Misafir Rızkıyla Gelir

Anadolu’da bir kültürdür misafir ağırlamak. Gelen misafire aç ya da tok olduğu sorulmaz. Ev sahipleri imkânları nispetinde, hizmette ve ikramda kusur etmezler.

Sosyal, ekonomik ve kültürel seviye farkı, kırsal kesimlerden kent merkezlerine hızlı bir göç dalgası başlatmıştır. Bu seviye farkından kaynaklı göç, Anadolu’nun kadim kültürlerinden olan “misafir ağırlama” geleneğini de maalesef dejenere etmiştir.

Toplumdaki yozlaşmaya inat, bu geleneği yaşatmaya çalışanlar da yok değildir. Adım, adım gençlik çağlarına yaklaşan Enes ile Yusuf, birbirleriyle anlaşan ve birbirlerini çok seven iki arkadaştır. Öyle ki günün büyük bir kısmını birlikte geçirir, beraber yemek yer, beraber oynar; her şeylerini birbirleriyle paylaşırlar. Okuldan eve, evden okula gidip geldikleri cadde ve sokaklarda sohbet eder, birlikte oyunlar oynarlar, sıkıntıları olduğunda birbirlerine koşar, okulda da aynı sırayı paylaşırlardı. Aileler arasındaki sosyal ve ekonomik benzerlik, aralarındaki dostluk bağlarını daha da kuvvetlendiriyordu. Evinde bulamadığı sevgi ve huzuru arkadaşı Enes’in yanında bulması, Yusuf’un en büyük mutluluğuydu.

Anne ve babası çalışan Yusuf’un, okuldan eve döndüğünde evin kapısını açarken kendisini karşılayacak kimsenin bulunmayışına içerlemesi bile, saf ve tertemizdi. Yusuf da diğer arkadaşları gibi, okuldan eve döndüğünde annesinin kendisine kapıyı açmasını çok ama çok arzu ederdi. Lakin annesi, aile ekonomisine katkıda bulunmak için çalışmak zorunda kalıyordu. Eve yorgun dönen annesi, ev işlerini de yaptığından, kendisiyle yeterince ilgilenemiyordu. Sadece annesi değil, gece geç saatlerde eve dönen babası da yorgunluğundan olsa gerek, oğlu Yusuf’a yeterince vakit ayıramıyordu.

Yusuf, babası kendisine kızar korkusuyla, problemlerini en yakın arkadaşı Enes ile paylaşırdı. Enes, arkadaşının yaşadıklarına çok üzüldüğünden ve kendince çözüm de bulamadığından Yusuf’un durumunu annesine anlatmaya karar verir. Bir gün yine okuldan eve döndüğünde, annesi; Enes’teki durgunluğu fark eder. Annesi: “Enes oğlum! Canını sıkan bir şey mi var?” diye sorunca, Enes arkadaşı Yusuf’un kendisine anlattıklarını annesiyle paylaşır. Anneler şefkat abideleridir. Enes’in annesi de çevresinde çok sevilen, olgun; merhamet abidesi bir annedir. Annesi Enes’e sıkı sıkı sarılır ve onu koklayarak öper. Enes’e: “Şöyle bir şey yapalım mı?” der. Merakını ve heyecanını gizleyemeyen Enes annesine: “Ne yapalım?” dediğinde: Annesi: “Git, arkadaşın Yusuf’u bize davet et, ben de sizlere güzel bir sofra hazırlayayım” cevabını verir. Bu cevaba çok sevinen Enes, koşa koşa Yusufların evine varır. Kapı eşiğinde oturmuş öylece düşünen Yusuf, arkadaşı Enes’i görünce: “Hayrola arkadaşım bir şey mi oldu?” diye sorduğunda, Enes: “Hayır yok bir şey, annem bizim için güzel bir sofra hazırladı, seni bekliyor?” cevabı üzerine, arkadaşıyla kol kola girerek, Eneslerin evine doğru yürürler.

Enes’in annesi pencereden çocukların geldiğini görünce, kapıya gelir ve çocuklar kapıyı çalmadan Enes ve Yusuf’a kapıyı açıverir. Tüm güler yüzlülüğü ile kapıyı açan Enes’in annesi: “Hoş geldin Yusuf, evimize bereket getirdin” dedikten sonra, Yusuf’u kucaklayarak öper. O güne kadar böyle bir karşılanma şekliyle karşılaşmamış olan Yusuf’un mutluluğu ve sevinci gözlerinden okunur. Sofra başına geçen iki arkadaş büyük bir iştahla karınlarını doyurmaya koyulurlar. Yusuf: “Teyze ne kadar güzel yemekler hazırlamışsın?” deyince: Enes’in annesi: “Bizler Rabbimize kulluk ederek teşekkürümüzü bildirirsek, O’da bizlere hayatı, sofrayı kısaca her şeyi bereketli kılar. Ve bak evimizin bugünkü bereketi de sen oldun canım” cümlesiyle mukabele eder. Yemek yenip, oyunlar oynanıp ders çalışıldıktan sonra, Yusuf; Enes’in annesinden izin isteyerek eve döner.

Akşam her iki evde de farklı bir duygu, farklı bir heyecan vardır. İşten eve dönen Enes’in babası, hanesindeki mutluluğu gördüğünde eşine: “Hayrola hatunum? Bu akşam bir başkasınız. Bu işin sırrı nedir?” der. Eşi: “Bugün hanemize bir Yusufçuk misafir oldu. Bilirsin, Yusuflar, gittikleri beldelere, evlere; kendileriyle birlikte bereket ve huzur da götürürler” dedikten sonra, o gün yaşananları eşiyle paylaşmaya başlar.

Diğer yandan çalıştığı iş yerinden eve dönen Yusuf’un annesi, Yusuf’taki mutluluğu ve sevinci hemen fark eder. Onun mutlu ve sevinçli hali, kısmen de olsa annesinin yorgunluğunu alıp götürüvermiştir. Annesi sormadan, Yusuf o gün yaşadıklarını annesiyle paylaşınca, Yusuf’un annesi de izinli olduğu gün Enes’in annesini ziyaret etmeye karar kılar.

İzinli olduğu gün, bilinçli bir şekilde çat kapı Enes’in annesine ziyarete giden Yusuf’un annesi, daha kapıdan içeri girerken, hane hanımının: “Hoş geldiniz, evimize bereket getirdiniz” sözüyle, farklı bir haneye girdiğini fark eder. Evdeki manevi huzur, Yusuf’un annesi Ayşe hanımı çok etkiler. Çünkü misafiri güler yüzle karşılamanın ve ikramda bulunmanın, bereketin kapılarını açtığına şahit olmuştur. Gösterişten uzak ikram ve hoş sohbetten sonra evine dönen Ayşe hanımın ilk icraatı, okuldan eve dönen oğlu Yusuf’u güler yüzle karşılamak olur.

Peygamber Efendimiz (sav) de: “Sizden birinizin kurduğu yemek sofrası misafirlerinin önünde bulunduğu müddetçe, melekler o kimseyi salat ve selam ederler.” buyurmaktadır.

Yani: Misafir rızkıyla gelir, bereketi ve sevabı hane halkına kalır…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir