Birlikten Kuvvet Doğar

Birlikten Kuvvet Doğar

Şimdilerde pek içimize kapattığımız; “birlikten kuvvet doğar” vecizesi üzerine bir deneme..

Ve Bismillah..
“Ve” bağlaç; Bismillah, başlangıç kelâmı..
“Ve” kelimesi tek başına bir şey ifâde etmez. Ama ‘Bismillah’ ile birleşince birlik oldular, kuvvet oldular. İşte muhtaç olduğumuz kudret; içimizde bir yerlere kapattığımız, kilit üstüne kilit ettiğimiz ‘birlikte kuvvetli olmak” fiili, hepimizi anlamsız bir “ve” den; anlamlı bir cümleye taşıyabilir..
Yeter ki; o birlik kuvvetini yakalayabilelim.

Birlik nedir?
Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde, birlik şöyle geçer:
1) Tek, bir olma durumu, vahdaniyet.
2) Bir arada olma durumu.
Fark ettiniz mi, bilmem.. Bir anlamda tek olma, bir anlamda birlikte olmaktan bahsediyor. Ama aslında ikisi de; ayrılar, ikiler, üçler bir araya geldi mi; bir olur, tek olur, vahdâniyette erir anlamına geliyor. İşte bu “bir olmayı, tek olmayı” başarabilmek için; ikiliklerden, tefriklerden kurtulmalı. Sânîler, sâlisler vâhid olmalı. Ben, sen, o; biz olmalı. Necât için, nusret için, tevfîk için bize gereken bu..

Nasıl birlik olunur?
Her zaman söylerim: Kimse, kimse gibi değildir. Ve herkes, bir âlemdir.
Evet hepimiz bir âlemiz.
Husûsiyetlerimizle, evsâfımızla, derdimizle, mihnetimizle, sürûrumuzla, kavlimizle, hâlimizle.. Ve dâhî kalbimizle, ruhumuzla..  Ama asıl mahâret; özge olarak bunları taşımak, bunlarla yaşamak değil. Çünkü biline ki: bu evsâf; tek başına bir şey ifâde etmez. Katılmalı bir diğerinin evsâfına. Ve bir bütün olmalı. Tek, tek, tek; hepsi olmalı. Milletlerimiz, etnik kökenlerimiz kesinlikle adüvv değil; avn olursa muvaffâk olacağız.
Dinimiz bizi birleştirmiş iken, coğrafyamız bizi birleştirmiş iken, kültürümüz bizi birleştirmiş iken; bu hasmânelik, hasmânelik çalışmalarına “takrir vermek” nedir!? Hasmânelik çalışmaları yürütenlerin ekmeğine yağ-bal çalmak nedir!?

Birlik olamayışlarımızın çetelesi..
Biz Müslümanlar, biz Anadolulular; birliksizliğin çetelesini çok ağır ödemişiz. Topraklar, insanlar, diller, kültürler, kitaplar, katipler, zihinler, fikirler, canlar, bedenler, ruhlar..
Koca Endülüs Devleti, birliksizliğin neticesi olarak kaybedilmiş.
6 asırlık çınar Osmanlı; birliksizlik ateşinde; hased, rehâvet, atâlet odunu ile yanmış, bitmiş, kül olmuş.

Buna nazaran;
Batı; dinlerinin, mezheblerinin, etnik kökenlerinin, efkârının, kitablarının, lisanlarının farkına bakmaksızın birleşti ve aldı başını gitti. Düşünün; Batı’da mezheblerin her biri, bir din kadar keskin iken; her ânda ve her mekânda kanlı bıçaklılar iken; Türk ve İslâm Dünyâsına karşı, kanlı bıçaklarını serî olarak çıkartmakta hiç mümtenî olmamışlar ve amaçlarına maâ’l-esef vâsıl olmuşlardır.

Bakınız burada acîb bir vak’a kaydetmek istiyorum:
Birinci Cihan Harbinde Almanya ve Osmanlı Devleti ittifâk; İngiltere, Fransa, İtalya gibi devletler de ihtilâf grubunda idi. Harp, bi’l-hassa Almanya ile İngiltere arasında yaşanıyor idi hatta. Bu esnada İngiltere, Kudüs’e girdi –Kudüs, o devirde Osmanlı Devleti’nin mülkü-. Almanya ise bu hâdise karşısında çılgınlar gibi sevindi. Tabii bizim Osmanlı tebâsının acîbine gitti bu durum ve sordular:
“Yahu aynı safta mağlub olmadık mı? Siz işgâlcileri niye alkışlıyorsunuz”
Alman generâller şu cevâbı verirler:
“Evet, her ne kadar Osmanlı ve Almanya olarak aynı safta çarpışıp mağlub olmuşsak da kazanan Hristiyanlar oldu. Onlar bizim siyasi rakiplerimiz ama aynı dinin mensublarıyız.”
YORUMSUZ!

Kudüs imtihanımızdır, hepimizin önünde..
Ama gelin görün ki; Kudüs’ün, Filistin’in Kurtuluşu için çalışan hizbler bile; orada, intifâdânın baş şehrinde cüz olamamışlar ve olamamaktadırlar. Hâl böyle olunca felâha, necâta, ferâha ve refâha vüsûl de; hayâlden ve slogandan öteye gidemiyor ve İsrâil ilerleyişini, işgâlini, Mescid-i Aksâ’ya tasallutunu sürdürüyor.

1969’da İsrâil’in Mescid-i Aksâ’da sebeb olduğu büyük yangın için dönemin başbakanı Golda Meir’in şöyle söylediği rivâyet edilir:
“O gece sabaha kadar korkudan uyuyamadım. Zannediyordum ki Müslümanlar dört bir taraftan İsrail’e girecekler. Lakin sabah oldu ve korkulan olmadı. İşte o zaman idrak ettim ki:
Biz dilediğimizi yapabiliriz. Zirâ bu ümmet uyuyan bir ümmettir!”

Ne acı! Uyuyan ve şahsî mes’elelerle kandırılmış, küçük menfââtlerin peşine düşürülmüş bir ümmet..

Endülüs.. İslâm Devleti’nin gittiği uzak bir diyâr idi..
Çok güçlü, çok fedâkârâne gitti yiğitler. Gemiler yakıldı, canlar paralandı. Oraya câmîler, kütübhâneler yapıldı. İslâm’ın güzelliği, sâfiyeti, huzuru İslâm Sancağı’nın dalgalanması ile Gırnata’yı, Kurtuba’yı; akabinde tüm Endülüs’ü te’sîri altına aldı. Âhirinde birliksizliğimiz çıktı meydâna.. Ve aynı hânedânın sürekli değişen liderleri ve anlaşmazlıkları neticesinde bölünmeyi, parçalanmayı yaşadı. Nihâyetinde Endülüs yıkıldı. Câmiîler talan, kütübhâneler virân edildi. Virân edilen kütübhânede tam 1 milyon cilt kitap yakıldı. Bu konuda ünlü fizikçi Pierre Curie 20. yüzyıl başlarında şunları söylemiştir:

“Müslüman Endülüs’ten bize 30 kitap kaldı, atomu parçalayabildik. Şayet yakılan bir milyon kitabın yarısı kalsaydı; çoktan uzayda galaksiler arasında geziyor olacaktık.”

Hep mahzunluğumuzu, garibliğimizi değil; bir de sürûrumuzu, ittifâkımızı, ittihâdımızı tasvîr eden bir vak’a anlatayım:

Bi’l-hassa Çanakkale olmak üzere, Birinci Cihan Harbi ve devâmında İstiklâl Harbinde pek çok Anadolu halklarından gayrı, Halep’ten, Şam’dan, Kafkasya’dan ve daha birçok yerden askerler de gelmiş vatânımıza ki; hâlifenin memleketi düşmesin diye.
Bir kıssa rivâyet edilir ki:
Hind Müslüman erkekleri; bedenleri ile, kılıçları ve canları ile; Hind Müslüman Kadınları ise mücevherleri ile, yeni evlenmiş gelinler ziynetleri ve en sâfîyâne destek olmuşlar ceyşü’l-hâlifeye.. İşte muhtâç olduğumuz ittihâd ve ittifâk bu.

Bize lâzım olan; ölü Kürt, barbar Türk, siyah-beyaz safsatalarından kurtulup; 1071 rûhuna, 1299 ve 1453 azmine, 1914-1923 ve devâm yıllarındaki birlik kuvvetine ve kudretine geri dönmektir.

Cümle kelâmdan ez-cümle:
Birlikten kuvvet doğar.

Selâm ve duâ ile..

Tahir Ceyhun Yıldız

1993 yılının soğuk 1 aralık gününde Eskişehir'de doğdum. Liseyi Eskişehir Anadolu İmam-Hatip Lisesi’nde tahsil ettim. Lisans eğitimimi Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde sürdürüyorum. Şiirlerim ve yazılarım Eskişehir’de yerel bir dergi olan Genç Birlik Dergisi'nde, Konya merkezli ve 5 sayı çıkarılabilmiş Sahhaf isimli matbû dergilerde yayınlandı. Yetkinliğe ilk adım olarak Sergâh Dergi'de yazmaya başladım. Daha sonra Halâskâr Dergi, Efendi Dergi, Şiâr Dergi ve Özlenen Rehber Dergisi’nde yazılarım yayınlandı. Türkülerin gücüne, kuvvetine inanıyor; ilhâmı türkülerden alıyorum. Kitapların varlıklarına her ân ihtiyâç duyuyorum... Eskişehir’de faâliyet gösteren bir haber ajansında editörlük yapıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.