Evlilik Gülü Dikeni ile Sevmektir

Evlilik kutsallığı, dokunulmazlığı olan sevgi ve muhabbetle bağlanan kalplerin, birbirinden çok farklı iki ayrı kişiliğin, iki gönlün bir araya gelmesini sağlayan, dışı sağlam surlarla çevrili, içinde sevgi güllerinin açtığı sağlam bir kaledir. İslam dininde bu kale kadın, erkek, çocuk için en korunaklı yerdir. Burada toplumun temel taşı olan aile oluşmaktadır. O nedenledir ki bu kalenin harcı Kur’ân’ın emri olan nikâhla karılır. Resulûllah’(s.a.v)’in sünnetleri ile yoğrulur, duvarları sevgi ve muhabbetle örülür. Günümüzde her ne kadar da bu aile kurumunu yok etmeye çalışan şeytanın çırakları çoğalmış olsa da Allah rızası gözetilerek yapılan evlilikler Resûlullah muhabbeti ile oluşturulmuş birliktelikler bundan etkilenmezler. Bu niyetlerle yola çıkan çiftler için yaşadıkları süre boyunca bu birliktelik daimidir bu birlikteliğin amacını sadece nefsi istekler oluşturmamakta öncelikle Allah rızasına uygun Resûlullah’ın sünneti ile yaşanabilecek bir yuva hedeflenmekte, bunun sonucunda kurulan bu yuvada Resûlullah kokulu güllerin açması amaçlanmaktadır. Öncelikle Rabbinin rızası için çarpan kalpler, aşkı, muhabbetti, şefkati onun rızası için hissetmiştir.

Allah Resulü (s.a.v)’kıyamet gününde Allah’u Teâlânın himayesinde bulunan yedi sınıf insandan birinin “Allah için birbirini sevenler” olduğunu müjdelemiştir. Eşler birbirlerinin emaneti birbirlerinin elbisesi gibidir. Nitekim yüce Allah ayeti kerimede Onlar (kadınlar) sizin için birer elbise,(örtü)sizde onlar için örtüsünüz.(1Buyurmaktadır. Örtü kişinin ayıbını eksiklerini örten anlamına da gelmektedir. Evliliklerde kişiler birbirlerinin eksiğini tamamlayabilmeli hoşgörü ve saygıyı kişiliği ile ödeştirmeli eşine yuvasına duyduğu sevgiyi, muhabbeti, şefkati öncelikle Rabbinin rızasını kazanmak için amaç edinebilmelidir. Bu amaç hedeflenerek kurulan yuvalar, aileler basit sarsıntılarda yıkılmaz en büyük depremlerden de güçlenerek çıkarlar. Karşılıksız fedakârlığın, sabrın, eşini duyduğu sevginin, hayat arkadaşını ruhunun en ince ayrıntısı ile tanıyabilmenin ve hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını evliliklerde oluşabilecek bazı durumlarda önyargılı olmadan bakabilmenin önemini anlatan şu hikâye aslında bizlere çok şey anlatır.

Mahkeme salonu gün ortası tenhalığındaydı. İlginç bir dava olmadığı için salonda fazla seyirci yoktu. Davalı ve davacı yerinde ise yaşlı bir kadınla bir erkek oturuyordu. Gencecik hâkim salona girince ikisi de zar zor aya­ğa kalktı. Hâkim yerine oturdu. Önündeki dosyaya bir göz attıktan sonra, yüzünü buruşturup içinden söylendi:“Al bir boşanma davası daha!”Dava ile davalıya bakınca şaşırdı. İkisi de yetmi­şini aşkın görünüyordu.“Sekseninde filan olmalılar.”diye düşündü,“bu yaştan sonra da boşanma davası açılır mı? Neyse ba­rıştırıp davayı düşürürüz.”Yaşlı çifti barışacağından emin olarak sesini yük­seltti: “Anlat bakalım nine, dededen neden boşanmak istiyorsun?” Yaşlı kadının gözleri doluydu. Kırpıştıra kırpıştıra torunu yaşındaki hâkime baktı. Ve yürek burkan bir sesle anlatmaya başladı:“Elli yıl kadar önce evlendik. Evlendiğimiz yıl ko­cam olacak bu adam bana bir buket sedef çiçeği verdi. Kendisi o kadar duyarsızdır ki, eminim bunu hatırla­maz bile. İşte onların tohumunu saksıya ektim. Yeni sedefler ürettim. Bir zaman sonra salonum sedef bahçesine döndü. Hepsini çok seviyordum. Çün­kü hepsinin Özünde bîr zamanlar kocamın bana ar­mağan ettiği bir buket sedef yaşıyordu. Hâkim bey oğlum bu kadar düşkün ol­mamı belki yadırgayabilirsiniz, ama ne yapayım, yavru­muz olmadığı için bütün sevgimi onlara vermiştim. Bir gün baktım yaprakları sararıyor. Kocam askerliği­ni bahçıvan olarak yapmıştı, neden öldüklerini sordum. Bana dedi ki, sedefler gündüz değil, gece yarısı sulanırmış. Bunu duymamla, her gece kalkıp çi­çeklerimi sulamaya yemin ettim. Yaşlı kadın derinden bir iç çekti, bu defa hâkime bakmamaya çalışarak konuşmasını sürdürdü:“Hastalıkta sağlıkta, soğukta, sıcakta, tam elli yıl boyunca her gece yatağımdan kalkıp sedef çiçekleri­mi suladım. Şu benim boşanmak istediğim adam, bir gecede ben kalkayım demedi. Hiçbir yardımını gör­medim.”Peki, boşanmak için bunca sene neden bekledin nine?”diye sordu gencecik hâkim,“üç sene, beş sene, baktın kafana göre değil, o zaman boşansaydın ya! “Ailenin kutsal olduğunu öğrettiler bize evlâdım, önce sabredilir hemencecik boşanma olmaz. Bıçağın kemiğe dayanması lâzım.”Anladım” derken gülümsedi hâkim, “bıçak ne za­man kemiğe dayandı?” Birkaç gün önce diye soruya cevap verdi yaşlı kadın,“yorgunluktan, belki de yaşlılıktan o gece uyuya kalmışım. Çiçeğime su veremedim. Yavrucak susuzluktan öldü. Kuruyuverdi. Hiç olmazsa tek bir gece yardım etseydi. Ama etmedi. Onun yüzünden yavrucağımı kaybettim. Böyle bir adamla artık bir da­kika bile evli kalamam hâkim evlâdım, lütfen bizi boşa. Onsuz daha huzurlu yaşayacağıma eminim.”Kadın sustu gözlerinin yaşını sildi. Gencecik hâkim yaşlı adama çevirdi gözlerini: Eşini duydun diye konuştu,“söyleyeceğin bir şey var mı? “Var” dedi yaşlı adam, karısı tarafından ağır şekil­de suçlandığı için önüne bakarak, ancak nereden başlayacağımı bilemiyorum.“Ta başından başla dedi hâkim, en başından“tamam dedi yaşlı adam. Ve hikâyesini anlatma­ya başladı: “Askerliğimi Reisi Cumhur köşkünde bahçıvan ola­rak yaptığım sırada tanıdım Fadime’yi: fesleğenler, açelyalar ve sedef çiçekleriyle birlikte. Birbirimizi ölümüne sevdik. Ona en güzel çiçeklerden buketler yaptım. Sonra evlendik, evliliğimizin ilk yıl­larında boyun ağrısı çektiği için doktora götürmüştüm. Doktor boyun kireçlenmesi teşhisi koydu. Uzun süre yatakta kalırsa boynundaki kireçlenmenin artacağını, bu sebeple her gece kalkıp gezinmesi gerekti­ğini söyledi.‘Her gece en az bir kere yataktan kalkıp dolaşsın dedi. Fakat eşim doktoru dinlemedi. Bu ko­nuda beni de dinlemedi. Aramızda bu tartışma sürer­ken sedef çiçeklerinden en gösterişlileri kurumaya yüz tutmaz mı? Hemen aklıma bir cinlik geldi: Ona çiçekleri gece yarısı sularsa yeniden yeşereceğini söyledim. Sedef çiçeklerini o kadar çok seviyordu ki her gece sulayacağını biliyordum. Ancak uykusu ağırdır. Fadime’min, bunun da bir yolunu buldum. Ne yap­tım ettim, onu her gece uyandırdım. Ve sevdiğim kadını, evladı gibi sevdiği çiçeklerini sularken, her gece gizlice seyrettim. Ama geçen gece, yaşlılık işte, uyanamamışım. Uyanamayınca Fadime’mi de uyandıramadım. Çiçek susuz kaldı. Bu yüzden suç­lanıyorum ve benden boşanmak istiyor. Sizin insafınıza havale ediyorum, hâkim bey oğlum.”Fadime nine ağlamaklı söze girdi “hâkim bey oğlum ben hata etmişim eşimin bunca yıl beni ne kadar çok sevdiğini düşündüğünü fark edememişim.” Demek ki” her şey göründüğü, yâda sanıldığı gibi değilmiş dedi.

Genç hâkimse bir yuvanın daha dağılmamasının rahatlığı ve eşlerin birbiri için yaptığı fedakârlığın inceliğine, hassasiyetine tanık olmamın huzuru görevini tamamladı.

Nitekim Resûlullah (s.a.v) eşlerin birbirine karşı duyduğu sevgiyi, muhabbeti, hoşgörüyü, saygıyı ve tebessümünün onlara cennetin kapılarını açacak davranışlardan olduğunu müjdelemiştir. Bir sahabe Efendimiz(s.a.v)’e hanımının kendisini güler yüzle karşılayıp, güzel sözler söylediğini anlatınca Allah Resûlü“Hanımına selam söyle, kendisini yarı şehit sevabına kavuştuğunu haber ver”(2)buyurmuşlardır.

Rabbim cümlemizi temeli Kur’ân’ın emri olan nikâhla atılmış Allah ve Resulünün muhabbeti, aşkı ile aydınlatılmış en hafif esintilerle en güçlü kasırgalarla, depremlerle yıkılmayacak kadar dayanıklı yuvalar kurmayı nasip eylesin inşaallah

1-Nisâ, 2/187

2-Münziri, et-Tergib ve’t-Terhib

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.