2018’de Ne Okudum? -2

2018 okumalarımızın analizini yapmaya devam ediyoruz. Şimdi geldik ikinci bölümüne…

Câhid Zarifoğlu ve Cengiz Aytmatov yıllar sonra yeniden…
Üstâd Câhid Zarifoğlu’nun daha evvelki yıllarda Yedi Güzel Adam ve Yaşamak isimli eserlerini okumuş idim. Bu sene de kasım ayında ‘Yürekdede ile Padişah’ isimli çok hoş bir hikâyeciğini okudum. Tavsiyemizdir. Bi’l-hassâ evlilere, evlenmeye hazırlananlara, evliliği düşünenlere… Hatta bu hikâyecik üzerine yazı bile yazdık ama başka dergide. İsmini vermem, etik olmaz; hesaplarımızdan bulunabilir 🙂

Aytmatov’un ‘Gün Olur Asra Bedel’i uzun süredir okumak isterim. Her sene okunacaklar listeme alır, okuyamazdım. Ama bu sene artık okumalıyım dedim. Gün Olur Asra Bedel‘in kaderi bu sene okunmakmış. Enfes bir roman… Romandan daha fazlası hattâ. Gün Olur Asra Bedel kitabında Cengiz Han’a Küsen Bulut’tan bahsedilince, okumuş olmama rağmen o kitabını bir daha okuyayım dedim. Sonra da Beyaz Gemi, Toprak Ana ve Elveda Gülsarı geldiElveda Gülsarı hariç, hepsi daha evvel okuduğum kitaplardı ama ziyânı yok. Bazı eserler sadece 1 kez okunup rafa kaldırılacak eserler değil. Bir kez, iki kez, üç kez okunmalı…

Kızılelma ve 4.kez Ene-Sus Ey Nefsim!
Tanıyanlar bilir, Fatih Duman’a ve onun kıymetli eserlerine husûsî bir sevgim var. Onun kitaplarının ve şahsının yeri; dünyamda hep başka oldu bugüne dek, bundan sonra da öyle olacak bi iznillâh… Türk’ün gâyesi, Türk’ün hiç değişmeyen ülküsü kızılelmayı anlatan bir roman, Kızılelma! Malazgirt Ovası’ndan İznik’e, İznik’ten Kırşehir’e, Kırşehir’den Söğüt’e, Söğüt’ten de Şah Fırat Operasyonu’na uzanan bir ülkünün öyküsünü okumuştum bu eserde… Müslüman Türkler’in kurduğu devletler değişse de, ülkülerinin değişmediğini anlatan bir eserdi. Büyük Selçuklular, Anadolu Selçukluları, Osmanlılar ve Türkiye Devleti’ni içine alan bir roman okudum beğenerek… 2019 yılında tekrar okumak üzere yerleştirdim rafıma…

Bazı eserler sadece 1 kez okunup rafa kaldırılacak eserler değil. Bir kez, iki kez, üç kez okunmalı demiştim Aytmatov’dan bahsederken… İşte bu fikrime istinâden 2018’in son günlerinde 4. kez Ene-Sus Ey Nefsim’i okudum. Bu kitabı benim için husûsî kılan yan, bir Allah dostunu, Hz. Pîr Azîz Mahmud Hüdâyî’yi, Aziz Mahmud Hüdâyî’nin nefsiyle mücâdelesini, mârifetullaha ererken yaşadıklarını edebî bir dille anlatıyor olması. Ayrıca bu eserde konuşan nefs… Nefsimiz… Eserde birçok kahraman, birçok isim var ama kitapta nefsin konuşturulması gerçekten daha önce düşünülmemiş bir şey gibi gelmiştir bana. Kitaptaki nefsin fısıldadıklarına, kendi nefsimden âşîna olduğum için, eseri kendimin sayıyorum her defasında… Bu denli sevmemizin sebebi, kendi nefsimizi bulmamızdır belki de…

8 yıl sonra Kanlı Gömlek…
Kanlı Gömlek’i, ilk defa 2010 yılında lisede bir arkadaşımdan alarak okumuştum… Okuduktan sonra vermek durumunda kalmıştım ama internetten kitap alınabildiğini, hattâ basımı olmayan kitapların bile bulunabildiğini öğrendiğim zaman Kanlı Gömlek’i tedârik etmiş, kütüphaneme koymuştum. İlk okuduğumdan tam 8 yıl sonra tekrar okudum kitabı. Ömer Rıza Doğrul, kitabın yazarı. Mehmed Âkif’in damadı aynı zamanda. Doğrul, bu kitabında Hz. Osman’ın şehadetine giden yolun, şer cephesinin lideri Abdullah B. Seb’e ve 4 arkadaşının plânlarını, dönemin insanlarını nasıl kışkırttıklarını, Hz. Osman’ı nasıl şehit ettiklerini, Hz. Ali ile Hz. Muâviye arasında vuk’u bulân gelişmeleri, İslâm Târihi’nin hüzünlü diğer olayları olan Cemel, Sıffîn gibi olayların nasıl başladığını ve İslâm Dünyası’ndaki yankılarını roman diliyle aktarmış.

Yıllar sonra tekrar Ayşe Kara…
Ayşe Kara’nın Lâl kitabını 2010 yılında, Ankara AŞTİ Otogarı’ndan almıştım. Hiç unutmam. Alır almaz da hemen otobüste başlamış, 2-3 günde bitirmiştim. Farklı bir konusu var. 2000’li yılların başlarına kadar Türkiyemizin etkilendiği çoğu olayı konu edinmiş ve bu edindiği konuları kökü Osmanlı’ya uzanan ‘Ser-Müezzin’ âilesi üzerinden anlatmış. Bu kitaptan sonra 2013 yılında Refia Sultan’ı da okumuştum. Sonra 2015 yılında Lâl’i bir kez daha okumuştum. Ve yıl 2018 oldu. Ayşe Kara hocamızın İstanbul’un Çağrısı kitabını okudum. İstanbul’un Çağrısı; İstanbul’un, II.Mehmed Hân tarafından fethini etkili, akıcı, âşıkâne bir üslûbla anlatıyor. Fatih Duman’ın ‘Ene-Sus Ey Nefsim’ kitabında konuşan nefis iken, bu kitapta konuşan ‘şehirlerin ecesi:Kostantinapol’ yani Şehr-i Sitanbul, İslambol, İstanbul’

Prof.Dr. Ahmet Şimşirgil’den Osmanlı Gerçekleri 1
Tarihçiler arasında en îtimâd ettiğim hoca, hiç şüphesiz Prof.Dr. Ahmet Şimşirgil’dir. Popülariteye kurban verdiğimiz için tarihçiliğini neredeyse unuttuğumuz, yanlışlarını ise hiiiç görmediğimiz Prof.Dr. İlber Ortaylı’yı hiç saymıyorum bile… Efendim, hocamızı benim nazarımda bu denli kıymetlendiren nedir? Şudur:
Bu adam sadece Osmanlı’nın tarihi serüvenini değil; medeniyetini, edebiyatını, samimiyetini de yansıtıyor. Osmanlı ile ilgili, tarih ile ilgili bir yanlışa karşı sıradağlar gibi duruyor. Misâlen isim vermeyeyim; tarihte hocaların hocası olan bir zât; “Osmanlı’nın soyu Kayılar’dan gelmez.” demiş. Şimşirgil de karşısında durmuş ve demiş ki: “Tamam hocam, Osmanlı’nın soyu Kayılar’dan gelmiyor. Peki hangisinden geliyor? Kınık mı, Avşar mı, Dodurga mı, Bayat mı, Yazır mı, Döğer mi hangisi? Salur mu, Eymür mü, Kızık mı, Bayındır mı hangisi?” diye sorunca; o zât Şimşirgil’e cevap verememiştir. Bir diğer sebeb ise; Osmanlı Sultanları’nın tasavvûfî hayatını, tasavvûfî bağlılıklarını reddetmiyor, yok saymıyor ya da îtibarsızlaştırmıyor bilâkis bu hayata ihtiyaç olduğunu söylüyor. Şimşirgil’de en beğendiğim özellik de iddiâlı olmasıdır. Gerektiği yerde bağırması, çağırması, masaya vurması beni mest eder. Misâlen ‘Kutlu Doğum Haftası’nın 14-20 Nisan arası kutlanması FETÖ’cülerin isteğiyle olmuştur.” diye bir iddiâ atmıştı ortaya köşesinden… O iddia, zamanın din işleri yüksek kurulu başkanını tâbir-i câizse ipe götürdü. Diyanet İşleri Başkanı olmasına kesin gözüyle bakılan adam, görevinden de azledildi. Bakınız, Şimşirgil’in o yazısından sonra “Kutlu Doğum Haftası” kaldırılarak Mevlid Kandil’ine aktarıldı. Bu adamın inandığı doğruları söylemesidir bizi bağlayan… 12 Aralık’ta Eskişehir’e gelen Prof. Dr. Şimşirgil, konuşmasında şöyle demişti:
“Eğer, 15 Temmuz başarılı olsaydı, sadece Kutlu Doğum Haftası değil; kandil geceleri de bir tarihe sabitlenecekti ve hattâ Ramazan günleri, Ramazan Bayramı da ocak ayına sabitlenecekti. Bunu da insanların yaz aylarında oruç tutamaması, ocak ayında oruç tutmanın daha kolay olacağına dayandıracaklar, insanları buna râzı edeceklerdi” demişti. Dehşete kapılmıştım.

Devam edecek…

Tahir Ceyhun Yıldız

1993 yılının soğuk 1 aralık gününde Eskişehir'de doğdum. Liseyi Eskişehir Anadolu İmam-Hatip Lisesi’nde tahsil ettim. Lisans eğitimimi Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde sürdürüyorum. Şiirlerim ve yazılarım Eskişehir’de yerel bir dergi olan Genç Birlik Dergisi'nde, Konya merkezli ve 5 sayı çıkarılabilmiş Sahhaf isimli matbû dergilerde yayınlandı. Yetkinliğe ilk adım olarak Sergâh Dergi'de yazmaya başladım. Daha sonra Halâskâr Dergi, Efendi Dergi, Şiâr Dergi ve Özlenen Rehber Dergisi’nde yazılarım yayınlandı. Türkülerin gücüne, kuvvetine inanıyor; ilhâmı türkülerden alıyorum. Kitapların varlıklarına her ân ihtiyâç duyuyorum... Eskişehir’de faâliyet gösteren bir haber ajansında editörlük yapıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.