2000’li Yılları “Cahiliye”den Kurtaralım

Bu yazımızda cahiliye döneminin özelliklerini gözden geçirip günümüzle mukayese edelim. Beğenmediğimiz ve her fırsatta yerdiğimiz devir, cahiliye… Acaba çevremizin, günümüzün çok mu gerisinde bu cahiliye?

Cahiliye; insanın Allah’ı gereği gibi tanımaması, ona kulluk etmekten uzaklaşması, onun ilahi hükümlerine değil de kişinin kendi heva ve hevesine uyması, insanların koyduğu emir ve yasaklara, siyasi sistem ve düşüncelere inanmasıdır. Demek ki zamanla alakalı bir mefhum değil! Bu özellikleri taşıyan her zamana cahiliye denilebilir. Devam edelim. Kur’an’da da şöyle geçiyor cahiliye: “Onlar hâlâ Cahiliye devri hükmünü mü istiyorlar? Gerçeği bilen bir millet için Allah’tan daha iyi hüküm veren kim var?” (el-Maide, 5/50) Allah’ın hükmünün hiçe sayılmasının cahiliye âdeti olduğunu anlıyoruz. Elbette bunu her devirde yapanlar oldu ve olacak da! Lakin dikkat, çoğunluğun bu gaflete düşmesi o devrin seyrini etkiler. Cahiliye adetlerine bir göz atalım, bununla beraber günümüzü de değerlendirelim:

Putlara taparlardı: Kendi elleriyle yaptıkları putlara taparlardı. Aynı zamanda Allah’ın varlığını da inkâr etmezlerdi.

Heykellerimiz yok artık. Ama yine kendi ellerimizle yaptıklarımıza esir olmadık mı? Paraya, arabaya, televizyona kısacası mala mülke kul olmuş değil miyiz? Bizim toplumumuz da tüm bunları Allah’ı inkâr etmeyerek yapmıyor mu? Ya Allah’a kulsundur ya da yarattıklarına… Nemrut ve Firavun artık onlarca, binlerce… Bir dizi için namazdan vazgeçmek, para için usulsüzlükler yapmak iman işi olmasa gerek. Bir kişiye de olsa Rabbinin kim olduğunu hatırlat! İmanınla söylediğin her kelime aydınlık olacaktır yüreklere… Cahiliye etme toplumunu!

İçki içerlerdi: Bilindiği gibi şarap çok yaygındı. Şairler de çoğu zaman içkilerden bahsederdi. Hz. Peygamber (s.a.v) tellal bağırttırarak bunu ilan ettiğinde Medine sokaklarında sel gibi içki akmıştır. (Müslim, Esrıbe, 3)

İçkilerimiz başköşede… İçki günlerimiz var artık bizim. Ya da içkilerimize meze müziklerimiz, mekânlarımız… Yetmiyor artık o eski mezeler. Sonrasında verdiğimiz huzursuzluk da cabası… Tepkini koy bu huzursuzluğa! Allah’ın yolunu ve İslam’ın huzurunu haykır batıllara. Cahiliye etme toplumunu!

Kumar oynarlardı: Kumar meclisleri övülerek anlatılırdı. Hatta kumar oynamayanlar ayıplanırdı. Onların şairlerinden biri karısına söyle vasiyette bulunur: “Ben ölürsem, sen, aciz ve konuşma bilmeyen, ikiyüzlü ve kumar bilmeyen birini isteme.”

Kumarhaneler artık küçük oynayana adam demiyor! Bir gecelik oyun için kalkıp Amerika’ya, Kıbrıs’a giden kardeşinin elinden tutma vaktin gelmedi mi? Sen sorumlu değil misin bundan? Aldığı harçlığı iddiaya yatıran kardeşinin durumu farklı mı? Dinlemez deme, bir kelâm et. Hidayet Allah’tandır. Cahiliye etme toplumunu!

Tefecilik yaparlardı: Tefecilik çok yaygındı. Borç veren kimse, borcun vadesi bitince borçluya gelir: “Borcunu ödeyecek misin, yoksa onu artırayım mı?” derdi. Ödeyemezse borcu katlanırdı.

Tefecilerimiz çok görünmüyor, şükür(!)… O işi bankalara verip resmileştirdik. Eee, zamanımıza da bu yakışır. Hangi çağda yaşıyoruz? Bu soru yobaz olanların ağzına yakışır ancak! Mala mülke kul olup birbirimizin sırtından zengin olmaya çalışan zavallılar olduk. Yüz yıl sonra şu anda yeryüzünde olanların kaçı yerin altına girmemiş olacak? Bunun için mi bunca düzen? Önce kendi iradene bir dur de! Sonra “Emr olunduğun şeyi gürleyerek söyle!” Sen söylemezsen, ben söylemezsem nasıl paklanır bu düzen? Söyle ki cahiliye etme toplumunu!

Faiz oranları çok büyüktü: Faizcilik Araplar arasında o kadar yerleşmişti ki ticaretle onun arasını ayıramıyorlar; “Faiz de tıpkı alış-veriş gibi” diyorlardı. Bunun üzerine inen ayette: “Allah alış-verişi helal, faizi ise haram kılmıştır. ” (el-Bakara, 2/275) buyrulmuştur.

Fuhuş çok büyük orandaydı: Cariyeler zorla fuhşa sürüklenirdi. Kur’an-ı Kerim’de bu hususa işaretle: “İffetli olmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. ” (en-Nur, 24/33) buyurulur. Bazı fuhuş yapan kadınlar da tanınmaları için kapılarına bayrak asarlardı. Bu tür kadınlardan biri doğum yaptığı zaman teşhis heyeti toplanıp çocuğun kime ait olduğunu tespit ederdi. O da çocuğun babası olduğunu kabul etmek zorunda kalırdı. (Buhari, Nıkah, 36)

Fuhşumuz da resmi… İşlemesine gözlerimizle dahi destek verdiğimiz çark… Kadına ulaşmanın özgürlüğü peşinde olanlar senden çok didiniyor azizim! Kendinden başlayarak, suya atılan taşın oluşturduğu daireler gibi dalga dalga büyüyecek bir emele hizmet etmeye var mısın? O halde perdeni çek gözlerine, al kuvvetini hakikatten ve dur de bu çarka! Tükür o çarkın her bir dişlisindeki fikre! Senin tükürüğün bile temizler o dimağları! Dimağlar temizlendikçe cahiliye olmayacak toplumun!

Kızları diri diri toprağa gömerlerdi: Onlar bunu namuslarını korumak veya ar telakki ettikleri için, bazıları da sakat ve çirkin olarak doğduklarından yapıyorlardı. Kur’an-ı Kerim’de şu ayetlerde buna işaret edilir: “Onlardan birine Rahman olan Allah’a isnat ettikleri bir kız evlat müjdelense içi öfkeyle dolarak yüzü simsiyah kesilirdi. ” (ez-Zuhruf, 43/17)

Kızları değersizleştirerek onları diri diri gömmüş olmuyor muyuz zaten? En güzel mücevherlerden daha değerli olduklarını göstermezsek, haklarını korumazsak bataklığa düşmelerine bir parça da biz sebep olmuyor muyuz? Bu diyardan çıkmadı mı Şerife Bacılar? Yine bu diyardan çıkacak dünyanın örnek aldığı hanımefendiler. Bizim kadınlarımızın ruhunda yakılacak ışık, tüm yurda ve tüm benliklere sirayet eder. Cehaletin kökü kadınlardan sökülüp aydın bir görüş var edilmeden ve bunun yanında “Anadolu kadınlığı” olan köklerini de sağlama almadan aydınlanma düşünülemez! Fikirde garp-şark harmanlamasını yaşayan aydın hanımların ahlâklarının ruhî kökü Anadolu kadınlığı olduğunda biriken şahlanış fışkıracaktır!

Diğer bir açıdan: Dirilmeden öldürmeyi beceriyoruz artık! Kürtaj! Daha da kötüsü liselerde yapılan düşükler… Bu kadar mı kötüyüz biz? Hiç mi inancımızın etkisi hayatımıza yansımıyor? Gözlerimize perdeler mi çekildi yoksa? Cahiliye kızlarını gömüyordu, biz cinsiyete falan bakmadan hem kızın hem erkeğin yaşama hakkını koparıp alıyoruz!.. Yukarıda sıraladıklarımız gerçekleştiğinde Hz. Ömer misali bir değişim de kendiliğinden peyda olacaktır!

“Allah’ın yarattığı ekin ve hayvanlardan O’na pay ayırdılar ve kendi iddialarına göre: “Bu Allah’ındır, şu da ortak koştuklarımızındır.” dediler. Ortakları için ayırdıkları Allah için verilmezdi. Fakat Allah için ayırdıkları ortakları için verilirdi. Bu hükümleri ne kötüydü!” (el-En’am, 6/136). Allah yolunda mal harcamamak ve mallarını Allah’tan sakınmak da cahiliye adetlerindendi. Daha birçok adet var ancak bizim için bunlar yeterli!

Sonucumuz ortada… Cahiliyeden beter olmuşuz da haberimiz yok! 2000’li yıllardan geriye gidelim mümkünse! Gerici olalım biz kimseye aldırmadan. 571’den sonrasına dönelim. Çocuğunu diri diri toprağa gömdükten sonra İslam’ın adalet timsali olan Ömer’in çağına gidelim. Kölelikten İslam orduları komutanlığına yükselen Tarık bin Ziyad’ın çağına gidelim. Kuşu ölen çocuğa başsağlığına giden o kutlu Nebi’nin çağına dönelim. Korkalım yalnızca Allah’tan, sevelim onun için tüm insanlığı ve el uzatalım tüm insanlara… Öyle bir yaşayalım ve öyle bir nesil olalım ki 2000’li yılların kutluları ve örnek şahsiyetlerini yetiştirelim. 2000’li yılların cahiliyelerine örnek olalım ve cahiliyelerini kendi kendine imhaya zorlayalım. Gelin bir olalım, birlik olalım! Haktan olalım ve hakka davet edelim. Gelin…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.