”O Kadar Dua Ediyorum, Kabul Olmuyor.” Diyor Musun?

“Dua ediyorum ama Allah dualarımı kabul etmiyor.” gibi buna benzer daha birçok cümleyi bulunmuş olduğumuz kalabalık mekanlarda çoğu kez duymuşumdur. Kiminin bir eve, kiminin bir arabaya ihtiyacı var  ve dua ediyor. Veya kiminin çok sevmiş olduğu bir karşı cins var sabah akşam onu düşünmekten şair olmuş ve dua ederek onunla evlilik planları kuruyor. Bunu senelerdir yapıyor ama olmuyor. En sonunda Allah’tan ümidini kesecek seviyeye geliyor, bu ve buna benzer şu cümleyi kolayca sarf edebiliyor:

“Allah dualarımı kabul etmiyor.”

Bu konuyu iki başlık altında incelediğimizde bizim dua anlayışımızın ve dua karşısında Allah’ın tavrının ne olduğunun çok daha iyi anlaşılacağını düşünüyorum. Birincisi “kabul etmek’’ ten kasıt nedir?  İkincisi ise “Dua ne değildir?’’

Bu iki başlığın detaylarını inceleyeceğimiz zaman sanırım dua konusundaki algılarımızı yıkmış olacağız ve asıl duanın ne olduğunu hep birlikte görmüş olacağız.

Bir ters köşe yaparak ilk başlıktan değil de ikinci başlıktan başlayalım. Yani “Dua ne değildir?’’

 

Şöyle demişti: “Rabbim! Gerçekten kemiklerim zayıfladı, saçlarım ağardı. Rabbim! Sana yalvarmakla şimdiye kadar bedbaht olup bir şeyden mahrum kalmadım.’’ (Meryem Suresi/4)

Meryem suresinde bu duayı yapan kişi peygamberlerimizden Hz. Zekeriya’dır. Ve kendisi  “Kemiklerim güçsüzleşti ve saçlarım beyazladı.” diyerek duasına başlıyor. Yani çokça yaşlandığının farkında. Yaşı o kadar ilerlemiş ki acizliğini dile getirerek duaya başlıyor ve devam ediyor: “Sana yalvarmaktan (dua etmekten) bedbaht olmadım.” Subhanallah!

Bu sözleri söyleyen Hz. Zekeriya çocuğu olmayan bir adam. Ve Allah’tan hiç evlat istememiş diye düşünmeyin. Hayatı boyunca belki de en çok arzuladığı şey buydu. Ama iyice yaşlandığı bir dönemde Allah dualarımı kabul etmedi demek  yerine “Sana yalvarmaktan asla bedbaht olmadım.” diyor. Subhanallah!

“Zekeriya mihrapta namaz kılmakta iken melekler kendisine seslenip: ‘Allah sana, Allah’tan bir kelimeyi tasdik edecek, hem efendi, hem gayet zahid, hem peygamber olacak olan Yahya’yı müjdeler.’ dediler.”

“O: ‘Ya Rabbî!’ dedi, ‘Nasıl benim çocuğum olabilir ki ihtiyarlık başıma çökmüş, hanımım ise kısır hale gelmiştir?’ Allah: ‘Böyle de olsa, Allah dilediğini yapar.’ buyurdu.” (Ali İmran,38/40)

Subhanallah! Bu ifade de bizlerin nasıl bir tavır takınmamız gerektiği hakkında inanılmaz mesajlar bulunmakta.

Ama bizlerin durumu nasıl?

Bizler ne zaman sıkışsak, ne zaman başımıza veya yakınlarımıza bir kötülük isabet etse ancak o vakit duaya sığınıyoruz. Ellerimizi açıyoruz ve Allah’ın bizden eksik olan şeyleri gidermesini ve bunu çabucak yapmasını bekliyoruz. Hayır! Dua lokantadan verdiğin siparişe benzemez.

Neden Allah’ın sadece vermemiş olduklarına kafayı takıyorsun da vermiş olduklarına karşı dua ederek teşekkürde bulunmayı denemiyorsun.

Bir anne veya baba olarak akşam yemek yaptınız ve çocuğunuzun önüne koydunuz. Ama “İstemiyorum, benim çikolatam yok, gofretim yok. Ben onları istiyorum.” demeye başlayıp huysuzluk çıkardığında “Acaba neden kendisine yaptığım şeyleri beğenmiyor da başka şeylere kafayı takmış durumda?” diye bozulursunuz değil mi? Oysa sizin yaptığınız yemek onun için sağlıklı,onu ayakta tutan şeyler ama o farklı şeylere kafayı takmış durumda ve sizin onca zahmetiniz onun umurunda dahi değil. Çok sinir bozucu bir durum.

Şimdi o çocuğun yerine kendinizi ve isteklerinin yerine duanızı koyun. Önünüzdeki tabak da Allah’ın size vermiş olduğu nimetler. Sanırım ne demek istediğimi anlatabildim.

 

İkinci başlığımız “kabul etmek’’ meselesi:

Rabbiniz şöyle dedi: “Bana dua edin, duânıza cevap vereyim.” (Mü’min/60)

Rabbimiz ayetinde diyor ki: “Bana dua edin ve ben de cevap vereyim.” Şimdi “cevap vermek’’ fiiline Arapça’da karşılık gelen kelime استجاب  kelimesidir. Bu kelime karşılık verme ve reaksiyon gösterme anlamlarına gelir. Bunu kısa bir örnekle açıklayayım.

-Ali, kalemini bana verir misin?

+Hayır.

Bakın Ali’nin istemiş olduğu şeye karşı bir reaksiyon gösterdim. Yani ona isticab ettim. Bizler bu ayeti çok farklı anlıyoruz. İsticab(icabet etmek)  yani karşılık vermek ayrı bir manadır, kabul etmek ayrı bir manadır.

Burada Allah “Dua edin, kabul edeyim!’’ demiyor, “Dua edin, cevap vereyim.” diyor. Peki neden böyle diyor. Çünkü merhamet sahibi Allah, kulun duasının kendisine getireceği şeyleri kulundan daha iyi biliyor ve diyor ki: “İnsan hayra dua eder gibi şerre dua eder. İnsan çok acelecidir.”  (İsra Suresi/11)

Bâzı şeyler vardır ki hoşlanmazsınız, fakat hayırlıdır size. Bâzı şeyler de vardır, hoşlanırsınız, şerdir size. Allah bilir, siz bilmezsiniz ki.”  (Bakara/216)

Allah kulunun duasına üç şekilde isticab eder: “Bazen duaya ‘Evet!’ der istediğini verir. Bazen  ‘Hayır!’ der daha iyisini verir. Bazen de  ‘Bekle!’ der, beklememizi ister, sabırlı olmamızı ister ve en iyisini verir…

Bu nedenle dua etmekten asla vazgeçmeyelim, ne istersek gerçekleştirecek olan sadece Allah’dır. Bunu asla unutmayalım!

Muhammed Usame ALPTEKİN

Hala yağmurda saçlarının bitkiler gibi uzadığına inanan bir yazar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.