Yaşamak Bir Umut mu Gerçekten?

Bunu kime göre iddia etmek gerekir ki? Yaşamak bir umut olabilir kimileri için. Aynada görünemeyen, kimilerinin görmekten kaçındığı bazı noktalar var bunlara değinmeyi yerinde görüyorum bu haftaki yazımda.

Evvela yaşamak bir umut değil! Bu Suriyeli bir çocuk olan Hasan için geçerli değil, 11 yaşında İşid’in eline düşmüş ve insan pazarlarında cinsellik için köle unvanıyla satılan Dılbırin(yaralı yürek) isimli ÇOCUK için yaşamak bir umut değil. Yaşamak bir umut değil azizim değil.  İnsan yarınlar için karanlıklara aydınlık gelecek umuduyla yaşayamıyor her zaman. Acıyı milim milim yaşayan insanların yarınlara dair ümit beslemesi imkansız. Çok değil geçenlerde kıyılarımıza vuran Aylan bebeğin babası için yaşamak umut mudur acaba? Sığınmacı adı altında zorluklar çeken, artık yaşamaktan bezmiş kişiler için yaşamak bir umut değil.

1Bir haber okudum geçen günlerde. Suriyeli sığınmacılar dünyaya gelen çocuklarına genel isimlerin dışında isimler vermeye başlamışlar. Yoksulluğun, savaşın,
acının, her türden ağıdın olduğu acı hayatlarına verilen nimet mi dersiniz artık çocuk mu evlat mı dersiniz artık onu siz bilirsiniz. Onlar dünyaya gelen çocuklarına bu vahşetin simgesi niteliğinde isimler veriyorlar. İsimleri duyunca anlaşılıyor ki ortada inanılmaz üzüntü verici, insanın sabrının taşabileceği, sarsıcı duruma, acı duruma işaret eden en büyük örneklerden birini taşıyor bu isimler.

9

Bir kaçını şöyle söylemek mümkün: Dılbirin (yaralı yürek), Şervan (savaşçı), Dılbixwin (kanlı yürek), Varşin (şen ülke), Xwindar (kanayan), Bewar (ülkesiz) … İnanın ya da inanmayın samimiyetime; ben sanki Suriyeli’ymişim hissindeyim. Onların bu çaresizliğini en kalbi duygularımda hissediyorum. Empati kurma zorunluluğu hissediyorum. Soruyorum kaç kişi bu duruma kayıtsız kalır, kaç kişi “oh olsun, umurumda değil…” şeklinde sözler sarf edebilir? Sanmıyorum ülkemin merhametli insanlarının bu denli kayıtsız kalabileceğini. Kayıtsız kalan varsa da onun insanlık kavramından nasiplenememiş bir hissiyat fakiri olduğunu iddia edebilirim.  Havalar soğuyor, dünyada savaş hala sürüyor, günler geçiyor, güneş her sabah yeniden doğuyor her akşam yeniden batıyor… Mazlumların üzerineyse kara bulutlar çökmüş, sağanaklar yağıyor, mazlumların kanı sular seller gibi akıyor, mazlumların canı cehennem ateşinden beter yanıyor. Bir aman edecek güç bulamıyorlar. Açlar, takat bulamıyorlar bedenlerinde. Göz bebekleri yaşlar dökmekten kanlanmış, bakışları ürkek-korkak ve çaresiz. Solukları titrek, bezgin, bıkmış. Yürekleri yanıyor; yoklukla açlıkla kimsesizlik ile çaresizlikle.. Kelimeler ne kadarda çelimsiz, bu çaresizliği ifade edemiyorum yeterince.  İçimden çok anlatmak isteyip de açıklayabilecek kavram bulamadığım bir an yaşıyorum şu anda. Ne kadar acı bir şey insanın evladına umut verici, yaşamanın bir umut olduğu hissini belli edecek bir isim koyamaması! İlerde bu çocuklar şayet eğer hayatta kalırlarsa bu isimleri şu anda yaşadıkları çaresizlikleri hiç unutmayacak..

3

Bu insanların yarınlardan ümitleri yok, kalmamış. Onların üzerine güneş doğabileceği ihtimalini gütmüyorlar. Neden güneş zalimlerin üzerinde, neden onlar hep aydınlıkta? Oysa mazlum üşüyor, mazlum aç, mazlum karanlıkta.  Şimdi ağabeycim, ablacığım sizlerin evi sıcak, yavrunuz yanınızda, karnınız doyuyor tamam dört dörtlük değil belki hayatınız ama yarınlara dair ümitlisiniz, umut taşıyabiliyorsunuz, sizin için yaşamak bir umut.
Peki ya bu zavallı insanlar içinde aynı kararlılıkta konuşmak mümkün mü? Elbette ki hayır! O kadar umutsuzum ki, o kadar derinden üzülüyorum ki dediğim gibi kelimeler kifayetsiz kalmış durumda. Yaşamak bir umut olamıyormuş demek ki.

Sorgulayarak, kendinizi onların yerine koyarak, düşünerek yaşayın.

2

Nazenin Benan

Journalist,sosyolojist.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.