Affı Muhakkak Sürgün – Fatma Yıldız

Şimdilerde içimde dinmek bilmeyen bir sürgünle kaburgasını dele dele yaşıyorum hayatın… Parmaklarım imlası bozuk cümleler gibi ezberliyor gökyüzünü.. Gökteki uçurtmalara takılıyor aklım.. Köprücük kemiğime saklıyorum sevda türkülerini ve sancılı gecelerde rüyalarımı süslüyor kanlı ay…

Zihnim emsalsiz şiirler kusuyor şehrin sokaklarına.. Buğulu gözlerimden geçiyor;  Cahitler, Erdemler, Akifler, Sezailer, Necipler, aklar, karalar, siyahlar, beyazlar, sızılar…

Yüreğim cehenneme zincirlenmiş bir cennet sanki.. Ümidim yok ümitsizliğimden besleniyorum. Kayboluyorum bu şehrin gürültülü sokaklarında.. Bin kere yok oluyorum da her köşe başında bir kere var olamıyorum bu sevda yaşımda. Ruhumun grisini alıp kaldırım taşlarına işleyen bu kargaşada durmadan devam ediyorum. Kalemimin ucundan seyrediyorum dünyayı. Susunca hafiflemeyenin acısı yazmaylada dinmiyor.. Korkunç dualar ediyorum secdeye her kapandığımda.. Rabbim beni bağışla (!)
Her ne kadar mavi kalmak istesem de her gece rengim dönüyor siyaha.. Kendime zimmetlediğim tövbelerimi, affı muhakkak günahlarımın ızdırabı olarak göstereceğim Tanrı’ya… Tanrım beni bağışla (!)

İçimde dindiremediğim bu sürgünle savruluyorum bilmediğim diyarlara…
Biliyorum bu diyarlarda anamın koynu kadar sıcak hiçbir yer yok bana.. Bu sürgünün dindiği gün. Dinerse eğer bu sürgün… Budha duysa oturduğu yerden kalkar, Van Gogh duysa diğer kulağını keser, Zarifoğlu buz dağının görünen
kısmına şiirler yazar, Kafka’nın kalbi babasıyla barışır, Balzac dudaklarıyla aşındırdığı kahve bardağını tek seferde yere çalar…

Rabbim sürgünümü bağışla (!)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.