adına sadece bir işaret fişeğini tutuşturmaktı. Biliyorduk ki bir baharın ilk çiçeğini biz eksek son çiçeği görmeden ölebilecektik.

Lakin bir kalp masajının adına “Adam Tekmelemek”, ritmini isteyen bir mekanizmaya “Suç Makinesi” dediler. Son çiçeğini görememekten mutluluk duyacağımız baharımızın ilk filizlerini postalla ezdiler.

Adımı güzide dostlarımın diliyle ifade edecek olursam Salih Mirzabeyoğlu’dur. Yaşantım boyunca belki de dilime düşen hiçbir fikrimin pişmanlığını yaşamadım. Ve şu ana kadar içimde düşlediğim baharın ukdesi dışında bir ukdeye yer açmadım.  Tam on altı yıl sonra parmaklıklara gizlediğim içimdeki engin duyguları kuş yapıp gökyüzüne bıraktım. Şimdi beni bekleyen gökyüzüne…

”Kumandan Salih Mirzabeyoğlu Anısına…”

Muhammed Usame ALPTEKİN

Hala yağmurda saçlarının bitkiler gibi uzadığına inanan bir yazar.

Mirzabeyoğlu’m” için 4 yorum

  • 14 Mayıs 2018 tarihinde, saat 19:28
    Permalink

    Mirzabeyoğlu vefat etmedi, hastanede tedavisi devam ediyor, şifa bulması için lütfen dua edelim.

    Yanıtla
    • 15 Mayıs 2018 tarihinde, saat 10:37
      Permalink

      Kumandan her zaman dirençliydi. Her zaman zoru başardı zora dayandı. Hala da dayanıyor. Biz, bizlere gözlerini açacağı günü beklemekteyiz. Dua ediyoruz. Özellikle şu zamanlarda fikir olarak gönül olarak ona ne kadar ihtiyaç var bir bilseniz. Dua eder dua bekleriz kardeşim. Selametle.

      Yanıtla
  • 17 Mayıs 2018 tarihinde, saat 04:47
    Permalink

    Ne güzel demiş merhum Salih MİRZABEYOĞLU:”Toprak diyor ki’Kalma’
    Benden göğe hicret et,
    İki ayna bir elma,
    Gurbette bitmez gurbet.”
    Hicreti de davaya adanışı da ne mübarekti..
    Belki dâr-ı bekaya irtihal eylemesi çok ani oldu ama alnının akıyla dünya nöbetini tamamladı.. Bu dünyada çektiğin zulüm ahirette kurtuluş reçetesi olsun.Rabbim cennetinde buluştursun, sevenlerinin de başı sağolsun.. ve dediğin gibi en güzel Kumandan; Ve artık “Zaman bizdedir mekan bize ait.” gözünü arkada bırakmayacağız inşallah..

    Yanıtla
    • 17 Mayıs 2018 tarihinde, saat 09:38
      Permalink

      Rabbim mekanını cennet eylesin. Ve artık zaman bizde mekan bize emanet..

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.