” İç Ve Kapital “

” İÇİMİZE ”
Vermiş olduğumuz kararlar doğrultusunda ilerlediğimiz vakit, sonunun hüsran ile bittiğini görünce, kendi akıl seviyemizden, tahayyül ettiklerimiz ve düşündüklerimizden şüpheye düşmeye başladık. Mütemadiyen, insanların görüşlerine inanmaya ve hayatımızı onların istediği şekilde yaşamaya bağlı kıldık.

” İstediğimiz hayatı yaşayamıyoruz diye, yaşadığımız hayatı isteyemiyoruz” sözümü de böylece şerh etmiş oldum.

Vermiş olduğumuz kararların doğruluğu, bizi her bildiğimiz şeyin, her düşündüğümüz şeyin doğru olduğu kanısına sevk etti.
Hâl böyle iken, kimsenin düşüncesinin bizden üst bir seviyede olduğunu kabul edemedik ve akıl almak yerine, ‘verme’ lüksüne sahip olduk.
 
Zira;
” Cahil olana, “bilmemek” yoktur ” .
Yaşadığımız coğrafyada, okuyarak cehaletin ne kadar arttığının,
Eğitimin insanları ne denli sıradanlaştırdığının farkına varmamanın mümkünü yoktur.
Her okuduğunu kabul eden,
Bilmediği bir konu hakkında yapılan yorumları tasdik eden ve sanki Resulullah’ın dilindenmiş gibi;
” O SÖYLÜYORSA DOĞRUDUR! “
cümlesini dilinden düşürmeyen arif görünümlü avam tabakasından sıyrılmak  ve aynı hallerin bize sirayet etmesini engellemek için ne kadar dirensek, nafile.
” Koyun sürüsü ”
Halk içinde bir topluluk vardır ki; bilmez, bilmiş gibi yapar. Gitmez, gitmiş gibi yapar, okumaz, okumuş gibi davranır.
Şair der ya;
” Çıkmaz sokak” yazan hiç bir sokağın sonuna gidemedik. Çıkmaz mı? Değil mi? Öğrenebilmek için.”
Bu vesile ile bir anekdot anlatmak istiyorum;
Bir bankaya ait iki bankamatikli ATM önünde uzunca bir kuyruk vardı. Biri “para yatırma” diğeri ise “para çekme” .
Para yatırma kuyruğunda yaklaşık olarak yirmi küsür insan bekliyor. Her gelen o kuyruğun arkasına katılıyor. Onyedi yaşlarında bir genç cüzdanından banka kartını çıkardığı gibi diğer bankamatiğe ilerliyor. Genç çocuk uzunca kuyruğa bakıp, dönerek işlemini gerçekleştiriyor. Parasını avuç içlerine alıp sayarak, kuyruğun yanından ilerledikten sonra, bunu gören kalabalık, çocuğu seyrederken kendi kendine gülmekten başka bir şey yapamıyor. Herkes bu defa ikinci bankamatiğin olduğu yerde kuyruk oluşturmaya başlıyor. Gün içinde bunun gibi onlarca hadise gerçekleşiyor maalesef.
Demek ki , toplumun her bildiği doğru değil. Toplumun kabul ettiği her şey doğru değil. Topluma göre hareket etmek; “kapitalizme ayak uydurmak ve modern kölelik için bir başlangıçtır”. Nitekim, kapital sistem; görkemli masalar, parlak kıyafetler, pahalı parfümler, elit mekanlar, süslü cümleler gerektirir.
Böyle olduğu vakit; kişi önce çevresinde onun gibi seçkin olamayan arkadaş çevresinden uzaklaşır. Zaman içinde ailesinden soğur, kendini topluma kazandırmak için, değerlerini kaybeder.
” Değerlerini kaybeden insanın, değeri yoktur. “ sözünü de şerh ederek devam edelim.
O yaygaralı cafe’ler, gösterişli eşyalar, insanı kendinden tamamen uzaklaştırır. Sonunun bariz bir şekilde; “Su testisi, su yolunda kırılır” ve “it iti, yiğit, yiğidi tanır” atasözüne çıktığını söyleyebiliriz.
Ne yapmak lazım ?
“Aza kanaat etmeyen, çoğu bulamaz” der büyükler. Ve gösteriş, islam fıtratına aykırıdır. Kendimizi olduğumuz gibi kabul etmek, “kaybolan değerler” başlığı adı altında sıraladığımız değerleri kaybetmemek adına ve kibir, riya, enaniyet, ucup gibi hastalıklı günahların bedenimize zerk etmemesi adına her büyüğün yaptığı gibi, bizde;
” İÇİMİZE DÖNMEK “ zorundayız.
Zira;
” Âcziyet, nefsimizin gıdası ” .

Faruk Yiğit Araz

Author- Tasavvuf

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.