Aziz Mi İstanbul?

“Bu yazı kesinlikle(!) siyasi amaçla yazılmamıştır.İnsani amaçla yazılmıştır.”

Yıllar geçiyor azizim. Sokaklarında heyecanla, ümitle, yeni bir şeyler keşfetme duygusuyla yürüdüğüm İstanbul’u farklı bir bakış açısıyla yeniden adımlıyorum. Nedir bu bakış açısı derseniz tam olarak şöyle ifade edebilirim: Bendeniz belki de nadir karşılaşabileceğiniz kaç kuşak geriye gittiğini bilmediğim İstanbullulardanım. Dedem Adnan Bey ise, İstanbul Beyefendisi diye anılan, cumartesileri Beyoğlu Sokaklarında takım elbisesiyle yürüyen son İstanbullulardandır. İşte bizde dededen kalmadır bu huy, İstanbul sokaklarını vasıtayla görmek yerine taban gücüyle geziniriz. Faydası nedir derseniz, insanları yakından izlersiniz, oldukça yakından, çok yakından. Peki insanları yakından izlediğinizde ne oluyor derseniz, başınıza ne geleceğini önceden görüyorsunuz.

Ne diyordum Adnan Bey, çocukluğumun korkulu kahramanı, çocukluğum kendisinin o muazzam kütüphanesinin gölgesinde gizli gizli tüm kitaplarını karıştırırken; bu çocuk yine kütüphanenin önünde, zarar verecek kitaplarıma sesiyle irkilerek bluzumun içine sokuşturduğum bir kitabı alıp, divanın altına girip sessizce hayran hayran kitabın sayfalarını karıştırarak geçmişti.

Geceleri sadece üç saatlik uykuyla yetinip, bütün vaktini en yakın dostları, kitaplarıyla, paylaşan Adnan Bey sabah namazına Eyüp’de bulunan evinden Beşiktaş’a yürüyerek giderdi. Kendisi doğma büyüme Beşiktaşlıydı. O sevdası ise ilerleyen yaşına rağmen sürerdi. Ondan görerek İstanbul’u ancak yürüyerek okuyabileceğime inanmıştım. Ve hala da inanıyorum. Yine ondan görerek, en büyük hazinenin kitaplar olduğunu öğrenmiştim ve hala inanıyorum. Belki ona ömrüm boyunca iki yahut üç defa sarılabilmiş idim fakat onun muazzam bir adam olduğu konusunda asla şüphe duymamıştım.

Peki peki, evet çok uzattım. Çünkü gelmek istediğim yer bambaşkaydı. İstanbul’a gelelim. Aziz İstanbul, Canım İstanbul, Güzel İstanbul, ve aslında bir yandan da Tevfik Fikret’in Kötü Kadına benzettiği İstanbul. Yıllar önce olsa Tevfik Fikret’e şiddetle karşı çıkar, ” Aziz İstanbul” diye haykırırdım azizim. Fakat şimdi sokaklarında yürüdüğüm bu şehir, okuduğum bu şehir bana bambaşka şeyler söylüyor. Hani şimdi herkes İstanbul’u kaybettik diye dizlerine vuruyor ya! Birbirine etmediği hakaret kalmıyor ya! Birbirine nefret dolu söylemler ithaf ediyor ya! İşte o İstanbul öyle şeyler söylüyor ki…

İstanbul… Eskinin aziz şimdinin ise kaybetmiş İstanbul’u. Ramazanda sokaklarında içkiler içilen, inandığı görüşün aksi davranışları sergileyen insanlarıyla her yanı dolan, çocuk gülüşlerinin yerini sessizliklere bırakan, sokakları kadın cinayetlerinden taşan, taşı toprağı haksızlık kokan, torpilsiz marketten ciklet bile alınmayan, vakfeden kurumların yerini ticarethanelerin aldığı bambaşka bir İstanbul…

Biz İstanbul’u değil, İstanbul’daki insanlığı kaybettik azizim. Bunu da dört tekerle, şiddetli müzik sesiyle İstanbul’u gezenler değil, ayak izini bu şehirde bırakanlar anladı ve yine onlar anlayacak.

Geçmiş olsun..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.