Aykırı ve Yangınlı

Hafif hafif çiseleyen rahmet olarak saydığım yağmur elimden tutarken nereden geldiği belli olmayan nane kokusuyla, şefkatli bir anne edasıyla yüzümü okşayan nazenin bir yel eşliğinde yürüyorum. Yürüyorum, kim bilir kaç kez geçtiğim Arnavut kaldırımı bir yolda başıbozukluğumu ilan etmişçesine. Söyleyemediklerimi ve sönene kadar söylemeyeceklerimi istifleyip kaburgadan kafesimde bir bilinmeze gidiyorum. En çok da bir hikâye bırakmadan sönüp gitmekten korkuyorum. Bir an için hissizleşmeyi dileyip kendimi rüzgârın şefkatli kollarına bırakıyorum.

Mektebinden çıkıp sevinçle koşuşan çocuklar görüyorum. Bir de başı omuzlarında emanet duran gözlerindeki gamla yağmuru dindirenleri. Çocuklukta mı kaldı mutluluk diye soruyorum kendime. Cevap nedir derseniz bulamadım, hâlâ arıyorum.

Derin “âh” çekişlerimdeki iç kırıklıklarımı “af” diyerek yenmeye çalışıyorum. Bir pervazın altına kedi misali sığınıp soluk arıyorum. Lâkin ne hacet göğü göğsüme doldursam ciğerlerime değmeyecek gibi hissediyorum. Ayrılıyorum sonra oradan, susamışlığımı dindireceğine olan inancımla biraz daha yağmurla dost oluyorum. Aykırı benliğimi onunla sarıp sarmalıyorum.

Naralar atıyorum sonra kalabalık sokakta, kimsenin kulağına çalınmayan. Gürültülü ama bir o kadar da sessiz. Vakti bellemek için sol kolumu kaldırıyorum fakat bir pazar tezgâhından alınmış saatim, içine kaçan su damlalarıyla boğuşmakta. Üzülmüyorum, aksine akreple yelkovanın bir ileri bir geri gidişi hoşuma bile gidiyor. İnsan misali diyorum bir ileri bir geri…

Yağmur hızlanıyor ve ben o sağanağın altında cayır cayır yanıyorum. Bana şifa olmasını beklerken yangınımdan bir alev eksilmeyişine ağlıyorum. Sokakta kimse kalmıyor, ben ise diz çökmüş yağmurun elinden tutarmışçasına ellerim havada gözyaşına boğuluyorum. Bu ne yangındır ki sönmek bilmiyor, dokunanı değil dokunduğunu yakıyor.

Ben ki Anka’yı görme, Kaf Dağı’na ulaşma umudundayım. Ben ki dehşetli bir hengâmeden büyük bir alev olarak çıkmış, kolumun altında kırık düşlerimle bilinmeze yol almaktayım.

Gözyaşlarım yağmura karışıyor ve ben de toprak kokusuna. Sokak kararıyor, Arnavut kaldırımları yok. Yağmur bırakıyor ellerimi ama yangınım bâki. Aykırılığımla savruluyorum. Sessiz çığlıklar atıyorum ve yanağımın yastığın yaşlı tarafına değmesiyle büyük bir güruha uyanıyorum.

Aykırı ve Yangınlı” için 2 yorum

  • 25 Mayıs 2019 tarihinde, saat 00:12
    Permalink

    Kapatıyorum gözlerimi ve okuduklarımı sindiriyorum. Sonra Hemdem olmanın tevafuklarına şükrediyorum yeniden. Ellerine, yüreğine sağlık Hemdem’im 🌸

    Yanıtla
  • 29 Mayıs 2019 tarihinde, saat 19:50
    Permalink

    Okuyanın yüreğine dokunduğunda can buluyor kelimeler Hemdem’im. Hamd ile… 🍃

    Yanıtla
  • 29 Mayıs 2019 tarihinde, saat 19:51
    Permalink

    Okuyanın yüreğine dokunduğunda can buluyor kelimeler Hemdem’im 🍃 Hamd ile…

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.