Hiçlik

 

‘’ Şevk ve sevinçle yükselip sonra umutsuzluktan doğan karamsarlık ve bezginlikle dökülerek devam ettikçe kurduğu bütün hayaller karanlıklara boğuluyordu;  fark edememeye, hissetmemeye, hatırlamamaya başladı; sanki yaşamıyordu. ‘’

 

Yaşamamak bir yana bu kadar olmayan şeyin ağırlığında eziliyor, adeta hiçliğe yol alıyordu. Hiçlik diye düşündü sonra.. Hiç olmak, bütün bu ağırlıktan kurtulmanın yegâne sığınağı. Yok olmanın sessiz yankısı. Yaşamın kayıp girdabı. Hiç olmaya yaşamak denirse tabi.

 

–  ‘’ Yine de bunca şeye rağmen yaşamak, yaşamamaya yeğdir ‘’ diye söylendi.

 

Bunu gerçekten inanarak mı söylemişti? Bu soruyla cebelleşirken aslolan şeyin hiç olmaktan geçtiğini idrak etti. Zaten nokta büyüklüğündeki dünyada, bir zerreydi ve hiç olup sonsuzluğa gidecekti. Hiçlik kaçınılmaz bir sondu artık onun için. Sondan ziyade yeni bir başlangıçtı belki…

 

‘’ Aslında hiçlik ölümle eş değerdi ve ölüm bir sondan çok başlangıç değil miydi? Ama biz, insanoğlu sonsuzluğu idrak edemediğimizden her şeyin sonu olarak görüyorduk ölümü. Oysa ki ölüm sonsuzluğa atılan bir adımdı. ‘’

 

Sonsuzluk diye düşünüp hayal sınırını zorlamaya çalışsa da bir türlü bir şey göremedi. O da çok iyi biliyordu ki her şeyi aklı alamaz ve gözleri göremezdi. Gönül gözü diye bir şey vardı ve o devreye girince bütün sır perdeleri aralanırdı. Ama o kapalıysa eğer, bütün gizli kapılar kilitli kalırdı ve hiçbir kilit onları açamazdı.

 

Birden silkelenip kendine gelme ihtiyacı hissetti, uzun zamandır bu konuları düşünüp sorgulamak onu bayağı yormuştu. Nerede olduğunu anlamak için çevresine bir göz gezdirdi, buraya ne ara ve nasıl gelmişti? Aklını yokladı ve geriye sardı günü, bir filmi geri sarar gibi.. Ama bomboştu, sanki biri gelip şu andan öncesini silmişti. Gerçi bulunduğu yer çok da yabancı gelmiyordu ona, daha önce mutlaka gelmiş olmalıydı. Ya da zihni ona çok büyük bir oyun oynuyordu, bunu anlamak için yapacağı tek şey şu görünen kapıdan dışarıya çıkmaktı. 

 

Kapıya doğru ilerledi ve açmak için tokmağını tutup çevirdi ama açılmıyordu. Birkaç kez daha uğraştı fakat kapı yerinden hiç oynamıyordu. Odada belki anahtar vardır deyip aramaya başladı ama önce bir ışık bulmalıydı. Çünkü odanın içi loştu ve neyin nerede olduğu net bir şekilde belli olmuyordu.

 

Bir süre sonra çekmecenin içinde bir fener buldu ve şimdi rahatça anahtarı arayabilirdi. Ama hiçbir yerde kapıyı açacak bir şey yoktu, resmen bu odada kilitli kalmıştı. Daha da kötüsü görünürde hiç pencere yoktu. Odada bir yatak, bir fener ve bir bardak su vardı ama başka bir şeyin olduğunu fark etti. Tam karşı duvarı boydan boya kaplayan bir ayna vardı, şu an elinde fener tutan ve umutsuzca bakan kendi siluetini seyrediyordu, aynada.

 

‘’ Bu gerçek olamaz ‘’ diye fısıldadı birden ve odada sesinin yankılanışını işitti. ‘’ Bu bir oyun ‘’ diye devam etti sözlerine, ‘’ saçma bir oyunun içindeyim ben..  ‘’

Yankılanma devam ediyordu, sustu, sonra yatağa uzanıp tavana baktı. Bir şeyin parladığını fark etti ve hemen feneri o yöne doğru çevirdi. Gördüğü şey karşısında donup kaldı, bu mümkün değildi. Hayır olamazdı, bu gerçek değildi, basit ve saçma bir oyundu sadece.

 

Merve Kaya

'' Nokta büyüklüğündeki dünyada, bir zerre! ''

Hiçlik” için 2 yorum

  • 28 Ağustos 2019 tarihinde, saat 18:08
    Permalink

    Yüreğinize, kaleminize sağlık.👏🏻🤗Oldukça derin anlamlı… yalnız tavanda parlayan şey neydi anlayamadım orayı?

    Yanıtla
    • 7 Eylül 2019 tarihinde, saat 15:05
      Permalink

      Teşekkür ederim, sağ olun 🙂 Aslında orayı, okuyan kişinin hayal gücüne bıraktım diyebilirim. Sonu tamamlamak size kalmış yani. Okuyup, yorum yaptığınız için tekrardan teşekkürler 🙂

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.