Allah’ın Kölesi; Yavuz Sultan Selim

“Cesaret insanı zafere, kararsızlık tehlikeye, korkaklık ise ölüme götürür.”

Yavuz Sultan Selim

Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla.

Hamd Allah’a mahsustur. Selâm ise O’nun seçkin elçilerine, son peygamber Muhammed’e, yolumuzu aydınlatan hidayet önderleri Ehl-i Beyti’ne, ashabına ve onların izinden gidip hidayete erenlerin üzerine olsun.

Yavuz Sultan Selim adıyla bilinen 1. Selim,  Hâdim’ul-Harameyn’uş-Şerifeyn(Mekke ve Medine’nin Hizmetkârı), 9. Osmanlı padişahı, 74. İslam halifesi (İlk Osmanlı Halifesidir). Doğumu: 10 Ekim 1465 Ölümü: 22 Eylül 1520. Babası  II. Bayezid, annesi Gül-Bahar Hatun, eşi Ayşe Hafsa Sultan, erkek çocuklarının sayısı dörttür(Kanuni Sultan Süleyman, Orhan-Küçük yaşta ölmüştür-, Musa-Küçük yaşta ölmüştür-, Korkut-Küçük yaşta ölmüştür-).[1] Kız çocuklarının sayısı dokuzdur (Beyhan Sultan, Hatice Sultan-Hanım Sultan olarak da bilinir-, Fatma Sultan, Şah Sultan, Yenişah Sultan-Yeni Şah Sultan olarak da bilinir-, Hatun Sultan, Gevherhan Sultan, Hafize Sultan, Hafsa Sultan).[2] Tahtı devraldığında 2.375.000 km olan Osmanlı topraklarını sekiz yıl gibi kısa sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarını 1.702.000 km’si Avrupa’da, 1.905.000 km’si Asya’da, 2.905.000 km’si Afrika’da olmak üzere toplam 6.557.000 km’ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu’da birlik sağlanmıştır. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu’nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yolları tamamen kontrolü altına almıştır.

Aslında Yavuz Sultan Selim devri, ciddiyetle incelenmesi gereken bir devirdir. Kanaatimce bu devirde Osmanlı Devleti, devlet olarak büyüklüğün, adalette eşitliğin, fetihlerde en süratli zamanına ulaştığı devirdir. Gerçi Halifelik kurumunun Osmanlı Devletine geçtiği Mısır seferinden daha büyük seferler, Safevi devletinin etkisiz hale geldiği Çaldıran zaferinden daha büyük zaferler arkadan gelecektir ama bu sefer ve zaferlerin şartları 1.Selim tarafından hazırlanmış, planları daha o zamandan yapılmıştır. Yavuz Selim, kendi devrinin en büyük lideri olduğu kadar, sonraki devirlerin de önderidir. Şah İsmail’i yenmiş olmasaydı, Kürt beylerini İslam dininde birleştirme gayesi olmasaydı, kısaca;  Anadolu’nun bütünlüğünü sağlamasaydı Sultan Süleyman için Batıya yönelmek bir hayal olarak kalırdı. Şu halde Sultan Süleyman’ı –Muhteşem Süleyman– yapan, –Grand Senyör– yapan babası, Yavuz Selim’in dehasıdır. O’nun almış olduğu ekonomik ve toplum ile ilgili aldığı önlemlerin sonucudur.[3]

Yavuz Sultan Selim artık adaletli olmasında dolayı mı yoksa dürüst olmasından dolayı mı yâda her ikisini de yapmasından dolayı mı Osmanlı Devletine Hilafet Makamını getirmiş. Hatta getirmesinin nasıl olduğu üzere menkıbelerde vardır. Mekke ve Medine’nin Hizmetkârı anlamına gelen Hâdim’ul-Harameyn’uş-Şerifeyn ismini Yavuz Selim başta Hakimül Haremeyn yani kutsal yerlerin hâkimi denilmiştir ama Sultan Selim ise Hadimül Haremeyn kutsal yerlerin hizmetçisi denilmesini isteyerek o sert mizacının arkasında nazik ve mütevazı bir padişah olduğunun bariz örneğidir. Çünkü Yavuz çok cephelidir. Bir cephesi ilim adamadır, bir cephesi şairdir, bir cephesi otoriterdir, bir cephesi şefkatlidir. Yani Yavuz Sultan Selim devlet yönetiminde sert ve acımasızdır fakat kişisel hayatında nazik ve çok mütevazıdir.

-Yavuz göz kırpmadan adam öldürüyordu- diyorlar. Acaba tarihin mecburiyetlerini hesaba katıyorlar mı? Acaba Yavuz’un içinde bulunduğu şartlarda bunu diyenlerden biri hüküm sürseydi asmak-kesmek babında ondan daha başka türlü davrana bilir miydi? Neyse bu meseleyi bırakalım da 1.Selim’in ilmi ve şair yönünden bahsedelim.

Kimse Sensiz bulamaz Hakk’a vüsûl
Feyz-i lutfunla olur merd-i kabûl
“Rahmeten li’l-âlemîn”sin yâ Resûl
El-meded ey ma’den-i nûr-i Hudâ
Ey kerem kânı Resûl-i Kibriyâ
Kemterindir bu Selîm-i pür-hatâ
Dergehinden ilticâ eyler atâ
El-meded vey ma’den-i nûr-i Hudâ

Yavuz Selim yukarıdaki şiirde ne güzel ifâde ediyor belki de bu muhabbet ve hürmetin bereketi olarak Yavuz Mısır’ı fetih etmiştir. 1.Selim’i geceleri 3-4 saat uykuyla yetinir, diğer zamanlarını okuyup yazmakla geçirirdi. Dil olarak Farsça, Arapça ve Tatarcayı öğrenmişti.  Farsçayı edebiyat merakından öğrenmiştir. Şiirleri en yüksek bir divan şairi kadar kuvvetlidir. Geniş bir kültür ve siyasete sahipti. Harpten hoşlanmakla beraber ince bir ruha da sahipti.

“Devletleri yıkan tüm hatanın altında, nice gururun gafleti yatar.”

YAVUZUN ŞİRPENÇEŞİ

page_3-kopru-icin-yavuz-sultan-selim-adi-neden-tartisma-yaratti_783329330

Halk arasında yanıkara olarak isimlendirilen bu çıban, “Şirpençe” ismiyle bilinmektedir. Hoca Sa’düddin ayrıntılı açıklamalar ile bize bilgi vermekte:

Yavuz Sultan Selim, Edirne’ye harekete karar verdikten sonra bir gün Hasan Can’la saray bahçesine inmiş, dönüş yolunda yokuşu çıkarken Hasan Can’a sırtına bir şeyin battığını söyleyince Hasan Can, elini hükümdarın sırtına sokmuş ve fakat bir şey bulamamış, ancak ikinci sefer yine aynı şeyden şikâyet edince o zaman Hasan Can, sultanın düğmelerini çözüp sırtında henüz baş vermiş, etrafı kızarmış ve tam olgunlaşmamış sert bir çıban görür. Bunu Sultan Selim’e söyleyince o, çıbanı sıkmasını istemişse de Hasan Can: “Padişahım, büyük bir çıbandır, henüz hamdır, zorlamak iyi değildir, bir uygun merhem sürelim” deyince Sultan Selim “Biz okumuş değiliz ki, bir çıban için cerrahlara müracaat edelim” cevabını vermiştir. O geceyi acı içinde geçiren Hünkâr, ertesi gün hamama giderek orada çıbanı sıktırıp zedeletmiş. Fakat bu da acıyı artırmaktan başka işe yaramamıştı. Bunun üzerine Hasan Can’a “Seni dinlemedik amma kendimizi bitkin hale getirdik” deyip çıbanın macerasını anlatınca Hasan Can ”neredeyse aklim başımdan gidiyordu” diyecektir. Bütün bu sıkıntılara rağmen Padişah, Edirne seferi daha önce kararlaştırıldığı için geri dönmeyerek hasta olduğu halde yola çıkar. Yavuz, Çorlu’da kırk gün Başhekim Ahmed Çelebi tarafından tedavi edildi. Yara büyüyüp açılmıştı. Padişah, hareket edemeyecek kadar takatsiz düşmüştü. İki aya yakın (Lütfi Paşa, 47 gün) devam eden tedaviden ve adeta kendisinden ümidi kesince Edirne’de bulunan Vezir-i a’zam Pirî Mehmed Pasa ile vezir Mustafa Paşa’yı ve Rumeli beylerbeyi Ahmed Pasa (Hain Ahmed Pasa)’yi acele yanına çağırtarak vasiyetini yapar. Daha sonra da Pirî Pasa ile yalnız görüşür. Son demlerini yasadığını anladığından acele edip yetişmesi için Manisa Valisi olan oğlu Şehzade Süleyman’a haber gönderdi. Oğlu gelmeden 2l Eylül l520 (8 Şevval 926) Cuma günü akşamı 5l yaşında iken Çorlu karargâhının bulunduğu Sırt köyünde vefat etti. Vefatından önce yanında bulunan Hasan Can’a, yatakta bulunuşunu kast ederek “Hasan Can ne haldür?” demiş, o da “Sultanum! Cenâb -i Hakk’a teveccüh edüp Allah’la olacak zamandur” deyince Yavuz: “Ya bizi bunca zamandan berü kimün ile bilürdün? Cenâb-i Hakk’a teveccühümüzde kusur mu fehm ettün?” cevabını vermişti. Bunun üzerine Hasan Can: “Hâsâ ki, bir zaman zikr-i Rahman’dan gufûl müsahede etmis olam. Lâkin bu, gayr-i ezmâna benzemedügü cihetten ihtiyaten cesâret eyledüm” demişti. Bunun üzerine Sultan: ” Sûre-i Yâsin tilâvet eyle” diyerek kendisi de Hasan Can’la birlikte okumuş. Ayni sûreyi iknci defa okuyup “Selâmun kavlen…” diye devam eden 58. âyeti okuyunca teslim-i ruh eyler. Böylece, İslam tarihinin büyük hükümdarlarından birinin hayatı sona ermişti. Sekiz buçuk sene gibi çok kısa bir saltanat döneminde başarılı ve önemli işlerinden dolayı, Şeyhülislam Kemal Paşazade onun hakkında:

“Az müddetde çok is etmis idi.

Sâyesi olmustu âlemgîr,

Sems-i asr idi asirda semsin,

Zilli memdûd olur, zamani kasîr.

Girse meydan-i rezme siri delir,

Çiksa eyvan-i bezme mihr-i münir

Hayf, Sultan Selim’e hayf ve dirig,

Hem kalem aglasin âna hem tig.”

Demek suretiyle onun sekiz buçuk senelik saltanat dönemine sığdırdığı işlerinin, çok büyük ve önemli olduğuna işaret etmekteydi. Bilindiği gibi ikindi güneşinin ömrü kısadır. Fakat bu zamandaki gölge ise çok uzundur. Aynı zamanda büyük bir şair ve edip olan Kemal Paşazâde, bu beyitleri ile Yavuz’un çok kısa bir zamanda büyük işler başardığını söylemek istemiştir.

Sultan selim’in vefatı, tek oğlu olan Manisa valisi Sehzâde Süleyman gelinceye kadar gizli tutuldu. Ancak yeni hükümdarın, Şevval’in onbirinci günü İstanbul tarafına gelip kadırga ile saraya indiği haber alındıktan sonra, Selim’in vefatı ve yeni Pâdisah’in İstanbul’a geldiği ilan olundu.Devlet erkânı, derhal İstanbul’a gelip yeni Pâdisah’i tebrik ettikten sonra Selim’in naaşı, bütün ilgililer tarafından Edirnekapı haricinde, bağlar ucunda karşılanıp, hazırlanmış bulunan tabuta konur. Fâtih Sultan Mehmed Camii’nde cenaze namazı kılındıktan sonra, o tarihlerde, Mirza Sarayı denilen günümüzdeki Sultan Selim Camii yanındaki mahalle defnolundu. Sultan Selim, vefatından evvel ara sıra gezintilerde bulunarak geldiği ve çok sevdiği bu mevkie cami temellerini attırıp ise başlattıysa da ömrü vefa etmediğinden cami ve türbesi, oğlu Sultan Süleyman tarafından tamamlattırıldı.

Ve aziz okuyucular: Yavuz Sultan Selim biyografisi olsun yaptıkları olsun çok zıt görüşler olduğundan dolayı buraya aktarırken gaf vermeden aktarmaya gayret ettim. Nasıl olduğu kararını siz vereceksiniz.

           

 

 

[1]  I. Selim’in, küçük yaşta ölen oğullarının olduğu bazı kaynaklarda belirtilirken, bazıları bu çocukların varlığından bahsetmemektedir. Bu konuda muhtelif görüşler vardır.

[2] Kız çocuklarının sayısının 10 olduğu söylenmektedir.

[3] Yavuz Bahadıroğlu, Şirpençe, Yeni Asya Yayınları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.