Dalgın Bakan Dargındır

Dalgınım. Ve dargınım da. Aslında bunu daha önce de çok defa anlattım kendi kendime. Dünyaya dalgın bakıyorsan dargınsındır. Kime ya da neye dargınım peki? Hepsi saymakla tükenmeyecek şeyler mi bilmiyorum ama kafamda bununla alakalı bir liste yapmak için fazlasıyla yorgunum.

Tuhaf karşılanacak şeylere de dargın olurum en dargın olunması gereken şeylere de. En çok kendime dargın olurum. Bir kere kendine darılmışsa insan artık darılacak başka kimi kalır hayatta? Ve bir okyanusu geçer gibi uzaklara dalıyorsa belli ki bir şeyler arıyordur şakaklarında çatlayan buzulların arkasında. Bir çıkış yolu, belki bir umut veyahut bir gün; sancılar terleyerek şiirler karaladığı gece boyu.

Ben bir zamanlar kendi çapında hayata kafa tutmakla meşhurdum. Hayali düşmanlar yaratır ve onlarla savaşırdım bütün gece boyu. Savaşı sonlandırdığımda büyük yaralar aldığımı iddia ederek liderliğin aslında böyle olduğunu gösterdiğimi düşünürdüm halkıma. Fakat ne halkım benden haberdar idi ne de lezzetini damarlarımda duyduğum savaşlar kurulmuştu meydanlarda. Kendimce çalıp kendimce söylemiştim bu yaşıma dek. Büyükler gökyüzünden bihaber uçurtma uçurmuştu. Ben idrakim hayallerime haciz getirdiğinde elimdekinin uçurtma dahi olmadığını sonradan anlamıştım.

Duygu tüccarlarının elleriyle sunduğu zehirli elmadan aldığım bir ısırıktı belki de bana dünyanın liderliğini bahşeden güç. Oysa hangi rollerle çıkmıştık dünya arenasına. İçimizdeki heyecanı anlatınca yüzümüze acınası bir kahkaha ile gülen her kim varsa büyük bir kin beslemiştik onlara karşı. Bir söz söylemiştik kalabalıklar arasında. Peki neden bu sözün ciddiyeti büyük bir ses getirmemişti?

Sanki dünyayı yeniden bizler inşa ediyormuşuz gibi hissederdik ne zaman konuşsak. Oysa vakit namazlarını bile unuturdu çoğumuz. Kimimiz ütüsüz pantolon giyerdi, kimimiz gecenin güllü kavunlu dumanında geçirirdi hayatı.

Gece olunca kendi olduğumuz insanı hayata yansıtıyor ve gündüzleri olunması gereken insanı anlatıyorduk kalabalıklara. Kimse kendinden bir adım atmamıştı dünyayı kurtarmak için. Oysa hepimiz evimizin önünden başlasaydık çiçekleri sulamaya önce sokakta birleşecekti yolumuz. Belki bir çay içerdik gerçekten hakkını vererek. Sonra caddede ve sonra mahallede buluşup semte ayak seslerimizi duyurmuş olacaktık. Belki o gün yüzümüze acı ve umutsuz bir ifadeyle bakanları evlerinden çıkmaya da ikna edebilirdik. Hepimiz aslında böyle düşünürken herkes birbirinin tembelliğini bahane ederek çıkmamıştı yola. Hep başkalarının kapısına çiçek ekmeye çalışırken yakaladık birbirimizi. Yüzlerimizde oluşan sopa ve taş izlerinden ötürü bakamadık birbirimize. Olmaları için ikna etmeye çalıştığımız o erdemli insanı karşılarında göremeyişlerinden oldu her ne olduysa.

Ben Tarkovski’nin diline doladığı bir gençliğin kurbanı olma rahatlığına çoktan eriştim. Eleğimi, astığım duvardan alırım korkusuyla evin arka bahçesinde yakmış olduğum koca ateşin içerisinde yok ettim onu. Gece boyu çatırdayan çalılıklara bakarak sabahın nasıl şekilleneceğini düşündüm. Bu saatten sonra artık bir şeyler değişmeli diye nazlanıyordum Allah’a.  Her şey bir anda değişmeyecek olsa da beni ikna edecek bir şeyler istedim ondan. Ansızın esen bir rüzgar da olurdu, kafama düşen bir elma da.

Sonra anladım ki aslında çok fazla amatördüm yaşamak için. Kalabalıklar beni donuk bakışları arasında tıpkı toprağın bir ölüyü dışarı fırlatması gibi itiyordu yukarıya. Kocaman ve bir çocuğu ürkütecek cinsten pencereleri olan kentlerde barınmanın bir anlamı kalmıyordu benim için. Kendimi uzak köylere sürgün etmeyi bir çıkar yol olarak gördüm. Belki çıldırmış gözüyle bakılabilirdim ilk zamanalar. Biraz olsun düşünmeye vakit bulsalardı çıldırmış olmamın kendi utançlarının bir yansıması olduğunun farkına varacaklardı. Fakat kentlerde kör olmak için aynadan yoksun yaşamak gerekiyordu.

Muhammed Usame ALPTEKİN

Muhammed Usame Alptekin. 1996'da dünyaya geldi. Aslında Adıyaman'a geldi ama vizyonu geniş tutmak lazım. Portakal kokusu, çam kokusu ve yağmurun değdiği toprak kokusundan başka sevdiği bir şey yoktur. Yaşamak onun için dokunaklı bir şarkı olmamıştır. Ve sadelik onun için en büyük zarafettir. Sessizlik sığınılacak en güzel dünyalık nimet, yalnız olan onun için Allah'a dosttur. Şükrünü tam eda edememekten yakınır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.