Yetenek mi; Yapma!

Yeni bir edebiyat öğretmeni atanmış okulumuza. Bana sorsan çok mu umurumda? Tabiî ki de değil…

Ve’l-hâsıl ilk dersi bizim sınıfaymış adamın. Herkes merakla beklerken hocayı, bense arka sıraya pineklemiş “Sabâh sabâh ne işimiz var okulda be abi.” kafasındayım. Çok fazla gürültü varken sınıfta, herkes sessizce yerini almaya başlayınca anlamıştım hocanın geldiğini… En arkada kafayı sıraya koymuş “Beş dakîka daha lütfen.” modunda uyumaya çalışıyorken…

Bayrâm merâsiminin başlaması uzun sürmedi. Yeni gelen edebiyât hocası işe kendisini tanıtmakla başladı. Bilirsiniz işe önce kütüğünden bahsederek başlar her hoca. Bize kendi hayât tecrübelerini aktarmaktan büyük mutluluk duyduğunu, yeni ve güçlü bir nesil yetiştirmek istediğinden bahseder falân filân…  Sene sonuna doğru kantinciyle kapı önünde sigara içerek “Bizim takımda da bu sene iş yok.” dediğini duyarsınız hayâttan bezmiş bir hâlde… Yeni nesil hocalarına baktığımda içimden diyorum ki: “Asla bir kibrit olmamalıyım.” Zîrâ hepsi birer kibrit gibi duruyor karşımda. Bir ânda her yeri aydınlatacak kadar parlıyorlar ama tabiî bu çok da uzun sürmüyor.

Edebiyâtçımız hayât tecrübelerinden kısaca bahsettikten sonra heyecanlı bir şekilde ellerini birbirine vurarak şöyle dedi:
“Şimdi ben de sizleri tanımak istiyorum. Sırayla kendinizi tanıtmanızı ve konuşmanızın sonunda bu hayâttan sahip olduğunuz en büyük yeteneğin ne olduğunu söylemenizi istiyorum.”

Bir ânda Sûr’a üflenmiş de yer, ayaklarımın altından kayıyormuş gibi hissettim. Telaşla kaldırdım kafayı…
Yetenek mi?
Matematiğe hayâtın en zor dersi olarak bakardım. Şu gençliğimin geçtiği sıralarda en ağır tokadı bana kalırsa hoca değil, matematik atmıştır. Ama şu son duyduğum söz, Allâhım! Bu sayısalı bile aşmıştı. Yetenek diyordu adam. Yetenek!

Herkes bir şeyler anlatmaya başladı. Kimi çok güzel şiir yazıyormuş, kimi kitâp okumayı fazla seviyormuş. Yalan! Klişe cevaplar işte. Ben sevmem böyle süslü cevapları. Süslüdür ve bayattır. Yeteneğim yoktur deyip geçmeyi planlamıştım kafamda. Tabiî sıra bana gelene kadar da iyice düşünmeyi ihmâl etmedim. Belki kıyıda köşede kalmıştır ufak bir yeteneğimiz dedik ama yoktu.

Bana geldi sıra. Televizyon yarışmalarında soruyu cevaplamaktan çok İngilizce yazan şıkları nasıl okuyacağını düşünen alnı terli amcalar gibi bakıyordum hocaya doğru. Kendimi tanıttıktan sonra “Bir yeteneğim yoktur hocam.” dedim. Sınıfta kahkaha tûfânı koptu ama kimin umurunda ki?!
Onlar sahte mutluluk okyanuslarında boğulurken ben samîmî hüzünlerime şezlong açmış hâlde mutluydum. Bunu kendilerine itiraf edemiyorlardı ama vaziyet öyleydi.
“Ben buna inanmıyorum. Her insâna verilmiş bir yetenek vardır.” dedi hoca. “Haydi kurcala biraz kafanı, biz seni bekliyoruz.”

Çok fazla düşündüm, yokladım zihnimi. O kadar fazla düşündüm ki sıraya dalan gözlerim bir matkap gibi deliyordu orayı. Ve aslında gerçekten dünyanın en büyük yeteneğini kendimde barındırdığımı o an keşfettim. Evet, bu yetenek dünyanın en büyük yeteneğiydi. Yarışmalara girse belki birinci olamazdı hatta kabul dahi edilmezdi bile. Ama maneviyâtında sağlamdı. Harbi yetenek diyebiliriz.
“Buldum!” dedim.
Meraklı gözlerle “Haydi bakalım neymiş bu yeteneğin açıkla bize!” dedi hoca.
Gözlerim sıranın üzerine takılı hâldeydi. Kaldırdım kafamı, gözlerimi hocanın gözlerine diktim ve şu cümleler döküldü gönlümün buz dağı eteklerinden:
“Sırtımda biriktirdiğim onca sıkıntıya rağmen ‘Mutluyum.’ pozu verebiliyorum meselâ!” dedim.

Sınıf sessizliğe gömüldü. Belki kimileri cümleyi hâlâ idrâk etmek adına kelimeleri tekrâr beyin süzgecinden geçiriyordu. Kendi arasında fısıldaşanların da “Ne dedi şimdi bu müptezel?” dediklerine emînim. Onların hiçbirine takılmadım ben. O gün o derste şâhit olduğum en garîp hâdise, hocanın bu cümleden sonra dolan gözleri olmuştu.

(…)
Geçen hafta aldım mektûbunu hocamın. Şiirlerimi merakla okuduğundan bahsetmiş ve şöyle devam ediyordu:
“Yeni kitâbını okudum. Fikirlerini yerinde buluyorum lâkin eleştirdiğim yanları da yok değil. Ayrıca hikâyenin bir bölümünde beni toy bir edebiyâtçı olarak göstermen gözümden kaçmadı çaylak…’’

                                                            Said Yazıcıoğlu
                                                           Barbaros Bulvarı No:12
                                                        ÜSKÜDAR/İSTANBUL

Muhammed Usame ALPTEKİN

Hala yağmurda saçlarının bitkiler gibi uzadığına inanır

Yetenek mi; Yapma!” için 3 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.