Ruh-i Revan – Emine Çelebi

Kadim zamanda ruhun inceliği tesir ediyordu kelimeye. Ehl-i dil haya ediyordu yakmaktan lambaları. “Uyandırın!” diyordu. Lambayla birlikte aydınlanan simalar, ince ruhları ve uyanıyordu insanlar.

Fuzuli bir karıncada dokunuyordu insan olmanın sırrına. “Karıncayı bile incitmeyin!” diyen çağın anlayışını yerle bir ediyor, “Bile’den incinir.” diyerek haykırıyordu hakikati.

Belki de bu sebeple bekliyor Gazali. Önünde kağıt ve kalemi, mürekkebine konan sineği tam yirmi dakika bekliyor. Varoluşa saygıyı anlatıyor büyük imam, şahit tutuyor sineği.

Kadim zaman mahalleleri küfür savurmuyor, tutuşmuyor insanları kavgaya. Saygı görüyor toprak.  İşte mahallenin karanfil bulunan evi, yükseltmiyor gençler seslerini. Vakarla yürüdükleri sokakta başlar hep eğik. Gördüğünden fazlası oluyor bir anda insan. Hani diyor ya türküde, “Ben senin ahlakını sevdim, cemalinde gözüm yok.”

İşte gönül gönüle böyle dokunuyor.

İnsan “eşref-i mahlukat” diye anılıyor.

Eski zaman evleri… Her birinin kapısında “malikü’l-mülk” yazılı. İki tokmaklı zarif kapı teselli ediyor tüm aileyi. Baba her akşam bu kapının ağırlığını soluyarak giriyor eve. Anne her gün öyle oturuyor evinde ve Anne duvarları yuva yapıyor, çocukları evlat. Kapının gölgesinde büyüyor, yetişiyor evlatları.

Bir de sözlüğüm yaklaştırmıştı beni eski zaman sırrına. Yazarın o yürek dağlayan sorusuna “revan” demişti kamusum. Ve hemen eklemişti “yürüyen, giden”

Öyle derdi eskiler, hali ruhiyetlerinde bir eksilme görsün hemen sayıklamaya başlarlardı: “revan, revan, ruh-i revan…”

Kadim zamanlarda ruhun inceliği tesir ediyordu kelimeye. Ehl-i dil haya ediyordu söndürmekten lambaları. “Dinlendirin!” diyordu.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.