Sevda Sokağı

“Ben sevdanın oturduğu sokakta oturuyorum. Geceler hiç bitmiyor, ben hiç uyumuyorum…” diyor ya İbrahim Sadri… İşte bizim sokakta da yaşıyor bir Sevda. İçine kapanık ve herkesten uzak bir insan aslında. Derin ve manalı bakışları var gözlerinin. Altları her daim uykusuzlukla çerçeveli. Rüyalarında hep kabus görüyormuş gibi cildi kupkuru ve yüzü matemli. Hem öksüz hem yetim, hem de kötü ve yaşlı bir adamla evli gencecik gelin.

Evden pek dışarı çıkmıyor, çıktığında ise başı hep önünde ne gökyüzüne bakıyor, ne de bir insanın yüzüne…
Konuşmayı bilmiyor zannediyor onu gören, sanki bir şey olmuş diline. Halbuki şu koskoca yeryüzünde mutsuz, biçare olduğunu bilmiyor ona bakan. Herkes rahat rahat bakıyor, kimse duygularını umursamıyor.  Mahallenin de dilinde her daim. Her konuşmanın sonu ona varıyor, dedikodu kazanları onunla kaynıyor.

Sevda diyorlar. Daha doğmadan yetim kalmış, doğunca öksüz. Küçük yaşta evlatlık verilmiş aileden bir büyüğünün yanına. Geride 3 kuzeni daha varmış. Haşarı olmalarını sebep göstererek görücü usulü on sekizine gelir gelmez evlendirmişler biçareyi. Ama inanmıyor kimse içten içe, onun on sekiz yaşında olduğuna. Saçlarına şimdiden düşen aklar acıtıyor huzursuzluğu bilenlerin canını…  Neler gördü, neler yaşadıysa; sesi dahi çıkmıyor garibin… Razı olmuş kendinden 20 yaş büyük birine varmaya. Evlendikten sonra ise ne sopa eksik olmuş belinden, ne de hakaretler üzerinden… Örselendikçe örselenmiş. Belki de baktı mı ondan kırgın bakıyor. Kızmıyor yine de kimseye. Haddini bildirmiyor… Üzerine gelinince alıştığı üzere hep alttan alıyor. Hatta çok fazla gelindiğinde dahi sessiz kalıyor kimsesizliğinde. Belki de herkesi zalim kocası gibi sanıyor. Zaten kimsesiz de görmüş mazlumu, zalim. Eline kaldığını zannedip zulmü fazlalaştırmış günden güne. Koca demişler adına. Kocamış yaşı ama olgunlaşmamış vicdanı. Dövüyor, sövüyor, vurdukça vuruyor inileyen sahipsize. O zannediyor ki Sevda kimsesiz. Sevda için için duada belki de kifayetsiz. Yan apartmanda oturanlar anlatıyor. “Sesi dahi çıkmıyor.” diyorlar Sevda’nın. Yüzü, gözü mosmor; kapıların ardına saklanıyor. Dayanamayanlar polis imdatı arayıp olanları tek tek anlatıyor, bir yardım istiyor Sevda için ama kapısına gelen polislere kapı açmıyor.

“Benim eşimden yana bir şikayetim yok.” diyor.

Telefon veriyorlar ona başı sıkışırsa arasın diye. Yırtıp atıyor gelenler gittiğinde. Zaten Sevda hiç okuma, yazma da bilmiyor. Yanında tevafuken rast gelse de bir muhabbet açılsa utanıyor, soru sorsalar kaçıyor. Sanki kabahat işleyen kendiymiş gibi davranıyor. Kimse ile dostluk kuramamış mahalleden şimdiye kadar. Kimseyi evinde ağırlayamamış hatta bir tepsi börek yedirememiş.  Bir bardak çay ikram edememiş. Davet edilse de bir yere zaten gidememiş. Kocası izin vermezmiş. Mahallenin yaşlı hatunları bir gün dayanamamışlar. El birliği yapıp kocası olacak adamla konuşmaya karar vermişler. Demişler ki:
“Sevda hep evde. Arada gönder günlerimize insan içine karışsın! Azıcık yüzü gözü açılsın!”
Adam:
“Olmaz.” demiş başından savmak istemiş onları. Yaşlı hanımlar üstelemiş, hemen vazgeçmemişler.
-Gencecik kız hep evde olmaz oğlum. Sonra hasta olur maazallah.
demişler. Adam:
“Olmaz.”demiş yine. Bakmışlar razı olacak bir tip değil.
-Bari arada biz ziyaretine gidelim. Bak polisler geliyor kapınıza. Darptan alırlar sonra seni içeri.

O sözleri duyunca adama bir haller gelmiş. Hepsini bir anda paylayıvermiş. Gencecik hatunu kıskandığından mıdır bilinmez zaten pencere yüzü göstermezmiş. Bayramdan bayrama başında dikilerek cam sildirir, etrafta karısına bakan var mı, diye kollarmış. Zaten perdeler mütemadiyen açılmaz, ev güneş yüzü görmezmiş. Sadece ev değil, Sevda da gün yüzü görmemiş. Bir günden bir güne, kuaföre gittiğini gören olmamış. Güzel kıyafetler içerisinde gezmelere gittiğine tanık olan da yokmuş. Her daim aynı eski kıyafetler ve çamaşır suyu lekeli elbiselerle rastlarlarmış. Ya ekmek, ya bir şişe süt, ya da gazete aldığında…

Bir zaman sonra “çocuğu da yok Sevda’nın” lafları dönmeye başlamış mahallede. Duvarlarında yazılar olan sokağın bilmecesi olmuş Sevda’nın mevzusu yine. Sevda aşağı, Sevda yukarı, Sevda konuşulmuş her yerde. Onun da hikayeleri yazılıp masalları anlatılmış her evde. Yani Sevda çok konuşulmuş ama kocasından çekindiklerinden kimse halini hatırını sormaz olmuş Sevda’nın. Varsa yoksa dedikodusu yapılmış fütursazca kadıncağızın.

Bir gece burnumuzun direklerini sızlatırcasına bir duman doldurdu içimizi. Nefes almakta zorlandı uyuyanlar. Yanık bir et kokusu duydu rüyalar da olanlar.  Pencereleri doldurdu meraklı başlar. Yetmedi evlerinin önüne çıktı neler olduğunu anlayamayanlar. Çayır cayır yanıyordu Sevda’nın hapis evi. Durmaksızın bir alev yükseliyordu gecenin örttüğü gökyüzüne doğru. Çığlıklar, eyvahlar ve vahlar arasında geldi itfaiyeciler ama yetişemediler.  Başlarını hüzünle önlerine eğenler:
“Yandı Sevda…” dediler. Kimisi çok üzüldü, bahtsız saydı genç kadını. Kimisi de o zalim kocadan sonunda kurtulduğuna inandı. Tam evin önünde dizlerinin üzerinde duruyordu zaten malum zalim kocası. Utanmadan herkesin içinde ağlıyordu bağıra bağıra. Kimse teselli vermiyordu ona.

Yangın sabaha karşı anca kontrol altına alınabildi. Evden geriye simsiyah bir enkaz ve toz yığını kaldı. Polisler herkesten bilgi topladı. Kocası olacak adamı da karakola aldı. Toz yığınına karıştı Sevda’nın masalları. Kocası yakmış da dendi. İntihar etmiş de dendi. Penceresi neredeyse hiç açılmayan evin camları bomboş ve simsiyahtı o gittiğinden beri. Gece olup da cama çıkınca bir tutam nefes almaya sanki, Sevda bana bakıyordu o enkazda, ben de ona…

Araştırdılar uzun zaman ama ulaşamadılar Sevda’nın cesedine. Kaçtı dediler yahut kaçırıldı. Kimse bulamadı Sevda’yı. Sonra kocası geldi. Çökmüştü sanki.  Yaşından yaş almış ağırlaşmıştı, hırsla savunmasız bir kadına kalkan elleri. Vuracak yeni birini bulur diye düşünenler yanıldı. Zalim kocayı bir divanelik sardı.
“Sevda.” dedi, sanki çarpıldı kaldı. Sevda umursamadı.  Ortaya çıkmadı. Ona olanlar da gizli kaldı. Kocası olacak deliye, “Sevda” diye sokak sokak dolaşan adama köpekler arkadaş oldu.

Sevda masal mıydı bilmem ama sevda namına kim bir duygu taşıyorsa, adı “Sevda” olduğundan mütevellit mevzu oldu kaleme, sayfalara, mısralara… İşte ben, Sevda’nın oturduğu sokakta oturuyorum, geceler hiç bitmiyor. Ben hiç uyumuyorum. Gecenin efkarı iniyor perde perde. Sevda’nın hayali vuruyor arada bir içime…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.