Aşk-ı Hat

Hüsn-i hat, Arap harflerini estetik bir düzenle güzel bir biçimde yazma sanatıdır. Bazı kaynaklarda ”cismani aletlerle meydana getirilen ruhani bir hendese” şeklinde tanımlanmaktadır. Hattatların piri olarak Hz. Ali (r.a.) efendimiz kabul edilmektedir. Zira, kendisinin şu sözü, işin inceliğini ifade etmektedir:
“Çocuklarınıza hüsn-i hat ile ikramda bulununuz! Zira hüsn-i hat, işlerin en mühimi ve sevincin de en büyüğüdür.”

Yaklaşık bir buçuk yıldır zaman zaman hasret kalsak da hat sanatıyla dinginleşmekteyim. Ankara’nın Hamamönü semtinde hat yapan ve dersler veren Hocam Ebuzer Özkan, bu işe başlamadan bana şöyle demişti: Hat, hem bir sanat hem bir ilimdir. Hat sanatının içinde geometri, anatomi ve psikoloji vardır. İlim olmadan bu işe tamamıyla kendini vermeden de olmuyor gerçekten. Harflerin uzunluğu, duruşu, yönü, yapan kişinin halet-i ruhiyesi ve daha pek çok faktör hattın ‘hüsn’ olmasında etkili oluyor.

Hat yaparken kullanılan malzemelerin de sanatın güzelliğine oranla kaliteli olması gerekir. Hocam sık sık söyler: Kem aletle, kemâlât olmaz. Kalemin, kağıdın, mürekkebin âlâsı gerekir bu iş için… Hüsn-i hat sıradan bir yazı değil; kendisine dikkatlice bakanı alır başka alemlere daldırır. Hat kendisiyle meşgul olanı yavaş yavaş sabır kazanında pişirir. Her daim hat öğrencisi olan bir aciz olarak kimi zaman bir harfin derinliğinde, kuytu köşesinde seyre dalmış bulurum kendimi. Bir kaçışın beni vardırdığı vuslat olur kalemin mürekkeple buluştuğu an. Çok mu yorulmuşum, bir şeylerin ve de her şeylerin ağırlığından kalbim feryat mı ediyor; bu dünyada olsa da bu dünyadan olmayan bir meşguliyetle demlenmenin vakti gelmiştir Kübra için.

Arka planda kamışın iniltisine bulanan bir fon ile oturtur beni bu dert, masanın başına. Bazenleri elim kayar, tutunamam kamış kaleme. Anlarım ki küsmüş bana, sitemini yansıtıyor uzak kaldığımdan yana. Kendisiyle hemhâl olup vakit ayıranı da dostu kabul edip tanıyor kamış; bu sefer sen götürmüyorsun onu, o seni iletiyor yazıya. Mürekkebin gözlerindeki yaşı en nadide kısmıyla alıyor kamış kalem, mat kuşe kağıdın beyazındaki masumiyete emanet ediyor.  Yazana da bu güzel manzarayı seyretmek, kamış ve mürekkebin kavuşmasına vesile olmak kalıyor.

Velhasıl efendim, hat yapmak benim için mürekkeple kamışın aşkına şahit olmaktır. Aşka yönelen iki sevdalıyı kavuşturmaktır…

*Fotoğraf: Kocatepe Cami, 21.04.2019/Ankara

Kübra Çetin

Bir garip hiç kul...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.