Cennette Kitap Var Mı Rabbim?

Rabbim! Rahman sıfatından yüz bularak olsa gerek ki ‘Rabbim’ diyerek başlıyorum. Seslerin suratıma vuran şu somurtkanlıklarını görüyorsun. Oysa sadece sen biliyorsun içimde tutuşanları. Ve kendimi anlamsız yaralayışlarıma tanık olmaların… Sırf bunun adına bir ömür susabilirim. Ki sen sessizliğin başını okşamış gibisin. Kalabalıklarsa her gün bedelini ödediğim öldürmeyen bir helakin mi adı?

Orada mısın? Şah damarımı yokluyorum. Binlerce ölü canlar akıyor üzerinden. Biraz kan, biraz gözyaşı ve biraz çığlık bulaşmış. Eşiyorum yakınlıkları yakalamak için. Bir başkaldırı değil bu. Daha küstahça bir durumun şokuyla deliriyorum. Galiba diyorum küfrün akılsız mertliğinden daha kötüsü cennete sırtını dayamak olsa gerek. Bir sanrının doğmamış sancısını ne zaman işiteceğiz? Bilmiyorum. Bir şeyler mi düşmeli gökten?! İnsan bir çığlık mı olmalı tarih sayfalarında?

Hz. Musa (a.s)’yı biraz daha seviyorum. Onu bana biraz daha anlat istiyorum. Fakat bu, sihirbazların fırlayan gözleri yahut suların gömdüğü Firavun kıssaları gibi bir şey değil. Bu değil istediğim. Ne elindeki asa dilimde bir edebiyatı çekiştiriyor, ne çatlayan on iki pınarın suyunu düşünüyorum.  Şimşeklerin aydınlattığı karanlık gecede, yalnız başına arşı gölgeleyen bir ağaçlı tepe üzerinde kâinatı uykuya daldırıp da Hz. Musa (a.s) ile ne konuştun? Peki ya ben bu çocuksu halimle bu kadar üzgünken koca bir kavim kırk günde nasıl sapıtır?

İçimde bir kent çizdim. Önce ben sürüldüm uzaklara. Sırtımda açık kahverengi bir sürgün çantası… Koşan çocukların neşesine döndüm yüzümü son kez. Düşününce bunları ölümün ayak uçlarına oturup soğuk duvarlara resimler yapıyorum. Bir kız çocuğu çiziyorum kaydırağın üzerine. Umut denilince kızıl renk örme saçlı bir kız çocuğu düşlüyorum. Buğday başaklarının arasından gülümsüyor. Rabbim! Bunlar benim kendi içimde büyüttüğüm kıssalarım. Umulur ki hidayete kavuşurum.

Adn cennetlerinde kitap var mı? Ölünce de devam ettirebilir miyim yazılarımı? Kâğıtlarımı yakma diye dua ediyorum. Ve ‘’biz bu nimetleri daha önce tatmıştık’’ dediğimiz güne rahmetinle erişirsem aralarında türküler de olsun istiyorum. Hem belki bir klasik daktilo ikram edilir kapıların girişinde. Sahi hangi kapıda yazılıdır adım. Korkuyorum. Biraz da umut. Bu ne çıldırtan denge diyor ya şair, tam ortasında oturan bir adam beliriyor.

Bugün sana putsuz bir içtenlikle açarken ellerimi, güzel bir yüzün karşısında kibirlenenlerin Lat, Menat, Uzza tükürüyor suratlarına. Büyükçe bir balta taşıyorum. Kırıyorum kendine faydası olmayanları. Kendime kıyamıyorum. Utanç verici! Hz. İshak (a.s) bana ağlıyor mu?

Muhammed Usame ALPTEKİN

''Demirden sağanaklar altında uyur sevdiğim'' -İsmet Özel

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.