Örnek Şahsiyet: Yunus Emre

   Yaşamı üzerine çok az şey bilinip edebi fikirleri, tasavvufi şiirleri ile ön plana çıkmış olan bir Türk ozanı, bir mutasavvıftır Yunus Emre. Benliğiyle değil Hakk’ı anlatışıyla, dünyaya bakış açısıyla kendinden söz ettirmiş, akıllarda böyle kalmıştır. Sadece Müslümanlar’ın değil gayrimüslim olan kişilerinde dikkatini çekmiştir. Bunun sebebi Yunus Emre’nin halkın sesi olmasıdır. Dünyaya bağlılığı olmayan biri olmaması sebebi ile de hiçbir şiirinde dünya hayatından bahsetmemiştir. Dünya hayatına bağlı olmadığını şu mısralar ile anlayabiliriz:

“Dünyayı bırak elden! / Dünya geçmez bu yoldan, / İki ışk bir gönülden. / Arza geçmez bu haber.”

HAYATI: Yunus Emre’nin yaşadığı dönemde Moğol istilası ile birlikte iç karışıklıklar ve kuraklık yaşanıyordu. Ayrıyeten din ve mezhep ayrılıkları da yaşanıyordu ve Yunus Allah sevgisini, dini insanlara sevdirmeye çalıştı. Sıkıntı zamanında Allah’a yönelmeyi öğütleyip en güvenilir limanın Allah olduğunu gösterdi. Böylelikle her şeyin yıkılıp döküldüğü dönemde manevi hayat ve bu hayatın hareket kaynağı olan tekke, medrese ve ahi ocakları dimdik ayakta kaldı.
O ki İnsanlara düşünce, fikirlerini tavsiye etmeden önce: “Ol budakta biter iman. / İman bitse gider güman. / Dün ü gün işüm budur heman. / Nefsüme bir Tatar oldum.” diyerek önce kendi nefsinde tatbik edip insanlara öyle tavsiye edip örnek olmuştur.
Yunus’a göre, imanı kaybetmemenin tek şartı onu devamlı ibadetlerle takviye etmektir. Onun için, “Müslümanım diyen kişi şartı nedir bilse gerek! / Allah’ın buyruğun tutup Beş vakit namaz kılsa gerek!” demiştir ve başka şiirlerinde insanları seher vakti namaza çağırmıştır, zikrin önemini kendisi bildiği gibi diğer insanların da bilmesini istemiştir.
Uzunca bir süre Hacı Bektaş-i Veli dergâhında hizmet eden Yunus Emre insanları asil, garip, zengin, fakir, Hristiyan, Müslüman ayrımı yapmaksızın, derin bir sevgiyle severdi. Hayat felsefesi sevgi olup “Yaratılanı severim, Yaradan’dan ötürü.” diyerek bu felsefesini göstermiştir.
Adnan Erzi tarafından Beyazıd Devlet Kütüphanesi’nde bulunan 7912 numaralı yazmada şu ifadelere rastlanmaktadır: “Vefat-ı Yunus Emre, Müddet-i Ömr 82, sene 720.” Bu belgeden anlaşılacağı üzere 82 yıl ömür sürmüştür ve nerede vefat ettiği bilinmemektedir. Doğumu ve ölümü hakkında kesin bilgilere sahip olmadığımız Yunus Emre’nin şahit olunabilecek en güzel şeyine; imanına şahidiz, elhamdülillah.

ŞAHSİYETİ: Yunus bütün ruhu ile Allah sevgisini istemiş ve nefsinin düşmanı olmayı arzu etmiştir, bunun da tek şartı dünyayı terk etmek olduğunu bilen Yunus Emre: “Bilmişim dünya halini. / Terk ettim kıyl ü kalini. / Baş açık ayak yalını / Çağırayım Mevla’m seni!” diyerek o ulvi hakikate ulaşmak, Allah’ın sevgisini kazanmak için dünyayı her şeyiyle terk etmiş, yollara düşüp onu Allah’a ulaştıracak kapılar aramaya başlamıştır. Tapduk Emre Dergâhı’na hizmet etmiştir ama istediği dervişlik sıfatına ulaşamayınca dergâhtan ayrılmış ve kendi yolunda ilerlemiştir. Aslında dergâhta ne kadar çok şey öğrendiğini anlamıştır. Büyük ozanın şiirlerinin çoğunluğu da bu döneme rastlamıştır. Bir bakıma Yunus Emre’nin olgunlaşma dönemi olan bu sürecin ardından dergâha geri dönmüş ve hayatının sonuna kadar Tapduk Emre’nin yanında dergâhta yaşamıştır.

 Günümüze Bakış: Yunus Emre’nin manevi şahsiyetinin rehberliğine her zamankinden daha çok ihtiyacımızın olduğu bir zamandayız. Öyle ki günümüz insanı ya fani dünyayı fazla önemsemekte ya da sadece baki dünyayı ele alıp fani dünyayı bir kenara itmekte. Ama asıl olması gereken Yunus Emre’nin anlayışı gibi fani dünyayı baki dünya için yaşamaktır, fani dünyayı ötelemek değildir. “Dünya ahiretin tarlasıdır.” Hadis-i Şerifini sünnet belleyerek tarlaya ekin ekmeli, ahirette ise ektiğimiz ekinin mahsulünü fazlasıyla almayı düstur edinmeliyiz!
İnsanı asıl ayakta tutan ruhun besin kaynağı maneviyat yani dindir. Yunus Emre döneminde dimdik ayakta duran ama günümüzde yine dünya ve ahiret hayatı olarak ayrıldığı için yaşanmayan bir maneviyat vardır. Dinin hayatla bir bütün olduğu gerçeğini fark etmek bu sorunun çözümüdür; Yunus gibi Allah’ın aşkına erişebilmek ise tüm dertlerin çözümüdür.
Bir Türk ozanı, bir Allah aşığı, bir örnek şahsiyet olan Yunus Emre der ki:
“Aklı olan fikreder. / Her haline şükreder. / Cümle mahlûk zikreder. / La İlahe İllallah.   

                                         
Ve yine Yunus der ki:
 “Bülbül olup ötmeyene / Doğru yola gitmeyene / Hakk’a niyaz etmeyene / Dilim deyuben n’eylersin?”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.