Unutamazsın

Daha yolun başındayken duyar gibiydim kıyıya vuran dalgaların şırıltısını. Uçuşan kuşların kanat çırpmalarını bütün heyecanımla dinliyordum. İşte bütün yıl beklediğim tatil gelmiş, köye dedemlerin yanına gelmiştik, her yıl olduğu gibi…

Burada büyük bir bahçeleri, bir çok tarlaları vardı. Bize düşense onları düzenli olarak ziyaret etmekti anlayacağınız. Babam arabayı kapının önüne park edince büyük bir hevesle, günlerdir hayalini kurduğum gibi rüzgarı yara yara koşmaya başladım.

Ne arkamda bana dikkatli olmamı söyleyen annem vardı şimdi ne de daha onlara sarılamadan koşup gittiğim için yalancı sitemleriyle beni izleyen dedem ve anneannem vardı. Sadece huzur vardı şimdilerde…

Yüzümü yalayıp geçen rüzgarı hissediyordum, rüzgarla birlikte erik ağaçlarından dökülen çiçeklerin kokusunu alıyordum. Şehrin monotonluğundan paslanmış bacaklarım gittikçe açılıyordu sanki, öyle ki açtığım kollarıma daha çok rüzgar sığıyordu artık. Kokular daha da yoğunlaşıyordu hem de… Sonunda gelmiştim işte, bir telaş ayakkabılarımı, çoraplarımı çıkarıp, yolculuk sebebiyle şişmiş ve rahatsızlanmış ayaklarımı o enfes suyla buluşturdum. İşte şimdi tam anlamıyla inanmıştım tatilin geldiğine.

Her ne kadar buradan pek ayrılmayacak olsam da yine de arkadaşlarımı özlediğimi hissediyor, bunu düşündükçe de daha şimdiden sudaki ayaklarım çıkmak istemediklerini fısıldıyorlardı sanki bana. Eh, nasılsa daha pek çok vakit vardı. Islanacağımı umursamadan oturuverdim suya, rahatsız da değildim bundan zaten. Bütün bir yılımı düşündüm, yaşadığım olayları, kurduğum yeni arkadaşlıkları. Çocukluğumun tatilleriyle şimdikileri karşılaştırdım. Evet, büyümüştüm belki, sorunlarım artmıştı eskisine göre. Ama düşünüyorum da burada geçirdiğim bütün tatillerim aynıydı benim. Hep bir coşku var burada, küçük bir çocuğun kalbindeki sevgiyle seviyorum burayı…

Burada ne kadar kaldım bilmiyorum ama ailem anlaşılan hasret gidermemi, doyasıya kadar eğlenmemi istiyordu. Az öncekinin aksine oturduğum suyun soğukluğu beni az da olsa rahatsız etmeye başlayınca ancak fark ettim akşam olduğunu. Heyecanla geldiğim yolu şimdi usul usul çıkıyordum. Ellerimle bir çoğunun dikilmesinde emeğim olan ağaçları okşayarak gidiyordum. Bizim gibi tatil için gelmiş olan pek çok kişi vardı ve burada herkes birbirini tanıdığı için köy tam bir şenlik havasındaydı. Kadınlar sacların üstünde, incecik açtığı börekleri  pişiriyor, ki enfes kokusu bütün köyü dolaşıyordu. Herkes uzun zamandır görmediği ahbaplarıyla gülüşüyor, anneler ise küçük çocuklarına akrabalarını tanıtıyordu. Birçok tanıdıkla konuşup, aileme götürmek üzere onlardan selam alırken, bir yandan da uzun zamandır görmediğim arkadaşlarımın yanına ulaşmaya çalışıyordum, bu kalabalıkta fazlasıyla zorlansam da.

Bir çok insana çarpmak zorunda kalmıştım, hepsinden teker teker özür dilerken kolumdan tutulunca beni tutan kişiye doğru döndüm. Gerçi beni tutan kişi daha ben ona dönmeden beni kendine çekip

“Oyyy, halasının kuzusu.” diyerek beni sarmalayınca durumu biraz geç kavramış oldum. Halamla biraz muhabbetten sonra beni börek yapan kadınların olduğu tarafa doğru götürünce, böylece arkadaşlarıma ulaşma hayallerim biraz daha ertelenmiş oldu. Halam beni abartılı övgülerle dostlarına tanıtırken, sıkıldığımı belli etmemek için yüzümdeki tebessümle herkese kısa kısa halini hatırını soruyordum. Halamın elime tutuşturduğu sıcak böreği bir o elime bir bu elime alıp ellerime doğru üflerken orada bulunanların eğlencesi olmuş, hepsi kahkahaya boğulmuştu.

Pantolonumun paçasından çekilince, beni çekiştiren ufaklığı görmek için başımı aşağı eğmiştim ama çocuk ilgisini benden çekmiş olacak ki yanındaki annesine seslendi.

-Anneeee!
-Efendim, Dilara.

Bu sırada millet hala gülüşüyor, akşam olduğunu gören herkes de meydana gelmeye başlıyordu. Bense merakla o kızla annesinin muhabbetini dinliyordum, benden bahsettiklerini hissetmişçesine. O sıra yanıma gelen arkadaşlarımla konuşurken küçük kızın ne sorduğunu kaçırmıştım. Neyseki daha bunun için üzülmeme vakit kalmadan annesinin cevabıyla ufaklığın da ne sorduğunu tahmin etmiş oldum.

-Çünkü o, kör!

Kadının cevabıyla bütün şamata kesilmiş, sanki herkes diken üstünde oturur olmuştu. Omzuma destek için vuran elleri hissediyordum ama hareket edemiyordum, kaskatı kesilmiş gibi! Sürekli aklımda olsa da dert etmediğim bu gerçeği ilk kez bu kadar açık bir şekilde dile getirmişti birisi. Aralarından sıyrılıp çıkarken, burada akşamlarımı geçirdiğim tepeye doğru adımladım. Hiçbiri benim bu engelimden ötürü bu kadar üzülmeyeceğimi bildiği için herkesin aklına o kaza gelmiş olmalıydı ki hiç kimse beni engellemiyordu. Nihayet o tepeye çıktığımda zihnimde kazadan parçalar beliriyordu. Ve tabi ki nişanlımın gözleri. Gözlerimden yaşlar boşalırken, onun bana son dakikalarında fısıldadığı şarkıyı haykırdım semalara:

“Ama sen beni unutamazsın!
Anımsarsın aniden!
Ne yapsan sen beni unutamazsın!
Yağmur yağsın da, bir şarkı çalsın!
Sen beni ölsen unutamazsın!”

Dizlerimin üstünde yere çökmüş bir vaziyette haykıra haykıra ağlarken, bu dizeleri mırıldandım saatlerce…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.