Sen Hiç Kaderi Böyle Okudun Mu?

Müslüman bir halk olarak zihinlerimizde karmaşa halinde dolanan ve birtakım ‘İslam’ın karakeçileri’ grubu tarafından yalan yanlış aktarmalarla hakkında hatalı bilgilere sahip olduğumuz bir konudan bahsetmek istiyorum: kader bahsi.

Toplum olarak kadere bakış açımız o kadar çok yanlış ki; körü körüne bağlı kaldığımız baştan sona yazılıp bitmiş denilen bir kader algısına sahibiz. Allah (haşa!) her şeyi senaryo olarak kafasına göre yazmış da bize de sadece yazılanı oynamak kalmış. Bize hiç özgür bir irade verilmemiş. Bizler bize yazılan ne varsa onu alıp robot gibi oynamaya başlamışız.

Oysa Kur’an-ı Kerim bunun tam aksini söylüyor:
‘’Biz her insanın kaderini kendi boynuna (çabasına) doladık (bağlı kıldık).’’  (İsra/13)

Yani her insanın kaderi yapmış olduğu fiillere, hal ve hareketlerine, almış olduğu kararlara ve çalışmasına, emek sarf etmesine göre şekillenir. Allah’ın bu ayeti apaçık ortadayken hâlâ yazılmış ve bitmiş senaryo tarzı kader anlayışını nasıl kabul ederiz? Bu tarz olmuş ve bitmiş kader anlayışını savunan âlim kılıklı müsveddelere sormamız gereken bir iki soru mevcut:
Madem kader olarak ezelde her şey yazıldı ve bitti, o zaman Allah neden Kur’an-ı Kerim’de Müslümanlar’dan çokça tövbe etmelerini istiyor? Neden çokça çalışın ve gayret edin diyor? Neden ‘’nasıl olsa her şey yazılıdır. Size düşense bu yazılanı oynamaktır, onun için çok da çabalamayın!’’ diye bir ayet yok?  Neden azimden, çalışmaktan bahseden ayetler mevcut?
Madem kader anlayışı yazılmış ve bitmiş bir kör anlayıştan başka bir şey değil; o zaman neden Allah ibadet edin diyor? Neden dua edin ve yardım isteyin diyor?
İşte bu sorular körü körüne bağlanılmış kader anlayışının belini kıran sorulardır. Ve bunların cevabı kadere körü körüne bağlanılmasını isteyen hoca kılıklı grup tarafından asla verilemeyecektir.
Çünkü gerçekten ortada olup bitmiş bir kader değil, tamamen insanın hal ve hareketlerine göre yeniden şekillenen bir kader mevcuttur. Bunu Kur’an-ı Kerim kendisi açıklamaktadır:
‘’Göklerde ve yerde bulunanlar (her şeyi) O’ndan isterler. O (tüm bunları hayata geçirmek adına) her an yeni bir ilahi tasarruftadır (yeniden yaratmaktadır).’’ (Rahman/29)

Yüce Allah insanın fiilleri doğrultusunda her an her saniye yeniden ve yeniden yaratma halindedir. Kainat her an ve her saniye yapılan davranış hal ve hareketlere göre yeniden şekillenmektedir. Bunu kısa bir örnek ile şöyle açıklayalım:
Hak etmeden doktorluk unvanına sahip olmuş bir insan düşünün. Ve o şahsın doktor olması için yapılmış olan nice torpilleri düşünün. Ve tüm bu haksızlığı gözüyle görmüş ama fiilleriyle bu haksızlığın önüne geçmemiş ve bana dokunmayan yılan bin yaşasın kafasıyla bütün bu olanlara hiç sesini çıkarmamış bir insan düşünün.  Ve bu haksızlığa göz yuman insanın hasta evladının bir doktorun yanlış bir teşhisi sonucu öldüğünü düşünün. Şimdi soruyorum sizce bu ölüm yazılmış ve bitmiş bir kaderin sonucunda ortaya çıkmış olan bir ölüm müdür yoksa alınan kararların, haksızlığa karşı çıkmayan sesin getirmiş olduğu, her an ve her saniye tüm davranışların etkisiyle ilmek ilmek örülen hakiki kaderin sonucunda ortaya çıkmış olan bir ölüm müdür?

Sokak ortasında kurallara uymadan hız yapan genç motosikletçilere ses çıkarmayan, kurallara uymaya davet etmeyen, geçlerin bu yaptıklarından dolayı kızmak şöyle dursun aksine hoşnut olan bir adamın gün gelip kurallara uymayan bir motosikletin altında can vermesi olup bitmiş bir kader anlayışının sonucu mudur?

Sonuç olarak; alına yazılmış ve bitmiş bir kader yoktur. İnsanın kaderi alnında an be an ölünceye kadar şekillenmeye devam eder. İnsan cennetini ve cehennemini kendisi hal ve tavırlarıyla kendisi inşa eder. Kendi kaderini büyük oranda kendisi şekillendirir. İşte bu yüzden sorumlu olduğumuz kutsal kitabımızda insanların gidişatlarını kontrol etmeleri, hal ve hareketlerine dikkat etmeleri gerektiği hakkında hükümler bulunur. Ve son olarak Allah ayetinde bizlere davranışlarımızın üzerimizde büyük bir etkisi olduğunu şöyle ifade eder:

‘’Bir topluluk kendisini değiştirmedikçe Allah onları değiştirecek değildir’’ Enfal/53

Muhammed Usame ALPTEKİN

Hala yağmurda saçlarının bitkiler gibi uzadığına inanır

Sen Hiç Kaderi Böyle Okudun Mu?” için 2 yorum

  • 5 Mart 2018 tarihinde, saat 10:45
    Permalink

    Muhammet Usame Bey, Motor sürücüsü açısından kazanın oluşması zorunlu kader ile değil aksine alınmayan tedbir ve yapılan hata ile açıklanabilir ancak tüm tedbirleri alan, kurallara uyarak okul yoluna çıkan bir çocuğun trafik kazasına kurban gitmesi öğrenci açısından nasıl izah edilebilir.

    Yanıtla
    • 11 Mart 2018 tarihinde, saat 15:43
      Permalink

      Sorunuz için öncelikle teşekkür ederim. Şimdi kader insanın iradesinin çoğunluğunun yanında, Allahın da külli iradesinin de etki ettiği bir meseledir. Bir insan bir konuda elinden gelen tüm gayreti yerine getirdiyse ve bunun sonucunda Allahın külli iradesi de tecelli ettiyse, ve bu tecelli sonunda kul istediğini Allahtan aldıysa buna “nimet” diyoruz ve şükrediyoruz. Lakin cüzi iradesi ile kul tüm önlemleri almasına rağmen istediği sonuca varamadıysa bunun adına da “imtihan” diyoruz ve sabretmek vazifemiz oluyor. Okul yolunda kurallara uyarak giden çocuğun durumunda ise Allah, çocuğun ailesini tıpkı Peygamberimiz’i dahi imtihan ettiği gibi imtihan ediyor olabilir. Çünkü biliyorsunuz daha ufacık çocukken hem annesini hem babasını hem dedesini kaybetti. Hem ayrıca ölüm bir yok oluş değil ki bizler için. Buradan göç edip gidenler yurtlarına döndüler. Bizler gurbetteyiz ve elbet bizler de yurdumuza onların yanına döneceğiz. Onlar yurdumuzdan bizi bekliyorlar. Ve şunu ayeti asla aklımızdan çıkarmazsak Rabbim imtihanımızı kolaylaştırır: “Muhakkak ki Allah, insanlara (hiç)bir şeyle (asla) zulmetmez” Yusuf Suresi. Selametle efendim.. 😊

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.