“SEVİN! SEVGİ ÜRETİMDİR.”

Bizi yoran, şartların ağırlı ya da imtihanın kuvveti değil. Bizi yoran, monotonluk. Standart bir hayatı hiçbirimiz kabul edemiyoruz mesela. Sürekli bir değişim istiyoruz hayatımızda. Hiç olmazsa senede bir defa. Başka bir şehirde yaşamak, bambaşka insanlar tanımak, başka birini sevmek ya da başka muhabbetler etmek… Biz doyumsuzuz. Doyurmuyor bizi dünya nimetleri. Kendimize bir hedef belirliyor ve o hedef için hengâmeler, hadiseler ve badireler atlatıyoruz. Çırpına çırpına vardığımız zaman o çizgiye, artık bir önemi kalmıyor. Merakımız bir sonraki uç nokta oluyor. Hep yükseğe bakıyor gözlerimiz. Duramıyoruz sabit.

Zaman içinde aile ile olan ilişkilerimiz zedeleniyor. Çünkü herkes kendini meşgul olduğu dünyanın bir parçasına ayırıyor. Bir evin içinde birer yabancı gibi duruyoruz artık. Neden mi?

-Meşgul olmamız gerekenler ile meşgul olmayıp mutlu olmamız gerekenler ile mutlu olamayıp, kendimizi dışarıdaki refaha bırakıyoruz. Sevdiğimiz ve bizi en çok sevdiğini düşündüğü-müz insanlardan sevgi göremeyince kendimizi başkalarının sevgisine müstahak görüyoruz.

Şöyle ki insan düşündükçe yitirdi, yitirdikçe güçlendi. Esasen yapılması gerekenler yapılmayınca yapılmaması gerekenler zarurileşti, meşrulaştı. Kalabalık arasına karışınca bir Mistisizm gibi insanların hayatlarını sorgulamaya mükellef olduk. Kendi hayatımızı bir başkasının yorumu ile sürükleyip sürekliliğini o şekilde devam ettirdik. Oysa ki insanı insandan başkası anlayamazdı. Oysa ki insanı kendinden başkası tanımlayamazdı. Ne acılar çektiğini, ne imtihanlara muktedir olduğunu, nelere yenildiğini ve nelerden belinin büküldüğünü yalnızca ve yalnızca o kalbin sahibi bilebilirdi.

Acıların araf’ına atıldığımız vakit, “Kimse yok mu?” çığlıklarımıza ses gelmediği günden bu yana kendi ayaklarımızın üstünde durmayı öğrendik.

Hep özendik kuşlar gibi özgür olmaya, balıklar gibi düşünmeden yaşamaya, kelebekler gibi hayatın tadını çıkararak kanat çırpmaya.

“İnsan olmanın güzelliğini tadamadık vesselâm.”

Bu şekilde kabul etmek ve sadece başkalarının sorumluluğunu bilmek üzere bu sisteme ayak uydurmak zorunda bırakıldık. Yeni bir dünya daha yok, azizim.

“O yüzden çayın sıcak tarafına, gecenin sessiz çarşafına, insanın kusursuz yanlarına bırakarak kendimizi yaşayalım!”

Yani biz yine en doğru bildiğimiz şeyi yapalım:

“Susalım!”

Yani biz yine en doğru bildiğimiz şeyi yapalım:

“Sevelim!”

Faruk Yiğit Araz

Author- Tasavvuf

“SEVİN! SEVGİ ÜRETİMDİR.”” için bir yorum

  • 14 Eylül 2018 tarihinde, saat 19:10
    Permalink

    ” İnsan olmanın güzelliğini tadamadık vesselam ” çok güzeldi ! ! ! : )

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.