Behire’ye Mektup – Mehmet Vural

Çokça dileyenlerin. Çokça yalvaranların, Çokça el açanların yakarışlarını sabaha erdiren Rahman’ın huzurundan sesleniyorum Behire.

İbrahim misali, heybemden çıkardım kalemimi. Ucunda yakarışlar, ayrılıklar ve hayatın bitmek bilmeyen yüksek dozda kıvrımlı yollarını, binlerce kez yazmış kalemimle geldim.

İsmail misali oturdum şimdi kendi karşıma. Benim benden başka kimsem hiç olmadı zaten

Sessiz ve sensiz geçen günlerin adına bir elveda mektubudur bu.

Beni iyi dinle.

İyi dinle!

Bir hayal değil, bir hayat boyu iyileşmeyecek bir yarayı kaşıyorum şuanda.

Beni iyi dinle.

Yoksa uçuşacak omuzlarımdaki şiirden kadınlar.

Sensiz geçen günlerin kısa hikâyeler anlatan ahmak bir misafir olduğunu hissettiğim bir anda yazıyorum bu satırları sana Behire.

Bir sigara boyunca vaktim var. Fazla beklemem burada. Fazla bekletmem seni bu mektubun başında.

Sana bir çay söyleyeyim istersen. Hatta pencerenin

 

 

yağmurluk oluğunda duruyor birkaç sigara daha. Bıraktın mı sigarayı da yoksa? … Her neyse.

Derim uyuşuyor şuanda, üstelik henüz en başındayım bu kan donduran işkencenin… Ve artık 24 yaşındayım!

Sana söyleyemediklerim, hiç söylemek istemediklerim, hiç söyleyemeyeceklerim birikiyor dudaklarımın ucunda.

Biraz telaşlıyım aslında. Biraz tedirgin ve ürkek!

Çünkü burada her şey artık gittiğin gibi. Saçlarının kokusuna bulanmış seccaden her zamanki yerine. Hiç dokunmadım. Arada bir kanaryalara yem veriyorum ve pencere dibinde aynı fon müzikleriyle sabahlamalar… Öyle ki eline dokunduğum

her saniyeyi hala teker teker iliklerime kadar hatırlıyorum.

Aslında ben seni sabah namazlarından sonra da seviyordum Behire. Hatta gün batımlarında elindeki ayçöreğini çayla yudumlayan küçük kızımız kadar çok seviyordum.

Son günlerde kulağıma küpe bütün ayrılıklar. Özlemler, hasretler.

Aşk diyecektim sana az kalsın. Behire dedim… Behire kaçtı ağzımdan. Belki de üç bin kilometre uzağa. Üstelik bugün annem de öldü. Ve üstüme kocaman bir adamlık oturdu. Bu gece de sabaha vurdu Behire. Mutlu olacaksan gelme. Bu sigara kokan mektuplardan yorulacaksan gelme.

Bu gün küçük bir eskici dükkânında oturup Berfidan’ın hikâyesini dinledim. Ardından bir Sitare yaktım. Ciğerlerime kadar çektim. Seni biraz daha fazla sevdim.

Şimdi bu mektubu ciğerlerim sökülürken yazıyorum. Cebren ve resmen ruhum üzerimdeyken öldürülüyorum.

İliklerime kadar ölüyorum Behire. Katillerimi bizzat gözlerimle görüyorum. Karşımda tahtadan bozma eski bir sandalye. Darağacındaki perdeler hafif sararmış. Ve ikinci sınıf pencere dibi intiharım, omuz omuza oturuyorlar karşımda.

Uyuyorum şimdi. Kimse bilmesin adını. Ve kimse duymasın sesini. İsmin hep Behire olarak kalacak.

Uyuyorum ve biliyorum ki birazcık dişimi sıksam yine düşeceksin hatırıma. Biten bir filmi başa sarışında kendimi gördüm. Artık ölümlü ömrüm. Düşsem hatırlayacaksın. Düşsem kanayacaksın, kızımızın dizlerinden.

 

Omuzlarımda öldürülesi bir yük. Toparladım bütün sevinçlerimi sana geldim.

Ama “Çok sevme.”

“Çok sevme yorulursun.” diyesim var. En çok da bundan korkuyorum ya.

 

 

Ellerinin çizgilerinden görünüyor hayallerinin yıkılmışlığı. Yüzün düşmüş odanın kaldırımlarına. Toplayasım geldi. Bir çırpıda toparlanasım.

Hevesimle geldim. Uykuyla uyanıklık arasındaki o ince çizgide geldim. Buralara çok zor geldim. İlmek ilmek direndim de sana geldim. Nefesinle bir ömrü öldürmeye geldim.

Çok sustum.

Çok susadım. Ve biliyorum ki sana susamak sınırsız ve çorak şehirlerin topraklarında, ucu yalnızlıktan daha keskin camlarını eze eze yalınayak yürümek gibi bir şey…

Biliyorum.

Kara tren hep rötarlı gelecek bu şehre.

Ve biz her gün dönümünde hayallerimize biraz daha geç kalacağız.

Beni affet Beni affet.

Bugün de ölemedim.

İçlerimi terk ettiğin gün gibi her şey.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.