Beni Öldürende Yoktur Din, İmân…

Beni Öldürende Yoktur Din, İmân…

Aybüke Öğretmen için yazmaya çalıştığım bu yazıya; 67 yaşındaki dedemin, “Magusa Limanı” türküyü Aybüke Öğretmen’in nâzik sesinden dinler iken, gözünden akıttığı yaşlar ile birlikte gönlüme akan kelimelerin yardımı ile bu yazıyı yazmaya karar verdiğimi söyleyerek başlayayım. Evet; 4 evlâd, 11 torun sâhibi; ununu elemiş, eleğini duvara asmış dağ gibi bir adamın, 22 yaşında, gencecik bir fidanın şehadetinden dolayı; gözlerinden akıttığı hüznü gördüm ve öyle başladım bu yazıya… Büyükler, hakikaten büyükler… Ve nice kitabı okumuş, nice öğretmenlerden ders almış biz küçüklerini her-dem irşâd ederler…

“Magusa Limanı Limandır Liman
Beni Öldürende Yoktur Din, İman”

Bu sözler, Batman Kozluk’ta teröristlerin hain saldırısı sonucu şehit düşen Şenay Aybüke Yalçın öğretmenin söylediği türkünün sözleri… Aybüke Öğretmen,  bu toprakların bağrında solan nice fidandan biri… 9 Haziran 2017’de çocuklarının karnesini dağıttıktan sonra arkadaşları ile araçta gider iken, araçlarına açılan ateş sonucunda vuruldu ve şehid düştü…

Bu yazı beni çok zorluyor. Her harfinde Aybüke Öğretmen’in sesini duyuyorum sanki… O hayat dolu gülüşünü seyrediyorum her noktada. Vatan için, vatan bağrında şehid düşenlerin sızısını, bi’l-hassa Aybüke Öğretmen’in sızısını hissediyorum en derûnumda… Parmaklarım titreyerek koyuyorum her harfi satırlara…
Atandığı ilk okul imiş Aybüke Yalçın’ın… Atama sonuç ekranı ile birlikte “Öğretmen oldum ben” yazıp paylaşmış, ekranı balonlarla süsleyerek… Aybüke Öğretmen uzak dememiş, gitmiş Kozluk’a. Arkadaşları anlatıyor; Aybüke Öğretmen müzik sınıfı oluşturmak istiyormuş. Çocuklar müzik âletlerinin adını bile bilmiyormuş ama Aybüke Öğretmen, devletin ve okulun desteği ile ama destekten ziyâde, kendi ideâli ile ve hayâllerinin heyecânı ile istediği müzik sınıfını oluşturmuş. Çocuklarına, öğretmenlere müziği sevdirmiş. Aybüke Öğretmen çok güler yüzlü, kimseyi incitmeyen, herkesi seven ve herkesin de sevdiği bir öğretmenmiş. Vurulduğu o gün oruçlu imiş. Arkadaşları, tatil giriyor, uzun süre görüşemeyiz diye bir kafeye gitmek istemişler. Oruçlu olmamasına rağmen, onlarla birlikte olmak adına gitmeyi kabul etmiş. Bir taksiye binmişler. İki arkadaşı kapı tarafına, Aybüke Öğretmen ise ortaya binmiş. Hastane yoluna geldiklerinde ateş başlamış. Arkadaşları korkar iken Aybüke Öğretmen ise “Korkmayın kuzum; buradan hep birlikte çıkacağız inşallah, eğ başını!” demiş… Ve kurşun ortada iken, arkadaşlarına sekinet telkin eder iken, onları korumaya çalışır iken Aybüke Öğretmeni vurmuş… Sadece bir “Âh” sesi gelmiş… Bir “âh”…

Aybüke Öğretmenin şehâdet haberlerinde gülüşünü görünce şunu düşündüm:
Bu pis dünya; iyilere, sevilenlere, yüreği güzel insanlara dar geliyor… Taşı dâhi incitmeye çekinen insanlara bu dâr-ı dünyâ ağu oluyor da bir ân evvel çekiliyorlar bu dünyadan… Fidanımız, gülen yüzümüz, Aybüke Öğretmenimiz gibi…

Derler ki:
“Yazar, her konuda yazabilmeli… Her konuda fikir beyân edebilmeli…” Ama öyle değil… En yaman ‘yazarım’ diyenler bile, hayatının baharında, hayâllerinin ortasında, mesleğini aşk derecesiyle yapan gencecik bir öğretmenin yitirilmesini nasıl, ne kelimelerle anlatabilir ki? “Magusa Limanı” türküsünü Aybüke Öğretmen’den dinledikten sonra nasıl boğazı düğümlenmez? Derler ki:
“Bir lisan, bir insan…” Peki bu acıyı, bu hüznü dünyanın hangi lisânı ile anlatabilirsiniz ki? Bazı durumlar, bazı hisler anlatılamıyor… Sadece susuluyor, gözden akan birkaç yaş ile birlikte…

Bugün 24 Kasım… Aybüke Öğretmensiz, Necmeddin Öğretmensiz 24 Kasım… 2 nazlı fidanın eksikliği ile 24 Kasım… Al yazmalı Aybüke Öğretmensiz bir 24 Kasım… “Çok çalışın” diyen, öğrencilerine dâima sevgi ile ve şefkat ile bakan Necmeddin Öğretmensiz bir 24 Kasım…

Bu bayrağın her miliminde şehidlerin kanı, şehidlerin canı var. Ne mutlu ki; o rengini şühedadan almış bayrağa kan verenlerden, can verenlerden birisi de Aybüke Öğretmen… Aybüke Öğretmen gitti ve ardında nice al bayraklı goncalar bıraktı. Şehâdeti bizim için acı, bizim için keder ama Aybüke Öğretmen için iftihâr…

Rabbimiz! Sen Aybüke Öğretmeni cennetinde Ezvâc-ı Tâhirât ile, Ümmü’l-Mü’mînin ile birlikte bulundur!

“Al yazması ve kocaman gülüşü ile
Sanki kucaklayacak gibi idi
Dünyanın tüm insanlarını
Aybüke Öğretmen…

“Beni öldürende yoktur, dîn-iman”
Diye türküsünü söyler iken
Dinsizlerin, imânsızların, alçakların
Pususuna kurban gitti Aybüke Öğretmen…

Al yazmasının rengini aldığı al bayrağı
Tabutuna örtü oldu Aybüke Öğretmen’in…
Ardında da nice al bayraklı goncalar bıraktı
Şehid Aybüke Öğretmen…

Hâinler pusu kurmuşlar
Bir nazlı goncamı kana bulamışlar
Vatanımın goncası ancak “ah” demiş
Ki kahramanlar zâten sessizce giderler…”

Yazımı Şehid Aybüke Öğretmene, Şehid Necmeddin Öğretmene ve cümle şehid öğretmenlere ithâf ediyorum. Keşke siz hayatta olsaydınız, siz öğrencilerinizin başında olsaydınız; biz bu yazıyı yazmasa idik…

Tahir Ceyhun Yıldız

1993 yılının soğuk 1 aralık gününde Eskişehir'de doğdum. Liseyi Eskişehir Anadolu İmam-Hatip Lisesi’nde tahsil ettim. Lisans eğitimimi Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde sürdürüyorum. Şiirlerim ve yazılarım Eskişehir’de yerel bir dergi olan Genç Birlik Dergisi'nde, Konya merkezli ve 5 sayı çıkarılabilmiş Sahhaf isimli matbû dergilerde yayınlandı. Yetkinliğe ilk adım olarak Sergâh Dergi'de yazmaya başladım. Daha sonra Halâskâr Dergi, Efendi Dergi, Şiâr Dergi ve Özlenen Rehber Dergisi’nde yazılarım yayınlandı. Türkülerin gücüne, kuvvetine inanıyor; ilhâmı türkülerden alıyorum. Kitapların varlıklarına her ân ihtiyâç duyuyorum... Eskişehir’de faâliyet gösteren bir haber ajansında editörlük yapıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.